Kadın-aile üzerine projeler

Tanzimatla birlikte başlayan ve gittikçe hızlanan yaklaşık 200 yılı aşkın bu süreçteki Batılılaşma hareketleri kadınımızı, evimizi, ailemizi şüphesiz derinden etkilemiş olmalı ki, Osmanlı Devleti bir savaştan çıkıp diğerine girdiği, zayıflayıp yıkılmak üzere olduğu hengamede bile Aile Hukuku Ka­rarnamesi hazırladı.

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde ise kadın bir devlet projesi olarak ele alındı. Batılılaşma süre­cinde kadını ülkenin kalkınmasında bir vasıta olarak gördü. Kadını kamusal alanda erkeklere eşit haklara sahip, fıtrî bağlarından kopararak hürriyetine kavuş­turulması, modernleşmesi, çağdaşlaşması hedef­lendi. Kısaca bir nevi “devlet feminizmi” uygulandı.

1937’de yayına başlayan Ev-İş dergisi, sunum yazısında milliyetçi, cumhuriyetçi, inkılâpçı, halkçı, devletçi, laik bir rejim meydana getirildiği; bu rejimin temel bir dayanak noktası olması gerektiği ve bu noktanın da ev olduğu belirtilmekteydi. Dergiye göre rejim evden başlatılmamıştı; bu yüzden, eve inmek ve onu zamanın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenle­mek gerekmekteydi.

1943’de toplanan Maarif Şûrâsındaysa Prof. Sad­rettin Celal Antel bu yaklaşımı şöyle özetliyordu: “Aile bir zehirdir. İnkılâba muhalefet ruhu aileden geliyor.” (Kaynak: Bizim Aile dergisi, Ocak 1988.)

Dr. Bengül Güngörmez bu süreci şöyle özetliyor: “Modernleşme projemiz, kadının erkekleşmesi pro­jesidir… Kadın yalnızca peçesini, çarşafını atmakla kalmaz cinsiyetini de fırlatıp atar.” (Sivil Bakış Der­gisi “Kadın insandır”dan “Kadın erkektir”e başlıklı makale)

Hanımlar Rehberi

Toplum hayatının yapılan yeniliklerle tamamen değiştirilmeye çalışıldığı o yıllarda Bediüzzaman Hazretleri de hanımlar için bir rehber kaleme alıyor ve kadınlar üzerine bir iki komitenin ifsat çalışmaları yaptığını ifade ediyordu. Ev yaşantısı, çocuk eğitimi, eşler arası iletişimin konuları da dahil olmak üzere kadın ve aileyi ilgilendiren daha bir çok konunun kul­luk noktasından değerlendirildiği bu eserde Bediüz­zaman Hazretleri, “İnsanın hususan Müslümanın tahassüngâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dün­yası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmaya başlamış?” diyordu.

“Bu zamanda taife-i nisa gençlerden daha ziya­de bir rehbere muhtaç” tespitiyle kaleme aldığı bu eserde Bediüzzaman Hazretleri “Sizin için yazdığım bu dersimi, okuyan ve kabul eden bütün hemşirele­rimi, bütün mânevî kazançlarıma ve duâlarıma dahil etmeye karar verdim” diyordu.

Kadınlar aleminde Risale-i Nur

Kadının sosyal hayatta (ister kamusal alanda ça­lışsın, ister ev hanımı olsun), aile içinde, mânevî dün­yasındaki “varlığının” Yaratıcısına yakın olma, O’nun rızası dairesinde hareket etme, yani kul olma bilinci ile mümkün olduğunu delillerle izah eden Bediüzza­man Hazretlerinin eserleri kadınlar aleminde kabul gördü. Hanımlar “kalplerine yapışan” iman hakikat­lerini anlatan Nur Risalelerini çok sevdiler. Bu eserle­ri, elleriyle yazdılar, çoğalttılar, gelinlik elbiselerinden ciltler yaptılar, süslediler.

Risale-i Nur 1920’lerin 30’ların Türkiye’sinde, Anadolu’da bir “iman inkılâbı” gerçekleştirdi. Ha­nımlar da bu imanî inkılâp hareketi içinde, Bediüz­zaman’a yardım eden eşlerine maddî-mânevî destek vererek, ya da hemcinsleriyle imanî sohbetler düzen­leyerek yer aldılar. Her şeyden önce evlerini bir Nur Medresesine dönüştürdüler…

Hülasa

Risale-i Nur’un gerçekleştirdiği iman inkılabı dün olduğu gibi bugün de devam ediyor. Hem de dünya­nın dört bir yanında. Kıyamete kadar da devam ede­cek. Zira onlar, Kur’ânî reçetelerden, formüllerden terkib edilmiş hakikatler.

Günümüzde kadın ve aileye bulaşan, şiddeti git­tikçe artan problemlerin, ahlâkî salgın hastalıkların dermanı olarak, iç dünyamız başta olmak üzere önce kendi hayatımızı, sonra aile hayatımızı iman haki­katleriyle hayatlandırmaktan başka bir çözüm göre­biliyor musunuz?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir