Hak ve sorumluluklarımızı bilmek

 

Soru: “Kul hakkı nedir? Kul hakkı mahşerde nasıl giderilecek? Kulun, ‘Benim hakkımı yedi. İlla da Cehennem’de yak’ demeye yetkisi var mı? Kul hakkının affı ve tövbesi nasıl olur?”

İslâmiyet’te iki türlü temel haktan söz edilir: Bunlardan birincisi hukûkullah, yani Allah’ın hak­kı; diğeri ise hukûk-u ibâd, yani kulların birbirlerine karşı doğuştan getirdikleri hak ve vazîfeleri.

Allah’a imanla birlikte ibadet ve taatte bu­lunmak; takvâ, Allah sevgisi, tevekkül, ihlâs, riyâ ve kibirden uzaklaşmak gibi ahlâk-ı hamide ile bezenip, nefsimizi kötülüklerden arındırmak Al­lah’ın üzerimizdeki haklarındandır.

Kul hakkı ise, ferdin zimmetinde bulunan, başkalarına mahsus maddî ve manevî imkân ve menfaatler ile Müslüman’ın başkaları lehine yap­makla yükümlü bulunduğu vazifelerdir.

İnsanların sosyal birer varlık olmaları ve top­lumlar hâlinde yaşamaları, birbirlerine karşı sa­yılamayacak derecede haklar ve sorumluluklar doğurur. Karşılıklı hak ve sorumluluklarına riâyet etmekle yükümlü bulunan Müslümanlar, bu yü­kümlülüklerini “kul hakkı” ifadesi içinde formüle etmişler ve riâyet etmeye çalışmışlardır.

Resûlullah Efendimiz (asm): “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Ona hıyanet etmez. Ona yalan söylemez. Ona yardımı terk etmez. Her Müslüman’ın ırzı, malı ve kanı diğer Müslü­man’ın üzerine haramdır. (Mübarek kalbini gös­tererek) Allah korkusu buradadır. Bir kimseye şer olarak Müslüman kardeşini hor görmesi yeter” buyurmuştur.1

Kulun mahşer gününde hakkını yiyen bir kim­se ile ilgili olarak Cenâb-ı Allah’a: “Şu kişide ala­cağım var. Hakkımı yedi. Onu Cehennem’de yak!” deme hakkı elbette yoktur. Çünkü orada Ahke­mü’l-Hâkimin Cenâb-ı Allah’tır. Hâkim’in takdi­rine ve inisiyatifine müdâhale edilir mi? Takdir O’nundur. Sonra, Cenâb-ı Allah zâlime—hâşâ—il­timas mı geçecektir ki, buna ihtiyaç olsun? Nite­kim kul hakkının mahşer günündeki yansımasını konu alan şu hadis-i şerifin verdiği haber tüyleri­mizi diken diken eder:

Resûlullah (asm) Ashab-ı kirâma:

“Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashab-ı Kirâm:

“Bize göre müflis, parası-pulu olmayan ve malı bulunmayandır” diye cevap verdi.

Allah Resûlü (asm) şöyle buyurdu: “Ümme­timden müflis olanlar şu kimselerdir: Kıyâmet Günü namaz, oruç ve zekât ile gelir. Fakat amel defterinde; ‘Şuna sövdü!’, ‘Şuna zina iftirâsı yaptı.’, ‘Şunun malını yedi.’, ‘Şunun kanını akıt­tı.’, ‘Şunu dövdü!’ diye yazılmış olarak gelir. Bu durumda hasenâtının sevaplarından şu kimseye verilir. İyiliklerinin sevabından bu kimseye verilir. Eğer üzerindeki borç ödenmeden önce sevapla­rı tükenirse, alacaklıların günahlarından alınıp onun üzerine yazılır. Sonra Cehenneme atılır.”2

Resûlullah (asm): “Allah yolunda cihad ve Al­lah’a îman amellerin en efdâlidir” buyurdu.

Bir adam ayağa kalktı ve: “Yâ Resûlallah! Eğer Allah yolunda öldürülürsem, benden sâdır olan günahlarım örtülür mü?” diye sordu.

Allah Resûlü (asm): “Eğer sabrederek, se­vabını umarak ve arkanı dönmeden cihada yö­nelmiş halde iken öldürülürsen, kul hakkından başka günahlarına kefaret olur. Bunu bana Cibril söyledi” buyurdu.3

Allah Resulü (asm) şöyle buyurmuştur: “Ki­min yanında kardeşinin vakar ve onurunu sar­sacak cinsten veya kıymeti bulunan bir şeyden zulüm ve haksızlık ile elde edilmiş bir hak varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı gün gelmeden önce bugün, dünyada iken helâlleşsin. Yoksa sâ­lih ameli varsa, haksızlığı kadar alınır, hak sahi­bine verilir. Şayet hasenatı yoksa hak sahibinin günahları alınır, onun üzerine yüklenir.”4

Zikrettiğimiz hadis-i şeriflerden anlaşılacağı gibi, kul hakkı bir Müslüman’ın manevî hayatı üzerinde önemli bir handikap olarak bulunmak­tadır. Her Müslüman’ın hayat hakkı, şahsiyet ve onurunun korunması hakkı, özel hayatının gizli­liği hakkı, dinî ve vicdanî kanaat hakkı, ikamet, seyahat, öğrenme, bilgi edinme, düşünce ve ifa­de hürriyeti, mülk edinme, çalışma, harcama ve tasarrufta bulunma gibi kendi zâtına mahsus doğuştan getirdiği hakları İslâm Dîni tarafından korunmuştur ve dokunulmaz ilân edilmiştir. Müslüman’a iftira atmak, gıybetini yapmak ve haksız yere kalbini kırmak da hiç şüphesiz kul hakkı kapsamına girer.

Kul hakkının günahından ve vebalinden kur­tulmanın tek yolu, bu hakka riâyet etmek ve karşı taraf ile gönülden ve içten helâlleşmektir. Helâlleşme sağlandıktan sonra tövbe ve istiğfar­da bulunulur.

Dipnotlar:

1- Riyâzu’s-Sâlihîn, 234,

2- Müslim,

3- Riyâzu’s-Sâlihîn, 217,

4- Buhârî.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir