Emanetime mektup

Güneşin müşfik Rabbi ihsan ederken sonuna kadar her bir pırıltısını renklerin, kirpiklerimi okşayarak odama dolan, tatlı bir huzme idin seccademde. Karanlığın gidişiyle dünyamın nura gark olması gibi, nura boyadı bîkes yüreğimin her bir köşesini de. Birbirine hasret kalmışçasına sımsıkı birer dost gibi sarılıp kucaklamış iken özlemlerimle dualarım, şükürler barındırıyordu derinliklerinde ta iliklerimin. Sabah pencereme gelerek, konan bir küçük serçe, tatlı cıvıltısıyla müjdelemek ister gibiydi senin geleceğini. Cennetten terennümler bestelemişti sanki; her şeyin Sahibinden yana.Ve ardından gelen varlık haberi iyiden iyiye kanatlandırdı senin için çarpan yüreğimi. İşte yıllardır hayalini kurup, hayaliyle bile mutlu olduğum. İşte defalarca Rabbimden niyaz edip yalvararak istediğim. İşte gecelerde derin uykularımı bölüp de sessizce ağladığım. Nihayet o gün gelip bulmuştu beni, yüz binlerce imkân ve ihtimal içinden, sonsuz bir ikram ve ihsan edişle. Seni ilk defa kucağıma almak için ellerimi kundağına uzattığım o anda tir tir titriyordum heyecandan. Gözlerimden dökülmeye meyleden damlalar “Erkekler ağlamaz!” naralarını boşa çıkarmak istercesine, yüreğimle bir olup kabına sığamazcasına taşıp coşmaktaydı. Minicik bedenin, kollarımın arasındaydı işte. Tüm masumiyeti, saflığı, acziyeti, mis gibi kokusuyla. O güzel çehrende kaybolup gittim izlerken seni… Öylesine ki kelimeler duygularıma tercüman olmaya yetersiz kalmış, acizane birikmişlerdi yüreğimde. Her biri mütebessim ve de bir o kadar ürkek koşuşturuyor gibiydiler beşâretle.

Rahmanın cennet bahçelerinden gönderilmiş sayısız çiçek arasından bana bahşedilmiş olanıydın sen. Sen cennet masumum. Sen dualarımda biriktirdiğim yarınlara dair umudum. Ukbaya gönderdiğim bağışlanma ümidim. Peygamberimin ahdine vefâ, ümmetinin çokluğuna dair olan. Rabbimin emrine mûti olarak, soyumdan gelecekleri “Sana secde edenlerden eyle Ya Rabbi!” duasına, İbrahimvâri âminim.Yusuf yüzlüm, pamuk ellim… Fani dünyama, ısrarla çağırdığım bâki misafirim. Rabbimin Vehhab ismine ayîne, Rahman’ın ikramının tecessümleşmiş hali. Yedeğime verilmiş emanetlerin en kıymetlisi. İltifatların en sevimlisi, teklif yurdunda, mükellef kılınarak.

Biliyor musun? Aylarca seni bedeninde misafir eden anneni daha önce hiç bu denli heyecanlı, mutlu ve telaşlı görmemiştim. Her ne kadar gizlemeye çalışmış olsa da hislerini, tek gayesinin sırf seni dünyaya getirmek olmadığı belliydi itinâsından. Öyle ki “Cennet anaların ayakları altında” hükmünün canlı timsallerinden biriydi, gözlerimin önündeki annen. Miniğim, annenin böyle rikkâte gelmesi, ta yıllar öncesindeki ettiğim duaların hükmüydü sanki. Çünkü yıllar önce henüz evlenmeden, sana dinine bağlı bir anne seçmekle başladım duama. Aradığım eş adayında, ne güzellik, ne mal-mülk, ne de şan-şöhret peşinde koşmadan. “Sırf dindar ve ahlâklı olsun yavrumun anası” dedim. Lâkin cennet hediyesi biricik yavrumu, biricik seni, şefkatten bîhaber bir yüreğe sahip olan bir ele teslim edemezdim. Şüphesiz imanlı bir annenin seni daha iyi himaye edeceğini, yetiştireceğini, imanını takviye edeceğini biliyordum, şu dünya zindanında.

“Baba bütün anneler şefkatli değil midir ki?” diyeceksin. Doğru yavrum lâkin Rabbimizin ihsan ettiği şefkati su- i istimal edip, sırf şefkatini evladının dünyası uğruna sarf ederek, ahiretini düşünmeyen analar yavrularını da heder eder. Bizi birbirimizden ayıracak sûri bir yuva değildi hayalim. Bizi sonsuza kadar mahvedecek, ebedi müfarakatımıza göz yumamazdım değil mi ? Ve yavrucuğum, senin büyüyüp gelişmen için annen bir yandan, dikkat ederken her yediğine, ben ise haram lokma getirmemek için çaba sarf ediyordum evimize. Kılı kırk yarar derecesinde bedelini alnımın teriyle ödemediğim hiçbir şeyin yuvamızı kirletmesine müsaade etmedim, etmeyeceğim de. Bütün ibadetlerin başı helal beslemekle başlar. Ve boğazdan geçen haram lokma insanın ibadetlerini zir ü zeber eder. Hiç bir kıymetini bırakmaz.

Kıymetli yavrucuğum! Adını ezanlar ile kulağına fısıldayacağımız hengâmede sana güzel bir isim vermek de boynumun borcu. Yeryüzündeki ve gök yüzündeki en güzel isim… Senin olsun yavrum. Ahirette çağırılacaksın zira onunla huzura. Muhammedim… Sana her seslenişimde Peygamberimize (asm) salavat getireceğim vesilem olacaksın. Kainatın en kıymetlisine, en şereflisine, en nâmdar ve en niyazdarına benzemek adına gayretlerin ise apayrı bir dua kapısı benim için. Her zaman ümitle çalacağım o kapıyı, ömrüm boyunca. Sonsuza kadar babanım çünkü ben senin; sonsuza kadar evladımsın sen benim…Yıllar sonra bu satırları okuduğunda seni ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha derk edeceksin. İyi ki geldin. Seni lütfedene şükürler olsun, sayısız kere…

“Eğer âhirete iman o haneye girse, birden ışıklandıracak, ortalarındaki münasebet ve şefkat ve karabet ve muhabbet kısacık bir zaman ölçüsüyle değil, belki dâr-ı âhirette saadet-i ebediyede dahi o münasebetlerin devamı ölçüsüyle samimî hürmet eder, sever, şefkat eder, sadakat eder, kusurlarına bakmaz gibi ahlâk yükselir. Hakikî insaniyet saadeti o hanede başlar inkişafa”1

Dipnot: 1.Asâ-yı Mûsa

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir