İslâm’da evlat edinme

Soru: Çok istediğimiz halde çocuk sahibi olamıyoruz. Bu bir hatâmızın kefâreti midir? Ne yapmalıyız? Evlâtlık almak ve yetiştirmek câiz midir? Eğer câizse ne­lere dikkat etmeliyiz? 

İnsanın yaratılışı beşer kudretinin dışın­da; tamamen Hâlık-ı Kerîm’in dilemesiyle, takdiriyle, kudretiyle ve yaratmasıyla ilgili bir meseledir. Allah’ın çocuk vermesi bir lütuf olarak değerlendirilebilir; ama çocuk ihsan etmemesi bir günahın kefâreti ola­rak değerlendirilmez. Bilakis, bunda da bir hikmet ve hayır aranır.

Cenab-ı Hakkın takdir buyurduğu çocuk O’nun lütfuyla ana rahmine bir çekirdek olarak düşer; sonra yine O’nun lütfuyla beslenir, gelişir, âzâsı teşekkül eder, ruh verilir; yani halk edilir. Bütün bu süreçle­re bizim beşer olarak hiçbir müdâhalemiz yoktur. Her safhasında tamamen Allah’ın dilemesi esastır ve hâkimdir.

Çocuğu olmayan anne-babaların, tedâvîyi ge­rektiren problemleri varsa, tedâvî olmaları şüphesiz meşrûdur. Gerekli sebeplere baş vurmaktan çekin­memeliler ve Allah’tan ümit kesmemeliler. Bunun­la berâber, çocuğun tamamen Allah’ın takdirinde olduğunu unutmamalılar ve bunu üzüntü konusu yapmamalılar. Çünkü çocuğun vücudunda binde do­kuz yüz doksan dokuz hisse sahibi Hâlık-ı Rahîm’dir.(1) Binde bir hisse ise anne ve babanındır.

Dolayısıyla çocuk Hâlık-ı Zîşân verirse, emânet alınacak bir varlıktır. Bizim çok istediğimiz şey­ler gerçekleşmezse, veya hiç istemediğimiz şeyler gerçekleşirse; tamamen Allah’ın takdiri esas oldu­ğundan, Allah’ın irâdesine râzı olmaktan başka ne tesellî kaynağımız, ne de ümit kaynağımız yoktur. Nitekim Cenab-ı Hak, “Umulur ki, sizin hoşlanmadı­ğınız bir tecellîde sizin için hayır vardır. Allah bilir; siz bilmezsiniz.”2) âyetiyle bize bunu hatırlatır.

Çocuk Allah’ın takdirinde ve hîbesinde bulundu­ğuna ve bu dilek ve takdirden -istediğimiz biçimde tecellî etsin etmesin- hayır ummak bizim îmânımı­zın gerektirdiği bir edep ve kulluğumuzun iktizâ et­tiği bir terbiye olduğuna göre; bu hayrın kendisi biz­zat “müjde” kabul edilmelidir. Allah’ın verdiğine de, vermediğine de “râzı olmak” vesîlesiyle, İlâhî rızâya nâil olma müjdesi. Hiç şüphesiz her hayır, müjdeyi de kendi içinde barındırır.

Evlâtlık meselesinde bizim tavsiyemiz: Kimse­siz çocuklarla ilgili kurumlarla iletişim kurarak, ya da kendi gözlemlerimizi ve inisiyatifimizi kullana­rak; annesi/babası ölmüş, bakıma, şefkate ve ilgiye muhtaç, yetim, öksüz.. vs. gibi kimsesiz çocuklara ulaşabilirsek, koruyucu ve yardımcı âile sıfatıyla böyle çocukları yanımıza almamız ve bir evlât has­sasiyeti içinde her şeyini üstlenmemiz. Bunda bü­yük hayır ve sevap vardır.

*Resûlullah Efendimiz (asm) mübârek şehâdet parmağı ve orta parmağı ile işâret etti ve şöyle bu­yurdu: “Ben, yetimin her şeyine kefil olarak bakan kimse ile Cennette şöylece yan yanayız.”(3)

*Ebü’d-Derdâ Üveymir (ra) demiştir ki: Resû­lullah Efendimiz’den (asm) şöyle söylerken işittim: “Beni zayıfların arasında arayınız. Siz ancak zayıfla­rınız sebebiyle yardım görüyorsunuz ve rızıklandırı­lıyorsunuz.”(4)

*Enes (ra) anlatmıştır: Peygamber Efendimiz (asm) parmaklarını bir araya toplayarak şöyle bu­yurdu: “Kim iki kız çocuğuna bâliğ olasıya kadar yardım eder ve yetiştirirse, kıyâmet günü ben ve o şöylece yan yana bulunuruz.”(5)

Ancak evlatlık aldığımız çocuklardan gerçek anne ve babasını saklamamız doğru değildir ve buna ge­rek de yoktur. Bazı âilelerde, çocuğun kendilerine olan sevgi ve bağlılığını sağlamak için gerçek anne ve babasının gizlenmeye çalışıldığı gözleniyor. Oysa bu gizlemenin çok tehlîkeli sonuçlar doğurması ka­çınılmazdır. Çocuk gerçek anne ve babasını öğren­diği zaman, kendisini fedâkârca yetiştiren koruyucu âileye güven ve bağlılığı sarsılacak, hattâ bir oyuna getirildiğini zannetmeye başlayacak ve buna sebep olarak gördüğü âileye nefret duyacaktır. Zaten ger­çek anne ve babasını sonuna kadar saklamak müm­kün değildir. Çünkü bunu her şeyden önce fıtrat ya­lanlar. Öte yandan Peygamber Efendimiz (asm) ise, kişinin babasından başkasına nesep iddia etmesini yasaklamıştır.

Bu durumda:

1-Nesep ve soy karışıklığına sebep olmamak,

2-Doğru söylemeyi ihmal etmemek,

3-Ergenlik döneminden sonra nâmahrem oldu­ğunu bilerek davranmak. (Ergenlik çağına kadar el öpmesinde bir sakınca yoktur.)

4-Malına vâris bırakmak zorunda olmadığını; an­cak dilerse ve imkânı da varsa, sadaka niyetine mal verebileceğini bilmek,

5-Önceliği ihtiyaç içindeki bakıma muhtaç ve kimsesiz çocuklara vermek şartıyla, koruyucu âile sıfatıyla çocuklara kucak açmak, onlara bir anne ve baba gibi şefkat göstermek ve bakımlarını üstlen­mek sünnettir.

6-Peygamber Efendimiz (asm) Zeyd bin Hâri­se’ye bir baba gibi şefkat göstermiş ve yanında ye­tiştirmiştir. Öyle ki, yıllar sonra kendisini almak üze­re babası geldiğinde, Zeyd b. Hârise babasının elini öpmüş ve, “Ben insanların en hayırlısının yanında bulunmaktayım.” diyerek Peygamber Efendimizin (asm) yanında kalmaya devam etmiştir.

Dipnot:

1.Mektûbât, s. 80;

2.Bakara Sûresi, 2/216;

3.Buhârî, 11/1838;

4.R. Sâlihîn, 272;

5.R. Sâlihîn, 267;

6.Buhârî, 9/1428;

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir