Sosyal medyada çocuk fotoğrafları

İnsan olarak birçok psikolojik ihtiyacımız var. Bunlardan biri görülmek, fark edilmek. Biz görünme­yi, görünür olmayı seviyoruz. Hiç kimsenin bizi fark etmediği bir ortamda huzursuz oluyoruz. Çünkü gö­rülmek, varlığımızın fark edilmesi anlamına geliyor. Görünmediğimizde sanki yok oluyoruz ve yokluk bize acı veriyor.

Biz görünür olmanın yanında maharetlerimizin bi­linmesini de arzu ediyoruz. Yaptıklarımıza, eserlerimi­ze, yaşadıklarımıza tanık olanlar arttıkça kendimizi iyi hissediyoruz. Bu sayede varlığımız anlam kazanmış oluyor. Bu nedenledir ki, sahip olduğumuz meziyetle­ri, yaşadıklarımızı sergilemeyi, anlatmayı seviyoruz ve insanların bunu takip etmesi hoşumuza gidiyor.

Biz beğenilmeyi, takdir görmeyi de seviyoruz ve bunu istiyoruz. Bu psikolojik bir ihtiyacımız. Beğenil­dikçe, takdir edildikçe varlığımız onaylanıyor ve biz kendimizi daha iyi hissediyoruz. Bu nedenle diğer in­sanların beğenisini ve takdirini içten içe arzuluyoruz.

Bizler sosyalleşmeye, diğer insanlarla bir araya gelip topluluk olmaya ihtiyaç duyuyoruz. Yalnızlık bazen bize iyi gelse de hiç birimiz tamamen yalnız bir hayat tercih etmiyoruz. İnsanlarla konuşmak, sohbet etmek, dertlerimizi anlatmak, güzel haber­leri paylaşmak bize iyi geliyor. Bir topluluk içinde, et­kileşim halinde yaşamak en derin ihtiyaçlarımızdan bir tanesi.

Sosyal medya, bu saydığımız derin ihtiyaçlarımız­la örtüşüyor. Biz sosyal medya aracılığıyla görünür oluyoruz. Fotoğraflarımızı paylaşarak görünür olma arzumuzu gideriyoruz. Sahip olduğumuz yetileri ora­da sergiliyoruz. Sosyal medyada aldığımız beğeniler, retweetler bizim takdir ve beğenilme arzumuzu okşuyor. Ayrıca insanlarla birlikte olma ihtiyacımızı kısmen sosyal medyada gideriyoruz. Eskilerin çeşme başında yüz yüze yaptıkları sohbetlerin tadını, sanal ortamlarda arıyoruz. Sosyal medya tüm bu ihtiyaç­larımızla da örtüştüğü için hızla hayatımıza girdi ve gün geçtikçe yaygınlaşıyor.

Ne var ki sosyal medya, göründüğü kadar masum değil. İpin ucunu kaçırdığımızda sosyal medya, insan­lığımızı yaralayabiliyor. Görünür olma arzumuz sosyal medya ile çok rahatlıkla gösteriş meraklısı olmaya, kendimizi insanların gözüne sokmaya dönüşebiliyor. Ya da farkında olmadan görünür olmanın kölesi ola­biliyoruz. Bir süre sonra eserlerimizi, ürünlerimizi gö­rünür kılma merakımız; kendimizi, simamızı görünür kılmaya dönüşüp narsistik bir hal alabiliyor. Beğeni arzumuzu tatmin ederken sürekli kendimizi kaç be­ğeni, kaç retweet aldığımızı kontrol ederken, takip­çi arttırma çabasına girmişken bulabiliyoruz. Sosyal medyada sosyalleşmeye çalışırken eşimizden, çocu­ğumuzdan uzaklaşabiliyoruz. Sanal sosyalliği­miz uğruna gerçek hayattaki ilişkilerden kopabiliyoruz. Dahası sosyal med­yada ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışırken çocuklarımızı da bu sürecin bir parçası yapabili­yoruz.

Sosyal medyada yapı­lan paylaşımlar arasında çocuk fotoğrafları sıklıkla yer alıyor. Yeni doğmuş bir bebeğin fotoğrafı, yürüyen, konuşmaya ça­lışan, oynayan, uyuyan-u­yumayan, yemek yiyen-ye­meyen çocukların fotoğraf­ları her gün sosyal medyada paylaşılıyor. Peki biz, bu pay­laşımları neden yaptığımızı sor­guluyor muyuz? Acaba bir ebe­veyn olarak bizler çocuklarımızın fotoğraflarını neden paylaşma ihtiyacı hissediyoruz? Onlar üzerinden kendi psikolojik ihtiyaçlarımızı mı karşılama­ya çalışıyoruz? ‘Kızım şunu yaptı!’, ‘Oğlum bunu yaptı!’ diyerek bütün dünyaya gösterdi­ğimiz fotoğraflar üzerinden beğeni aldığımız evlatlarımız, görünmemizi sağlayan bir ‘nesneye/eşyaya’ dönüşü­vermiş mi oluyor? Çocuklar çoğu zaman, anne-babanın kendi kendini bir tatmin aracı halini mi alıyor? Paylaşmak amacı ile çıktığımız yolculuk çocuğumuzu sergilemeye mi dönüşüyor?

Acaba fotoğrafları çocuk için mi paylaşıyoruz, yoksa çocuk üzerinden görülme, sosyalleşme ve be­ğenilme arzumuz için mi? Cevabımız, ‘çocuk üzerin­den arzularımızı gidermek’ ise, çocuklarımızı kendi­miz için tanımadığımız, bilmediğimiz kişilerin gözleri önüne atmak anne-babalık hislerimizle örtüşüyor mu? Hayır, ‘Çocuk için paylaşıyoruz’ diyorsak, tanıdı­ğı-tanımadığı kişilere, fotoğraflarının paylaşılması, çocuklara nasıl bir fayda sağlıyor?

Kendi duygularımızı tatmin için çocukların gö­rüntülerini herkesin göreceği şekilde internet orta­mında paylaşmak hiç sağlıklı değil. Çocuklara yönelik cinsel sapıklığı olanlar çocuk fotoğraflarını biriktiri­yor. Ayrıca art niyetli, kötü bakışlı kişilerin bakışları, niyetleri çocuklarımızı olumsuz etkiliyor. Küçük ço­cuklarımızın mahremiyet haklarını gözetip korumak bizlerin görevi değil mi? Çocuklarımızın bütün haya­tı, nerdeyse tüm dünyaya canlı yayınla gösteriliyor. Oysa ki, sağlıklı kişilik gelişimi için çocuğun kendine ait bir dünyası olması gerekiyor. Yetişkinler için du­varları camdan evlerde yaşamak ne kadar rahatsız edici ise, çocuklar için de herkesin erişimine açık bir hayat, o kadar rahatsız edici olabiliyor.

Yirmi sene sonra, yüzlerce fotoğrafı herkesin erişiminde olan bir çocuk, bu durumdan memnun olacak mı? Çocuk bunu değiştirmek istediğinde, ger­çekleştirmesi mümkün olabilecek mi? Böyle bir du­rumun çocuk üzerinde oluşturacağı olumsuz etkileri bugünden tahmin etmek oldukça zor. Ya çocukları­mız karar verme aşamasına geldiğinde bizim paylaş­tığımız fotoğraflardan rahatsız olursa, ya da “Hangi hakla her halimi sosyal medyada paylaştınız? Bunu yaparken bana sordunuz mu?” diye bizi sorgularsa cevabımız ne olacak?

Çocuk fotoğraflarını paylaşırken genellikle ‘Ama çocuğum bundan mutlu oluyor.’ düşüncesine sı­ğınabiliyoruz. Çocuğun sürekli kendi fotoğrafının çekilip paylaşılmasını istemesi doğal değil. Sürekli, fotoğraflarının paylaşıldığından haberdar bir çocuk­ta narsizm gelişebiliyor. Böyle yapıldığında çocuklar hep gündemde ve gözde kişinin kendisi olduğuna inanıyor. ‘Ama çocuk bundan mutlu oluyor’ diye düşünerek çocuğa sürekli şeker veremeyeceğimiz gibi, aynı düşüncelerle onun fotoğraflarını da pay­laşamayız. Kendisinden sürekli, övülerek söz edilen, her görüntüsü beğenilen bir çocuk, övülmeye de­ğer birisi olmak yerine, daha çok beğeni alacak bir görüntüye sahip olmaya çalışıyor. Çocuklarımızın gösteriş meraklısı bireyler olmasında, ebeveynler olarak ne kadar payımızın olduğunu sorgulamamız gerekiyor. Özetle, biz insanız; görülmek, beğenilmek ve sosyal ilişkiler kurmak istiyoruz. Bu sayede var olduğumuzu hissediyoruz. Sosyal medya ise bizim bu ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalıştığımız bir mecra gibi duruyor. Ancak buradaki ilişkilerimizi düzenle­mediğimizde öncelikli zararı biz görüyoruz. Bazen bu zarara çocuklarımızı ortak ediyoruz. Bazen farkında olmadan kendi ihtiyaçlarımızı karşılamak için çocuk­larımızı kullanabiliyoruz. Sosyal medyada çocuk fo­toğrafı paylaşma çılgınlığını yeniden sorgulamamız gerekiyor. Biz diyoruz ki, çocuklarımız için attığımız her adımda kendimize şunu soralım: Yaptıklarımızı çocuklarımızın iyiliği için mi, yoksa onların üzerinden bir şeyler elde etmek için mi yapıyoruz?

Kaynak: Pedagoji Derneği

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir