“Hastalıklar doğru okunduğunda çok büyük bir nimettir”

ayşe duman 2Bu ay Op. Dr. Ayşe Duman’la hanımların sağlığına dair bir sohbet gerçekleştirdik. Kadın sağlığına, çok farklı bir bakış açısıyla yaklaşan Ayşe Hanımla yaptığımız sohbetimizin istifadeye medar olmasını temenni ediyoruz.

 Öncelikle okuyucularımız için bize kendinizi tanıtır mısınız Ayşe Hanım?

Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra doğduğum hastanede, Süleymaniye Doğumevi’nde ihtisasa başladım. Ardından yine aynı hastanede baş asistanlık görevinde bulundum. Belediyelerin, kadın kuruluşlarının düzenlediği seminerlere eğitimci olarak, çeşitli TV programlarına konuşmacı olarak katıldım. Gazete ve dergilerde aktif olarak paylaşımlarda bulundum. 1996 yılından itibaren özel sektörde hizmet veriyorum. Yıllar içinde, zor durumdakilere yardım edebilme isteğiyle Afrika ülkelerine de giderek, Sudan’da İHH İnsani Yardım Vakfı gönüllüsü olup Yeryüzü Doktorları’ndan biri olarak Nijer’de “Fistül Projesi”nde görev aldım. Son yıllarda “ Kadın Sağlığına Holistik Yaklaşım’’ farkındalığıyla kadınlara verdiğim hizmet alanımı genişlettim. Zihin beden ruh bütünlüğü içinde gerçek sağlığın oluşabileceği bilgisiyle zihinsel iyileşme tekniklerini (E.F.T hipnoz, imajinasyon, dua) kadın sağlığı, doğum, kadın cinsel işlev bozukluklarında etkin ve güvenli bir şekilde kullanmaya devam etmekteyim.

Yukarıda söylediğiniz gibi, kadın sağlığına holistik yaklaşımla hizmet ediyorsunuz. Bize biraz bundan bahsedebilir misiniz?

Okuldan sonra doğum ve kadın hastalıkları ihtisasına girdim. O dönemlerde çok bilinçli bir tercih değildi benim için. Ancak son 5 yıldır gerçek anlamda yorumladığında geniş bir yelpazeyle muhatap olduğumu anladım. Sağlığı, ruh, zihin, beden bütünlüğünde yorumlarsak ve bu şekilde kadın sağlığını çözümlersek daha iyi bir noktaya getirebilirsek ve kadına bu anlamda bütüncül yaklaşımla yaklaşırsak o zaman gerçekten çok değerli bir alan olduğunu fark ettim. Biz modern tıp eğitimlerinde bir takım fiziksel şikâyetleri ilaçlarla veya ameliyatlarla tedavi ediyoruz. Ama şuna bakmıyoruz, bu fiziksel şikâyetler neden çıktı? Biz mükemmel yaratılmış bir bedenle bu dünyaya gönderiliyoruz. Bir süre sonra bir yerlerimizde arızalar oluyor. Bizler de o arızalarla açıkçası bastırıyoruz,  nedenini yok etmiyoruz. Çünkü biz ruh ve zihni işin içine katmadan yaklaşıyoruz insana. Sadece fizik, beden olarak bakıyoruz. Ama insan bunun çok ötesinde bir şey. İnsan ruhu ve cismiyle vardır ve bir takım yazılım programlarıyla fiziksel yapıya dönüşür. İşte bunu atladığımızda, o yazılım programlarının arızalarını çözmediğimizde bedenimizde hastalıklar oluyor. Bu anlamda kadın sağlığı çok geniş bir yelpazede incelenmesi gerekir. Kadının ruhi ihtiyaçlarının karşılanmadığı zaman kadının fiziki hastalıkları oluyor. Fiziki rahatsızlığı ameliyat veya ilaçla çözmeye çalıştığınızda gerçek şifaya ulaşma şansınız yok. Çünkü hastalıklar ruhun sıkıntılarından, ıztıraplarından oluyor.

Kesin çözüm ilaca bağlı değil!

Meselâ düzensiz âdet kanamaları olan bir hastam vardı. Yapılan testler, tetkikler sonucunda buna sebep olacak hiçbir bulguya rastlamadık. Bunu bütüncül yaklaşımla irdelediğimde “acaba zihinsel olarak bu kadının ne derdi var, nasıl bir sıkıntısı var ki, bu sıkıntı kendini rahmin düzensiz kanamalarıyla ifade etmeye çalışıyor.” Diye baktığımda o zaman gerçekten zihinsel, ruhsal olarak bir takım sıkıntıları olduğunu görüyorum. Yaklaşımınız oradaki problemi çözmek olduğunda, sorun çözülüyor. Öteki türlü sadece ilaç kullandığınız sürece kanama duruyor, ilaca bağımlı hale geliyorsunuz. Ne yazık ki ilaca bağımlı yaşayan çok fazla kronik hasta var. Leblebi gibi ilaç kullanılıyor. Ama gerçek sağlığa ulaşmak böylece mümkün olmuyor.  Bir hastam vardı. 3 yıldır çocuğu olmuyor.  Doktora gitmiş, yumurtalıklarında tembellik olduğu söylenmiş, ilaç kullanılmış bir sürü şey yapılmış, ama gebe kalamamış. Bana geldiğinde şu şikâyetle geldi “benim yumurtalıklarım tembel, gebe kalamıyorum, artık ilaçsızda adet göremiyorum”. Muayene yaptık hormonal olarak yumurtalıkların tembel olduğunu izah edecek hiçbir bulgu yok. Ama kendini o kadar koşullamış ki, “Bu kadar uğraşıldı ben gebe kalamadım” diye. Biz bu yanlış yazılımı silip, kendisinin ne kadar sağlıklı olduğunu, söyledik. Bir takım sıkıntıları vardı gebe kalamadığı için kendini değersiz hissediyordu. Artık kendini toplumdan soyutlamıştı, kimseyle muhatap olmak istemiyordu. Neden çocuğun yok? diyenlerin karşısında kendini kötü hissediyordu. Bütün bu duygular zaten bedenin fonksiyonlarını bozuyor. Nitekim böyle bir farkındalık ile zihinsel iyileşme teknikleriyle çalışıp, ruhu ve bedeni negatif düşüncelerden özgürleştirdiğimizde bana söylediği şey ”35. günümde ilaçsız âdet gördüm.” Oldu. Biz hiç ilaç kullanmadık. Sadece beden yazılımındaki, o virüslü yazılımı sildik ve doğru bir yazılım yükledik. Doğru yazılım dediğimiz, zaten yaratılışta olan program. Biz yeni bir program oluşturmuyoruz. Yaratılışa özümüze dönüyoruz. Çünkü özümüzde zaten mükemmel işleyen bir program var.

Sizin tabirinizle soralım nasıl bir “doğru yükleme” bu?

Tabii ki sözlü, ama bir takım çalışmalar da yapıyoruz. Benim niyetim öncelikle bir farkındalık oluşturmak. Kendimizdeki yazılımları ve arazların kaynağının ne olduğunu bilmek çok önemli. Bu farkındalığı oluşturmak adına ciddi bir zaman ayırıyorum. Hatta baktım ki bu süreçte çok zaman geçiyor, gereksiz iş uzuyor bu anlamda da bir kitap yazdım. Kitap çok iyi bir kaynak bence. İstediğiniz her zaman ulaşabilirsiniz. Doğru yükleme dediğimizde, öncelikle bir farkındalık çalışması yaptıktan sonra duygulara yönelik çalışmalar yapılır. Çünkü bizim bedenimiz duygu düşünce ve davranış sıralamasıyla hareket ediyor. Yani düşünce ve duygu olmadan bedende de herhangi bir davranış olmuyor. 3D yazılımı denen sistem olarak bu tanımlanıyor. Bütün eylemlerimizin arkasında düşünce ve duygular vardır. Bedendeki bütün davranışlar, aslında düşünce ve duygulardan sonra çıkıyor. Az önce bahsettiğim hastada olduğu gibi. “Benim yumurtalıklarım tembel ve çalışmıyor.” Bu bir inançtı onda. Bu inanca göre de beden cevap verdi. İşte bunu bildikten sonra da bedenle doğru iletişim kurmalıyız.

“Değersizlik hissi”

Meselâ bir hastam diyor ki, “ben yaptığım yemeklere teşekkür edilmediğinde kendimi çok kötü hissediyorum.” Burada yapılması gereken şey “Niçin kendimi kötü hissediyorum, bende hangi sıkışmış duygu var ki karşı tarafın bir cümlesi bana kendimi bu kadar kötü hissettiriyor.” Ben kendi içimdeki durumu çözemezsem dışarıdaki insanlar hep bana bir şeyler diyecek, bana mesajlar verecek. Onun verdiği mesajı benim nasıl algıladığım, benim kendi içimdeki yazılımla alâkalı. Bu yazılımı fark etmemiz lâzım. Genellikle de alttan hep değersizlik duygusu çıkıyor. Hele de bayanlarda çok daha yoğun olarak “sen kızsın, öyle yapma, böyle yapma” sözleriyle içimize yerleşen bu değersizlik duygusu, erişkin hayatta herhangi bir şeyle titreştiği zaman kendimizi kötü hissediyoruz.

Bu yaklaşımınızın kaynağı nedir peki?

Aslında bu bizde var olan, ama modern tıpta unutturulmuş bir bakış açısı. Meselâ Osmanlıya baktığınızda hastanelerin yanında müzik terapi merkezleri, farklı ilgi alanları oluşturacak terapi merkezleri var. Meselâ hanımların çok yaygın vakıfları varmış. Hanım Sultanlar vakıflar kurmuşlar ve sosyal hayata destek olmuşlar. Bu bir terapidir, ruhun terapisi. Ruhu doğru noktaya taşıdığınızda zaten bedende hastalık olmuyor. Meselâ Peygamber Efendimiz (asm) zamanında, başka bir memleketten bir hekim geliyor. Günler haftalar geçiyor hiç hasta gelmiyor kendisine. Sonra merak ediyor “buranın halkı bu kadar mı sağlıklı?” diye. Peygamber Efendimize (asm) danışıyor ve diyor ki; benim ümmetim tokken yemek yemez,  günde 2 öğün yemek yer. Midesinin 3/1 su 3/1 hava 3/1 yemektir der. Bu meselâ sağlığa çok güzel bir yaklaşım. Sağlıklı olalım özümüze dönelim dediğimizde aslında özümüzün bize ne olduğunu anlatan ve onu muhafaza etmeye yönelik,  bize rehber olarak gönderilen kaynakları incelemek gerekir. O kaynaklarda hep şu var aslında. Efendimiz şöyle diyor meselâ, verecek hiçbir şeyin yoksa bir gülümsemen de mi yok. Bunun için gülümsemeyi terapilerimde hep ödev olarak veriyorum. Siz gülümsediğinizde bedene giden mesaj şu “bir problem yok.”

Bütüncül yaklaşımla insanlara güzel hizmetler edilebilir. Peki, siz bu farkındalığa ne zaman, nasıl sahip oldunuz?

Biz modern tıp eğitiminde böyle bir yaklaşım eğitimi almıyoruz. Yani bize sıkışmış öfkenin karaciğeri bozacağı buralarda öğretilmiyor. Bu yolculuğa nasıl çıktınız derseniz? Tam 22 yıldır Kadın Doğum Uzmanıyım. Binlerce kadının çok özel anlarında onlarla muhatap oldum. Sonra sıkılmaya başladım bu işten. Baktım sadece reçete yazıyorum. Kadınlar doğumdan korkuyorlar gereksiz yere sezaryen oluyorlar veya zorla doğuruyorlar. Artık bu işten hiçbir keyif alamaz hale gelmiştim. Sonra dedim ki ben hiç olmazsa normal doğumu teşvik edici, gereksiz yere sezaryen olmayı engelleyici bir şey yapayım. Bakın şunu anlıyorum, kadın doğuramıyor ve sezaryen oluyor. Ama bu doğum keyifli olabilir, fakat kadın bu anlarda ya ağlıyor, ya bağırıp çağırıyor, hep bir sıkıntıları var. “Ben bunu nasıl çözebilirim?” diye düşünürken hipnoz eğitimi aldım. Dedim ki ben hipnozla sadece ağrısız doğum yaptıracağım. Sonra o eğitimlerde insanın nasıl bir yapılanma olduğunu gördükçe hayretler içinde kaldım. Gerçekten duygu durumu bizim bütün bedenimizi etkiliyor. Biz bedende bir değişiklik oluşturmak istiyorsak meselâ, keyifli bir doğum yapmak istiyorsak, bizim düşüncelerimizi ve duygularımızı değiştirmemiz lâzım. Bunları fark edince dedim ki tamam bu alanda da çalışayım. Böyle derken farklı farklı kapılar açıldı. Sonra şunu fark ettim. Aslında beden hastalıklarıyla gelen herkese, ben bu yaklaşımla yaklaşmalıyım. Çünkü bedenin hastalıkları ruhtaki, zihindeki bir takım sıkıntıların ifadesidir. Bu kadar duygu durumumuz bedeni etkiliyorken, bana kadın hastalığıyla gelen bir hastayı irdelemeden duramıyorum.

 “Hastalıkları doğru okumak vazifemiz”

Durum böyle olunca hastalıkları doğru okumak bizim vazifemiz. Üstad Bediüzzaman Said Nursi diyor ya hani “hastalık bize ne demek istiyor.” Evet, hastalık bize bir şey demek istiyor. Senin böyle bir sorunun var, bu sorunu çöz.  Hastalığı bu şekilde okuyup çözdükten sonra da hastalığın vazifesi bitiyor.

Peygamber Efendimiz (asm) diyor ki; sıla-i rahim ömrü uzatır. Evet orada muhteşem bir enerji var. Bunu da hayatımıza geçirmemiz lâzım. Bize bir kullanma kılavuzu gönderilmiş, bir rehberimiz var. İnsan Cenab-ı Hakk’ın eşref-i mahlûku. Onun için bizim değersiz olma şansımız yok. Ama bir şekilde öyle hissediyorsak da beden bundan bir şekilde bir hastalık üretiyor.

Bizi O mükemmel işleyen bir beden ve tertemiz bir ruhla gönderdi. Cenab-ı Hak diyor ki size ruhumdan üfledim. Bedenin sağlıkta kalması, bu hayattaki fonksiyonları gösterebilmesi için beslenecek tek kaynak o ruh. Ruh nerden geliyor. O’ndan geliyor. Biz bir başka şeyden, beslenirsek huzuru bulma şansımız mümkün değil. İlâhi kaynaktan beslenen zatlar bu modern psikolojinin uzun yıllar sonucu ortaya koyduğu teknikleri aslında bize söylemiş. Neden uzun çalışmalar yapmadan söylemiş, çünkü ilâhi kaynaktan besleniyor. İnsanın yapılanmasının ne olduğunu oradan biliyor. “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır” sözü psikolojide ciddi bir tez oluşturur aslında.

Bir de şu var kadın kendini iyi hissettiğinde eş, aile, çocuk daha iyi oluyor. Cenab-ı Hak kadını bu kapasitede yaratmış. Kadın daha değişebilir, farkındalığı yüksek yapıda bir varlık. Gerçekten kadın kendisini değiştirmeye başladığında bütün aile, toplum değişmeye başlıyor.

Kadın sağlığında hizmet eden bir doktor olarak, oldukça yaygınlaşan sezaryen doğum için okuyucularımıza neler söyleyeceksiniz?

Diyelim ki doğum korkularınız var. Bunlardan da arındınız, ama bazen sadece doğum değil de, “doğumdan sonra bebeğime iyi bakabilecek miyim?” endişesi bile doğum korkusu olarak ifade edilebiliyor. Onun için orada korku diye ifade edilen şeyin alttaki esas duygusuna ulaşıp çözdüğünüzde keyifli bir doğum yaşıyorsunuz. Hayatınızda kaç defa böyle özel bir yolculuk yaşacaksınız ki? Kadına verilmiş çok büyük bir nimettir bu. Rahim, Rahman isminin tecellisidir. Bu isimle, Hayy ismini tecelli ettiriyorsunuz direk bedeninizde. Aslı astarı olmayan duygu ve düşünce birikimlerinden dolayı bu hikmet, mucize, şahitlik kaçırılır mı? Çok da zor bir şey değil sadece niyet etmek, farkında olmak bunun mümkün olduğunu bilmek başlangıç için yeterli olacaktır. Günümüzde sezaryenle doğum ne yazık ki çok yaygın. Yaratılış programında, kadın bedeninin normal doğumda yaşadığı çok hikmetleri var. Ve bu zor değil, keyifli bir olay. Farkındalığınız olduğunda çok şükredilecek bir yolculuk. Meselâ sabır doğumda çok önemli. Ama şimdi baktığımızda insanlar burcunu ayarlamak istiyor. Önemli tarihlere getirmek istiyor. İzinlerine göre ayarlamaya çalışıyor vs. bu kadar plan programın içinde siz doğum yolculuğunun keyfini sağlıklı bir şekilde yaşayamazsınız. Doğum çok ciddi bir sabır işidir, bize sabretmeyi öğretir. Annenin sabırlı olması çok önemli. Daha o gebelikte ve doğum yolculuğunda o alıştırma başlıyor. Biz o sabrı öğrendiğimizde çocuğumuzla da iletişimimiz daha sağlam olacak.

Okuyucu kitlesi bayanlar olan bir derginin takipçilerine son olarak neler söylemek istersiniz?

İyileşme sorumluluğunun bize ait olduğunu vurgulamak istiyorum. Biz bir iki ilaçla sistemi değiştirilecek kadar basit varlıklar değiliz. Ameliyatlarla, sorunları çözülecek yaradılış programlarımız yok. Kendimizi bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeliyiz. Hastalıkların bize ne demeye çalıştığını anlamaya çalışmalıyız. Hastalıklar, doğru okunduğu zaman çok büyük bir nimettir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir