Bir anne adayının korkuları

Temmuz ayının ortalarındaydık. Gündüz çoktan kavurucu sıcağını alıp uzak diyarlara götürmüş, yerini ılık esintilerle hareketlenen serin bir karanlığa bırakmıştı. Fakat tüm günün bakiye-i âsârı bedenim henüz genç olsa da, damarlarımda dolasan kanda alev alev yanıyordu hâlâ. Bîtab bedenimde tatlı bir yorgunluktun sen. O uğruna uhrada cennetler serilebilecek olan ayaklarımı nereye atsam, kızgın kumlara basmışım gibi kavuruyordu tabanlarımı. Gündüzleri biraz olsun serinleyebilmemin bahanesi sık sık abdest almaktı. Geceleri ise kısacık dahi olsa bir yürüyüşe çıkmak, buzlu bir suyu kana kana içmek gibi ferahlatıcı geliyordu.

Gerçekten çok sıcak hissediyordum. Her ne kadar bedenimi serinletmeye çabalasam da ruhuma kâr etmiyordu bu gayretlerim. Ruhum bir yandan mutluluktan uçarken, diğer yandan da bu acımasız dünyanın ahir zamanına seni teslim etmemek için çırpınıyordu şimdiden. Senin varlığınla, sana sahip olma yolunun başlangıcındayken, bedenimizi setretmenin türlü yollarını aramaya koyulmuştum. Bazen omuzlarımdan dökülen büyükçe bir şal ile sardım bedenimizi, bazen de o şalın yetmediği yerde kollarımı kavuşturarak kucakladım seni. Anne adayı olduğumun namahrem nazarlar tarafından fark edilmesi, bedenimizin o bakışlara duçar olusu, yüreğimi hırpalanmışçasına, çok rahatsız edici geliyordu o yüreğe. “Bedenimizi” diyorum, çünkü aynı bedende idik, iki ayrı ruhla seninle. Bedenimle bedenini taşıyordum, ruhumla ruhunu. Yüreğimde ise minik yüreğin vardı. Yüreğimdeki yüreğinin sıkılıp üzülmesinden korktum. Sence, yersiz bir korku mu bu yaşadığım? Halbuki bütün vâlidelerin şefkatleri, ancak bir lem’a-i tecellî-i Rahmettir.

Aksam yemeğinden hemen sonra babanla birlikte her sokağa çıkışımızda, o caddelerde hiç kimselere rast gelmemek için, kalabalıklardan korktum. Kalabalık bakışlardan, kalabalık seslerden, kalabalık nefeslerden… O bahşedilmiş, o anlık nefeslerin pervasızca küfürlü konuşmalarla yitirilmesine, tüketilmesine kayıtsız kalamazken kulaklarım, her bir insanın her bir kötü avazını işitmekle. Elimden gelse kulaklarımı tıkarcasına o gürültü kirliliğini hissetmemen için adeta kaçarak, duysun istemedim kulakların. O günahsız senin tertemiz masum dünyanı kirleteceğinden korktum, o ser yüklü bulutların.

Ne kadar çok susamış olsam da bir sise suyu kafama dikip içmekten utandım yine de dışarıda. Dondurmaya “hayır” diyemediğim halde hiçbir zaman, etraftaki herkes ayaküstü yese de ben eve kadar sabrettim. Küçük bir çocuğun elimdekine imrenerek bakmasından, o imrenmekle bizden hak sormasından korktum. Hâlbuki bize bütün marketleri dolaştırıp, manav reyonlarındaki her yeşil rengi taze erik sanarak o yeşile âşıkçasına koşturan sen idin. Ne kadar sabırsız olduğumu da biliyordum.

Günden güne artan kilolarımla bas edebilip, giydiğim kıyafetlerin hiç birisine de sığamazken, yeterli beslenip beslenmediğinden endişe duydum yine de. Nefes alırken zorlanarak, soluk soluğa yaşarken sana hayatındaki her bir nefesin kıymetini derk ettirip-ettiremeyeceğimden ürktüm adeta. Bu adaylık sebebiyle yüzümde ortaya çıkan birbirinden bağımsız haritavarî onca cilt lekesine rağmen gülümseyerek bakarken aynaya, sana her daim gülümseyen bir anne olup-olamayacağım kurcaladı evhamla zihnimi sararak. Tüm bunların hepsi sadece emanet bir cana hamil olmakla anlamlı, sevimli ve tatlıydı. Ve sana sahip olma yolunu arşınlayacakken şimdiden yüreğimdeki yürekçiğini hissedip içim cız edercesine yanmaya başlamıştı.

Ancak senin sağlıklı gelişimin için setretmesi güç olan o topik halimle de olsa yürüyüş yapmalıydım. Sokağa çıkma konusundaki bütün engellerin, hepsinin üstesinden gelmeliydim. Seni hem koruyup kollamalı, hem de teşhir etmemiş olmalıydım bu acizliğinle. Sen bende misafirdin, ben senle dünya hanında misafirdim. Fani bir handa fani bir misafirlikle, baki bir yurtta baki bir birlikteliği getirecekti beraberliğimiz. Mihmandar-ı Kerim’in misafirhanesinde o mihmandarın en nazdarına, en niyazdarına benzeyebilmekti niyazım benim de. O niyazın “amin” leriydi adımlarım. O “amin”lerin annesi, en kıymetlinin Amine’si gibi asla olamayacak olsam da, ben de bir anneydim. Korkuyorum mihmandarıma layık bir misafir olamamaktan. Hem de çok korkuyorum…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir