Risale-i Nur’a hizmetin fazilet ve faydaları

Risâle-i Nur’u yazmanın uhrevî ve dünyevî pek çok faydaları olduğu, bunların da:

1. Ehl-i dalâlete karşı manen mücahede etmek,

2. Üstadına neşr-i hakîkatte yardım etmek,

3. Müslümanlara îmân cihetinde hizmet etmek,

4. Kalem ile ilmi tahsil etmek,

5. Bazen bir saati bir sene ibadet hükmüne ge­çen tefekkürî ibadeti yapmak,

6. İmân ile kabre girmektir.

Beş türlü de, dünyevî faydaları var.

1. Rızkta bereket,

2. Kalpte rahat ve sürur,

3. Maîşette sühûlet,

4. İşlerinde muvaffakiyet,

5. Talebelik faziletini almakla, bütün Risâle-i Nur talebelerinin dualarına hissedar olmak olduğu ve bunların yakında gençlik tarafından idrak olu­nup, üniversitenin bir Nur mektebi haline döneceği yazılıyor.

(Bediüzzaman Said Nursî, Şualar) 

Azîz, sıddık kardeşlerim,

Cenab-ı Erhamü’r-Rahimîne hadsiz şükür olsun ki, bu acîb zamanda ve garip yerde, talebe-i ulû­mun kıymetli şerefini ve ehemmiyetli hizmetlerini kazanmayı sizler vasıtasıyla; bizlere de müyesser eyledi. Ehl-i keşf-i kubûrun müşahedesiyle, mü­teaddit vakıatla, tahsil-i ulûm anında vefat eden bazı müştak ve ciddî bir talebe-i ulûm, şehitler gibi kendini hayatta ve kendi dersiyle meşgul görüyor. Hatta meşhur bir ehl-i keşfe’l-kubûr, vefat eden ve ilm-i sarf ve nahiv okuyan bir talebenin kabrinde Münker-Nekir’e nasıl cevap verecek diye muraka­be etmiş ve müşahede edip işitmiş ki; melek-i sual ondan sordu: “Men Rabbüke” “Senin Rabbin kim­dir?” dediği zaman, o nahiv dersiyle iştigal eder­ken vefat eden talebe, o meleğin cevabında demiş: “Men” müptedadır, “Rabbüke” onun haberidir.” Nahiv ilmince cevap vermiş. Kendini medresede zannetmiş. İşte bu vakıaya muvafık olarak ben, merhum Hafız Ali’yi aynen hayattaki gibi Risale-i Nur’la meşgul olarak en yüksek bir ilimde çalışan bir talebe-i ulûm vaziyetinde ve tam şehitler mer­tebesinde ve tarz-ı hayatlarında biliyorum ve o kanaat ile ona ve onun gibi Mehmed Zühdü’ye ve Hafız Mehmed’e bazı dualarımda derim: Ya Rabbî! Bunları Kıyamete kadar Risale-i Nur kisvesinde ha­kaik-ı îmaniye ve esrar-ı Kur’aniye ile kemal-i ferah ve sevinçle meşgul eyle, amin. İnşaallah.

(Bediüzzaman Said Nursî, Şualar)

Risale-i Nur’un bir talebesi, Risale-i Nur’a ça­lışmadığının bir sebebi, derd-i maîşetin ziyadeleş­mesi olduğunu söyledi. Biz de ona dedik: Risale-i Nur’a çalışmadığın için derd-i maîşet sana şiddet­lendi. Çünkü bu havalide her talebe îtiraf ediyor ve ben de ediyorum ki: Risale-i Nur’a çalıştıkça, yaşa­makta kolaylık ve kalbde ferahlık ve maîşette sü­hûlet görüyoruz.

(Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası)

Ben, pek katî bir sûrette ve bine yakin tec­rübelerim neticesinde katî kanaatım gelmiş ve ekser günlerde hissediyorum ki; Risale-i Nur’un hizmetinde bulunduğum günde, o hizmetin de­recesine göre kalbimde, bedenimde, dimağımda, maîşetimde bir inkişaf, inbisat, ferahlık, bereket görüyorum. Hem orada iken, hem burada çok kar­deşlerimden aynı haleti hissettim ve ediyorum. Ve çoklar îtiraf ediyor ki, “Biz de hissediyoruz” derler. Hatta, size geçen sene yazdığım gibi, benim pek az gıda ile yaşadığımın sırrı, o bereket imiş.

Hem İmam-ı Şafiî’den (ra) rivayet var ki, “Ha­lis talebe-i ulûmun rızkına ben kefalet edebilirim” demiş. “Çünkü rızıklarında vüs’at ve bereket olur.” Madem hakîkat budur ve madem halis talebe-i ulûm ünvanına Risale-i Nur şakirtleri bu zamanda tam liyakat göstermişler; elbette şimdiki açlık ve kahta mukabil, Risale-i Nur hizmetini bırakmak ve zarûret-i maîşet özürüyle, maîşet peşine koşmak yerine en iyi çare, şükür ve kanaat ve Risale-i Nur talebeliğine tam sarılmaktır.

Evet, her tarafta, bu derd-i maîşet herkesi sar­sıyor. Ehl-i dalalet bundan istifade eder; ehl-i di­yanet de, kendini mazur bilir, “Zarûrettir; ne yapa­lım” der.

Demek ki, Risale-i Nur şakirtleri, bu açlık ve zarûret musîbetine karşı yine Nurla mukabele et­meli. Her şakirdin vazifesi, yalnız kendi îmanını kurtarmak değil; belki başkasının îmanlarını da muhafaza etmeye mükelleftir. O da, hizmete ciddî devam ile olur.

(Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası)

Bugünlerde herkes sıkıntıdan şekva ediyor. Adeta manevî havanın bozukluğundan, maddî ve umûmi bir sıkıntı hastalığını vermiş. Hatta bana da bir gün sirayet etti. Bizim her derdimize ilaç olan Risale-i Nur ile meşgul olanlarda, o sıkıntı hastalığı ya yok veya pek azdır.

(Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası)

Çok tecrübelerle ve bilhassa bu sıkı ve sıkıntı­lı hapiste katî kanaatim gelmiş ki, Risale-i Nur ile kıraaten ve kitabeten iştigal, sıkıntıyı çok hafifleş­tirir, ferah verir. Meşgul olmadığım zaman o musî­bet tezauf edip lüzumsuz şeylerle beni müteessir eder.

(Bediüzzaman Said Nursî, Şualar) 

Lugatçe:

Ehl-i keşfe’l-kubûr: Kabir ehlinin halini görenler

Derd-i maîşet: Geçim derdi

İnbisat: Genişleme

Tezauf: Bir misli artmak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir