Hz. Ebu Bekir (ra) (573-694)

Hem nakl-i sahih-i kat’i ile çok defa ferman etmiş: “Benden sonra Ebu Bekir (ra) ve Ömer’in yoluna sımsıkı sarılın.” deyip, “Ebu Bekir (ra) ve Ömer kendinden sonraya kalacaklar, hem halife olacaklar, hem mükemmel bir surette ve rıza-i İlahî ve marzî-i Nebevi dairesinde hareket edecekler. Hem Ebu Bekir (ra) az kalacak, Ömer çok kalacak ve pek çok fütuhat yapacak.”1 Peygamber Efendimiz (asm) kendisi için, “Peygamberler müstesna, insanların en faziletlisi” dediği, herkesin puta taptığı Cahiliye Devrinde hiçbir puta tapmayan, güzel ahlâkı ve temiz soyu ile tanınan, İslâmiyet’le şereflenenlerin ilklerinden olarak mümtaz şahsiyet sahibi büyük insan. Fil Vakası’nda üç yıl kadar önce ve Resulullah’tan iki-üç yaş küçük olma sında dolayı 572 veya 573 yılında Mekke’de doğduğu tahmin edilmektedir. Babası Ebu Kuhafe, annesi de Ümmü’l-Hayr Selma binti Sahr’dır. Anne ve babası Teym Kabilesi’ne mensup olup, nesepleri Mürre bin Ka’b’da Peygamber Efendimizin (asm) soyu ile birleşir. Künyesi Ebu Bekir (ra) Abdullah ibni Ebu Kuhafe Osman ibni Amir el-Kureysî et- Teymî şeklindedir.

Hz. Ebu Bekir (ra) İslâmiyet’ten önce dürüst, temiz soylu, güzel ahlâklı olarak tanındı. İslâmiyet’ten evvel de kendisi için kullanılan ve azat edilmiş manasına gelen “atik” lakabıyla anıldığı rivâyet edilmekle beraber Peygamber Efendimizin (asm), “Sen Allah’ın Cehennemden azat ettiği kimsesin” mealindeki iltifatından sonra, bu lakabın çok kullanıldığı bilinmektedir. Asıl adı Abdülkâbe’dir. Peygamber Efendimiz (asm) tarafından Abdullah olarak değiştirilmiştir. Sıddık-ı ekber olarak tanındı ve hep öyle yasadı. Ticaretle uğraştığı ve İslâm’ı kabul ettiği sıralarda önemli bir servete sahip olduğu bilinmektedir. Suriye ve Yemen’e düzenlenen ticaret kervanlarına iştirak ederek önemli gelir elde etti. Peygamber Efendimiz (asm) katıldığı Suriye ticaret kervanına Hz. Ebu Bekir’in (ra) de katıldığı tahmin edilmektedir.

Hz. Ebu Bekir (ra) ilk Müslümanlardandır. İslâmiyet’e dehalet edenlerin bulunmadığı ve Peygamber Efendimizin (asm) yalnız olduğu bir dönemde İslâmiyet’i kabul etti. Hadis-i şerifte herkesin yalanladı- gı bir sırada, o inanarak ve her şeyini feda eden kişi olarak gösterildi. Hz. Muhammed’in (asm) en önemli tasdikçisi, sadık dostu olarak sıddık-ı ekber mertebesine yükseldi. Cennetle müjdelenen Hz. Osman, Talha bin Ubeyde bin Cerrah başta olmak üzere birçok kişinin İslâmiyet’e girmesine vesile oldu.

Peygamber Efendimiz (asm) ile olan dostlukları İslâmiyet’ten sonra eşi bulunmaz bir seviyeye yükseldi. Müslümanlar hicret ederken kendisi de hicretten söz açınca biraz beklemesi istendi. Bu bekleme eşref-i mahlukat olan Efendimizin (asm) hicret arkadaşı olacağı içindi. Hz. Ebu Bekir (ra), kumandanlığını Efendimizin (asm) yaptığı bütün savaş ve seferlere katıldı. Uhud Savaşı’nın en şiddetli anlarında kendi vücudunu siper ederek Efendimizi korumaya çalıştı.

Hz. Ebu Bekir (ra) feraset sahibi bir insandı. Peygamber Efendimizin (asm) “Allah kulunu dünya ile ahiret tercihi hususunda serbest bıraktı, kul ahireti tercih etti.” sözleri üzerine Efendimizin (asm) vefat edeceğini anlayıp ağlamaya başladı. Ağlamamasını söyleyen Hz. Muhammed (asm) “Eğer Allah’tan başka bir dost edinecek olsaydım, Ebu Bekir’i dost edinirdim. İslâm kardeşliği ve sevgisi şahsî dostluklar üzerindedir.” demek suretiyle acısını dindirdi. Daha sonra Ebu Bekir’inki (ra) hariç mescide açılan tüm kapıların kapatılmasını kendisinin yerine Hz. Ebu Bekir’in (ra) namaz kıldırmasını buyurdu.

Hz. Ebu Bekir’in (ra) sadakat ve İslâm’a teslimiyetinin örnekleri çok fazladır. Bunlardan biri de Mekkeli müşriklerle girdiği Bizans ve Sasaniler arasındaki savası kimin kazanacağı iddiasıdır. 611 yılından 619’a kadar süren savaşta Sasanili ateşperestler üstün gelerek Bizans’ı mağlup ettiler ve onlardan Suriye ile Filistin topraklarını geri aldılar. Ateşperest olmaları hasebiyle galibiyetleri Mekkeli putperestleri sevindirdi. Buna karşılık ehl-i kitap olan Bizans’ın yenilmesi de Müslümanları üzüyordu. Mekkeliler, Sasaniler gibi kendilerinin de Müslümanlara üstün gelecekleri iddiasını ortaya atmaya, onları rencide etmeye başladılar. İşte tam bu sırada nazil olan Rum Suresi, üç ila dokuz yıl içinde Bizans’ın galip geleceğini haber verdi. Kur’ân’ın gelecekle ilgili bu haberinden asla şüphe etmeyen Hz. Ebu Bekir (ra), hiç zaman kaybetmeden putperestlerin ileri gelenlerinden olan Übeyy ibni Halef ile Bizans’ın on yıl içinde Sasanilere karsı galip geleceğini söyleyerek 100 deve karşılığında iddiaya girdi. On yıl geçmeden meydana gelen Ninova Savası’nda (627) Bizanslılar kazandılar. Böylece Kur’ân’ın mucizesi gerçekleşirken, Hz. Ebu Bekir de (ra) o sırada ölmüş olan Übeyy ibni Halef’in mirasçılarından 100 deveyi alarak Efendimizin (asm) emriyle fakirlere dağıttı.

Yumuşak huylu ve mütevazi bir kişiliğe sahip olan Hz. Ebu Bekir (ra), kendini beğenenleri sevmez, fakirlere zor durumda kalanlara yardım etmek ve misafir ağırlamaktan son derece mutluluk duyardı. Esir birçok Müslüman’ın kurtulmasına yardım edip, köle sahiplerine önemli miktarda ödemeler yaparak onları özgürlüklerine kavuşturdu. Az konuşur, görev verdiği vali ve kumandanlarına da az konuşmalarını tavsiye ederdi.

En büyük hizmetlerinden biri, Peygamber Efendimizin (asm) vefatı sırasında Müslümanları içinde bulundukları şaşkınlık, üzüntü ve çaresizlikten kurtarmasıdır. Hz. Ömer (ra) gibi büyük bir sahabe kılıcını çekip “Muhammed öldü diyenlerin kafasını uçururum.“ derken, o Müslümanlara seslenip “Eğer Allah’a ibadet ediyorsanız biliniz ki o vefat etmiştir.” mealindeki sözleriyle herkesin kendine gelmesini sağladı.

Hz. Ebu Bekir’in (ra) ilk halife olması ve liyakati noktasında ehl-i sünnet hemfikirdir. Ancak Şiiler Hz. Ali’nin (ra) halife olması gerektiği ve bu konuda İlâhî emir bulunduğunu, Hz. Ebu Bekir’in (ra) buna uymadığı ve hemen halife seçildiği, halifeliğin Hz. Ali’den (ra) gasp edildiği iddialarını ortaya atmışlardır. Böyle bir iddiada bulunmak, Hz. Ali (ra) için bir iftira ve hakaret manası taşır. Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi, “Hz. Ali yirmi sene hürmet ettiği ve şeyhülislâm mertebesinde onların hükmünü kabul etmiş ve Ebu Bekir, Ömer, Osman’a (ra) ilişmeyerek hürmet etmiştir.”2

Sıddık-ı ekberi yücelten hadislerden birisi de inananlar için sarf ettiği sözlerdir. Risale-i Nur’da da geçen, “Mü’minlerin cehenneme gitmemesi için isterim ki, benim vücudum Cehennemde büyüsün ki onların yerine azap çeksin.”seklinde ifadeler, ne kadar merhamet ve sevgiyle dolu bir kalbe sahip olduğunun önemli bir tezahürüdür. Faziletlerine sınır biçmek adeta imkansızdır. Peygamber Efendimizin (asm) “Ey Allahım Ebu Bekir’in derecesini kıyamet günü benimle beraber eyle” seklinde sözleri ve duası her şeyi özetler mahiyettedir.

Dipnot: 1. Mektubat 2. Emirdag Lâhikası

Kaynak: Yeni Asya Nesriyat/ Portreler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir