Belgesel yapımcısı Tülay Gökçimen: “Gördüklerimizden sorumluyuz”

Savaş mağduru Suriyeli kadınların hayatlarının anlatıldığı “Haykırış” belgeselinin yönetmeni, aynı zamanda Kadın ve Demokrasi Derneğinin Basın Komisyonu Başkan Yardımcısı Tülay Gökçimen’le kapak dosyamıza dair bir sohbet gerçekleştirdik.

Tülay Hanım öncelikle çalışmalarınızdan dolayı tebrik ediyoruz. Savaş mağduru hanımlarla ilgili olarak çok güzel çalışmalarınız, belgeselleriniz var. “Biz yaptık, ortaya çıkardık, sizler de görüyorsunuz ve gördüklerinizden sorumlusunuz” diyorsunuz bir röportajınızda. Siz gündemi 3 maymunları oynayan medyanın aksine, daha yakından takip ediyorsunuz. Belgesel çalışmalarınızla problemi çok daha geniş çevrelere ulaştırma noktasındaki vasıtaları kullanıyorsunuz. Biraz çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Şimdi ben yönetmen olarak Suriye ile alakalı 2. belgeselimi çektim. Toplam 7 belgesel çektim bugüne kadar. Ama son 3 belgeselde Suriye’yi ve Suriyeli kadın ve çocukları konu alıyorum. Geçtiğimiz yıl “Haykırış” belgeselini yapmıştık. Bu belgeselde 10 kadın, 10 acı üzerinden gittik. Aslında savaşta mağdur olan bu savaştan etkilenen erkekler de vardı bu belgeselde. Elhamdülillah Haykırış’ın epey karşılığını bulduk. Belgeselin başında bir şey yazıyor. “Bütün dünyanın bildiği, ama kimsenin görmek ve duymak istemediği gerçekleri onlar haykırdılar. “Belgeseldeki kadınların çoğu İslâm dünyasına Arap dünyasına ve Birleşmiş Milletlere sesleniyordu. Onlara “Neredesiniz, neden bizi görmüyorsunuz, neden bize yardımcı olmuyorsunuz, bizim bu rezilliğimiz ne zamana kadar devam edecek?” diyorlardı. Geçtiğimiz aylarda Kadın ve Demokrasi Derneği, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile ortak bir panel düzenledi. “Savaşın mağdur ettiği kadınlar” isimli bu panelde Birleşmiş Milletlerden temsilciler de vardı. Bu Haykırış belgeselinin kısa versiyonu orada izletildi. İslâm İşbirliği Teşkilatından da yetkililer vardı. Yani bir yıldır yapılmış çalışmalarla fark edilmediyseler bile, geçtiğimiz aylarda biz bu belgeseli onlara izleterek “İşte buyurun Suriyeli kadınların haykırışı budur” dedik. Yani kadınların haykırışı bir nevi bu anlamda yerini, muhatabını buldu diyebiliriz. Ama bir şey değişir mi? Bence değişmez. Çünkü onlar o panelde bile kendi yaptıklarından daha çok Türkiye’nin mültecilere yaptığı yardımları anlatıyorlardı.

Herhalde bu noktada büyük hesaplar, rantlar olsa gerek ki ondan bu duyarsızlık. O toplantıdaki notlardan bize neler aktarmak istersiniz?

“Savaşın mağdur ettiği kadınlar” isimli, temalı üst düzeyde gerçekleşene panelde iki farklı oturum yapıldı. Uluslararası düzeyde bir paneldi bu. Yurtdışından da dediğim gibi BM’den İslâm İşbirliği Teşkilatından vs. pek çok temsilciler vardı. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Türkiye Temsilcisi vardı. “Korumamız altındaki Suriyeliler ve Savaşın mağdur ettiği kadınlar ve bunların güçlendirilmeleri” konulu iki oturum da yapıldı. Aslında panel tam anlamıyla tamamlandı diyemeyiz. Çünkü Suriye meselesi o kadar büyük mesele ki bu güne kadar çok konuşulmamış ve konuşulsa bile her şey açık açık konuşulamadığı sadece sorunları konuşuyoruz çözüm yollarına daha gelemedik maalesef. Ama “Haykırış” belgeselinde hanımlar yaşadıklarını gayet net bir şekilde anlatıyorlar. Şimdi belgeselde görüyorsunuz. Bunlar zaten mülteci kadınlar. Suriye’de büyük bir savaştan kaçıyorlar. Onlar zaten eşlerini kaybetmiş, oğulları öldürülmüş, kızları kaçırılmış vs. Çok büyük bir üzüntü. Kendi evlerinden yurtlarından kopuyorlar ve kaçarak hiç tanımadığı bir ülkeye sığınıyorlar. O ülkede de rezil bir hayat yaşıyorlar. Yani bakın Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin yaptığı kamplar çok güzel. Biz Gaziantep Nizip Kampını, AFAD’ın organize ettiği kapları ziyaret ettik. Ama sadece bu kamplar değil, insanlar farklı farklı kapılardan girerek Türkiye’nin her yerine sığındılar. Ve bulundukları derme çatma kendi başlarına yaptıkları çadırlarda, kirasını zar zor ödedikleri evlerde de kalabiliyorlar.

Bunları görebiliyoruz da zaten. Çok uzak değil artık eteğimizden tutup çekiyorlar, dileniyorlar. Çok farklı kesimlerden mülteciler var. Bunlarla beraber ayakları üstünde dimdik duran, hemen faaliyete başlayan, hemcinslerine, geride bıraktıklarına yardım için didinen hanımlar da var.’

Evet, mesela dikiş atölyesi gibi bir yer açmışlar Hatay Reyhanlı’da. Sokak sokak dikiş bilen kadınlar aramışlar, bilmeyenlere de öğretmişler biliyor musunuz? Gerçekten çok büyük proje aslında onlar için. Hiç tanımadıkları bir ülkede organize olmuşlar kimseye muhtaç olmamak için, ellerindeki mesleği kullanarak çok güzel bir organizasyona imza atmışlar. Biz de elimizden geldiği kadar onlara destek olarak yardımcı olmaya ve yaptıkları ürünleri tanıtmaya çalışıyoruz. İsmi de çok güzel “Direniş Atölyesi”. İnşallah buradaki öğrendikleri ya da güçlendirdikleri sanatlarını, ülkelerine güvenle döndükleri zaman da devam ettirebilirler.

Tülay Hanım programın başında yedi belgesel çalışmanızın olduğunu ifade ettiniz. Onlar hangi konuda?

Haykırış’dan sonra “Suriye zindanlarında 24 saat” diye bir belgesel çektik. Bütün dünyanın görmesine rağmen kimsenin yine bir şey demediği, Suriye’den çıkarılan işkence fotoğrafları var. Babalarının cenazelerini almaya giderken gözaltına alınan ve 24 saat zindanda yaşamak zorunda kalan ve İHH İnsanî Yardım Vakfının diplomatik çalışmalarıyla özgürlüğüne kavuşan 3 kız kardeşin hikâyesini anlatıyoruz. Son belgeselimiz de “Savaşın çocukları.” Şu an üzerinde son çalışmaları yapıyoruz. Konu adı üzerinde savaş mağduru çocuklar. Suriyeli çocuklar, hem Suriye’nin içinde kamplarda yaşayan, hem sınırda yaşayan, hem de büyük şehirde yaşayan çocuklarla konuştuk. İzlediğinizde, konuşurken onların farkını göreceksiniz. Onlara resim de yaptırdık. Ne kadar büyük bir travma içinde olduklarını resimlerde göreceksiniz. Sonrasında konuşurlarken de durumu çok daha net anlayacaksınız. Bu savaştan en çok etkileyen taraf çocuklar bence.

Peki, neler çiziyorlar?

İlgimi çeken en büyük şey kız çocuklarının sürekli uçak ve uçaktan düşen bombalar, yaralanan ve ölen insanlar, yere yatan çöp adamlar çiziyorlar. Başına kırmızı çiziyorlar kan akıyor gibi. Erkeklerin ise gül çizmesi çok dikkatimizi çekti. Psikoloğumuza sorduk “Neden erkekler gül, kızlar tank çiziyor?” diye. Kızların tank çizmesi ve uçak çizmesi babalarını kaybetmelerini temsil ediyormuş. Erkeklerin gül çizmesi de annelerine duydukları özlemi yansıtıyormuş. İnşallah belgeselde göreceksiniz çok farklı psikolojide ama umut vadeden çocuklar. Durumları kötü ama inşallah Allah’ın izni ile yardımcıda ve destek de olunursa da umut vadeden ve geleceğe umutla bakan çocukları göreceksiniz inşallah.

Evet, bu noktada dua ediyoruz elimizden geldiği kadar büyük şehir insanı olarak yardım faaliyetlerine iştirak etmeye gayret ediyoruz. Sizin de bu noktadaki faaliyetleriniz gerçekten problemin geniş çevreler duyurulması açısından çok önemli öyle değil mi?

Şimdi bakın biz görselin gücüne inanıyoruz. Artık insanlar kitaplar dolusu konuşsa da, bir 10 dakikalık görüntü izlediğinden gerçekten çok etkileniyorlar. Yani o uzun konuşmalardan etkilenmedikleri kadar etkileniyorlar. Ben bu anlamda belgesel yönetmeniyim. Sanat için yapmıyorum bunu. İnsanlar, gerçekleri görsünler ve bir şekilde duyarlılıkları artsın diye bu çalışmaları yapıyorum. İnsanları da çevrelerindeki gördükleri mülteciler konusunda duyarlı ve destek olmaya çağırıyorum.

Sohbetimizin sonuna gelirken son olarak neler söylemek istersiniz Tülay Hanım?

Uluslararası anlamda bazı çalışmalar gerçekleştiriyoruz demiştik. Ben sizden ve sevgili okurlardan rica etmek istiyorum. Biliyorsunuz Mısır’da geçtiğimiz yılda Esma Biltaci isimli çok değerli bir kardeşimizi kaybettik. Biz Esma’nın adı yetim çocuklar arasında yaşasın istiyoruz. İHH İnsanî Yardım Vakfından bir proje aldık. Üniversite öğrencileri ile birlikte Arakanlı çocukların yaşayacağı bir yetimhane yaptırıyoruz. Yetimhanenin inşaatına destek oluyoruz. Bu anlamda bütün operatörlerden “Esma Biltaci Yetimhanesi” yazıp 3072’ye gönderirlerse kampanyamıza 5 lira katkıda bulunacaklar.

1 comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir