Bana Allah’ı göster!

 

Allah diye bir yaratıcının (haşa!) varlığını inkâr eden, her şeyi tabiatın yarattığını iddia eden bir din­sizin yolu Kûfe’ye düşer. Kûfe halkına bilginleriyle görüşüp, münazara isteğini söyler. Buna gülen Kû­feli Müslüman halk:

“Bizim küçük bir bilginimiz var. Eğer onunla gö­rüşüp, yenersen o zaman büyük bilginlerimiz seninle görüşebilir.”

Dinsize bu teklif garip gelir ama kabul eder. Gö­rüşme yerini ve saatini kararlaştırarak ayrılırlar.

Dinsiz görüşme saati gelince anlaştıkları salona gider. Kûfeli halk salonu tıklım tıklım doldurmuş, fakat küçük bilgin yoktur. Uzun bir süre bekler­ler, fakat küçük bilgin gelmez. Zaman ilerledikçe dinsiz gururlanır ve “benden korktu tabii” diyerek güler. Tam bu sırada küçük bilgin Ebu Hanife içeri girer. Dinsiz bilgin:

“Çok geç kaldın küçük! Yoksa çok mu korktun?”

O da:

“Hayır korkmadım. Evimiz nehrin diğer tarafında. Karşıya geçmek için nehre geldiğimde bir de baktım ki nehrin köprüsü yıkılmış. Ben de hemen yanımdaki ağaçlara beni karşıya geçirmek için sandal olmalarını emrettim. Sandal oldular ve karşıya geçtim. Bu yüz­den geç kaldım.”

Bu cevaba kahkahalarla gülen dinsiz bilgin:

“Akılsız çocuk! Hiç ağaç kendi kendine sandal olur mu?”

Ebu Hanife ciddileşir:

“Asıl akılsız olan sensin! Bir sandalın bile kendi kendine yapıldığını kabul etmiyorsun da, şu uçsuz bucaksız alemin kendi kendine var olduğunu nasıl iddia ediyorsun?”

“Beni gafil avladın küçük! Peki, şu varlığını iddia ettiğin Allah’ı göster de biz de inanalım.”

Ebu Hanife bir bardak süt ister. Halk sütü bulup getirir. Ebu Hanife sütü eline alır ve sorar:

“Yağ ve peynir neyden yapılır?”

“Tabi ki sütten yapılır.”

“Peki bana bu sütün içindeki yağı ve peyniri gös­terebilir misin?

“Bu sütün içinde yağ ve peynir vardır, fakat gö­rünmez.”

Ebu Hanife yerinden doğrularak heyecanla hay­kırır:

“Bu sütün içinde yağ ve peynirin olduğunu kabul ediyorsun, fakat gösteremiyorsun. Yüce Allah’ı “işte Allah” diye göstermek mümkün olabilir mi? Sütün her zerresinde yağ nasıl bulunursa, Allah da bu alemde öyle vardır, fakat gösterilemez.”

Bu ikna edici cevaplara rağmen hâlâ Allah’ın var­lığına inanmayan adam:

“Son soruma da cevap verebilirsen ikna olaca­ğım. Madem “Allah vardır.” Diyorsun, şu anda ne yapmaktadır?”

Bu soruya bir an düşünen küçük bilgin:

“Bulunduğun kürsüden aşağı in, sorunun ceva­bını vereceğim.” diyerek dinsizin indiği kürsüye çıkar ve devam eder:

“Şu anda Allah, senin gibi bir dinsizi bu kürsüden indirdi, benim gibi küçük kulunu çıkardı.”

Dinsizin artık bir şey diyecek dermanı kalmaz. Duydukları karşısında tam ikna olur ve binlerce insanın kar­şısında “Kelime-i şahadet” getirir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir