Akıl üzerine

Dünyada tek akıllı yaratılmış insandır. Her şeyin ve çevremizde olanların farkına varmamızı, iyiyle kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt etmemizi sağlayan akıl nimeti dolayısıyla ona sorumluluklar da yüklenmiştir. Aklı olmayanın, akıl nimetini kaybetmişlerin (delilerin) mesuliyeti de yoktur. Sonsuz kudret sahibi Cenab-ı Hakkın emir ve nehiyleri akıllılaradır. Diğerlerinin sorumluluğu olmayıp mesul da tutulmazlar.

Günümüzde maddîleştirilerek mekanik bir hâle sokulan aklı, rûhî ve hissi zekâ tabirleriyle hassasiyeti tenzil edilerek basitleştiriliyor. Hâlbuki akıl kalple buluştuğunda insanın ufku aydınlanır ve ne kadar değerli bir yaratılışta olduğunun farkına varılır. Zira “Nûr-u akıl kalpten gelir.” Zaten aklı aydınlatan müsbet ilimlerdir. Ancak sadece fen’le aydınlanan akıl, insanı hile ve şüpheye düşürebilir. Hakikate ulaşmak ise, kalbi ve vicdanı aydınlatan dinî ilimleri de beraber tahsil etmekle mümkün olur.

Akıl, aynı zamanda bir sermaye olup tecrübelerle kemâle ulaşır. Duygulara akılla yön verilir, anlaşılamayan bazı husus ve incelikler aklın muhakemesiyle anlaşılabilir. Yalnız, sadece aklın feneriyle hareket edilmesinde vartalara düşme tehlikesi vardır. İnsan akıl gibi, görülmeyen ama varlığı her dâim hissedilen pek çok hissiyâtını usulünce kullanarak tehlikeli hâllerden korunabilir.

Bazı hayvanların maharetlerini gördükçe; ‘ne kadar akıllı’ deriz. Bunda bir kasıt olmasa da, onlar akıllı olduklarından öyle davranmamaktadırlar. Onların, dünyaya gönderilmeden evvel programları yazılmış, kabiliyetleri verilmiştir. Yani onlar İlâhî ilhama mazhar olarak davranır ve gelişme gösterirler. Sonradan bizim için sözde, akilâne yaptıkları şeyler, onların tecrübe edindikleri ve eğitilmeleri neticesi olan hareketlerdir.

Akıllı diye vasıflandırdığımız hayvanlar, insanoğlu gibi kendini geliştirebiliyor mu? Bugün gördüğümüz hayvanlar binlerce sene evvel de aynı şekildeydiler. Yani insanoğlu tekniğin zirvesinde seyerân ederken onlar yaratıldıkları vaziyetteler. Meselâ akıllı saydığımız maymunlar, bütün harika hareketleri ve şirinlikleriyle bizlere şaşkınca baktırıyorlarsa da; niye barınmaları için kendilerine evler yapmıyorlar. Veya kışın soğuktan korunmak için oturup kazak vs örmüyorlar? Onlar, bildiğimiz veya bilemediğimiz vazifeler için dünyaya gönderilmişler ve insanın faydalanmasına sunulmuşlardır. Yavrusuna zarar verdiği zehabıyla insana saldıran karga cemaati, bunu akıllı olduğundan mı yapıyor?

Bir başka örnek: Tilkinin birinin vücudunu pireler sarmış. Onlardan bir türlü kurtulamıyor. Pireler çoğaldıkça çoğalmış ve artmaya da devam etmekteler. Tilkinin kaşınmaktan ve sürtünmekten tüyleri dökülüyor uyuz bir hâle geliyor. Bir gün göl kenarına gider. Ağzına uzunca içi delik bir ot çubuk alır ve göle girmeye başlar. Dizlerine kadar girdiği gölde bir müddet bekler. Bu zaman zarfında su içindeki kısımdan pireler yukarıya hücum ederler. Tilki bu sefer beline kadar suya girer ve bekler. Havasız kalan pireler bir müddet sonra daha yukarılara suyun üzerinde kalan kısımlara akın ederler. Tilki bu sefer başına kadar suya gömülür ve bekler. Pirelerin kafasına hücum edip toplandığında da başını da suya sokar. Ağzında uzun içi delik çubukla nefes almakta ve yine beklemektedir. Zaman geçtikçe sudan yukarı çıkan pireler o çubuğa doluşurlar. Sonra tilki ne mi yapar? Püf! Diye çubuğu fırlatır ve gölden çıkar. Pirelerin tasallutundan kurtulmuştur. İşte burada, tilki akıllılığından mı böyle bir usule başvurmuştur? Onun bu harika davranışı aklı olduğundan ileri gelmemektedir. Sevk-i İlâhî sebebi ile böyle güzel bir neticeye ulaştırılmıştır. Hayvanlar âleminde böylesi misaller pek çoktur.

İnsanlar da hayvanların her çeşidinden aklıyla istifadeye çalışır ve çalışmaktadır. Ancak hayvanlara eziyet eden akıllı insanlardan, zulüm gören hayvanlar akıllıların mesul tutulduğu günde, haklarını alacaklardır elbet.

Akla dair söylenenler, atasözleri olarak kullanılagelmiştir. Meselâ; “Akıllı düşman, akılsız dosttan yeğdir, akıllı, edebi edepsizlerden öğrenir, akıllı söylemeden evvel düşünür, aklınla gör, kalbinle işit.”bunlardan bazılarıdır. Öğrencilerin bazılarının eğitim ve öğretimle meşgul olmaları icap ederken, arkadaşlarını ve öğretmenlerini üzmesi, bazı ebeveynlerin de terbiye vermedikleri bu tiplerin kabahatinin ardında durmaları, akıllarını kullanamamaktan mı ileri gelmektedir?

İnsanoğlu aklının almadığı, kavrayamadığı bazı hakikatleri inkâra yeltenir. Hâlbuki “Akıl, ruhun hareketlerini ihata edemez.” “Ben görmediğim şeye inanmam” diyen bazı ukalâlar, akıllarını gösterememe tezadına düşerler. Zira “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir; göz ise maneviyatta kördür.”

Bazı insanların; umumun menfaatini, şahsî menfaatine feda etmeyi akıllılık addeylemesi, Bediüzzaman’a göre; akıldan istifa edilmesi lâzım gelen bir divaneliktir. Ufacık bir menfaati için dünyayı yakan ve yakmaya temayüllü Siyonist Yahudilerin yaptıkları ve sebep oldukları fecaat ve hâdiseler ortadadır. Akıllı insanın yaptığı vahşeti, akılsız hayvanlar yapmıyorlar.

Akıllılık; sadece insana mahsus olan bu hususiyeti, usulünce yerinde ve doğru istikamette, kalple buluşturarak kullanmakta olsa gerek, vesselâm.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir