Elmanın iki yarısı: Kadın ve erkek

 

Kadın ve erkek birbirini tamamlar. Tıpkı elmanın iki yarısı gibi…

Gerçekten de son bilimsel araştırmalar bunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Sözgelimi kadın ve erkek beyni aynı ilâçlara farklı tepkiler verebilecek kadar birbirinden bağımsızdır.

Araştırmalardan ortaya çıkan bir başka netice de şudur: Kadınlarda his ve duygusal merkezler daha karmaşık, erkeklerde ise sosyal ilişkileri ve problem çözme yöntemlerini etkileyen merkezler daha yoğundur.

Deneylerde kadınların ayrıntılara karşı daha du­yarlı oldukları bir kez daha ispatlanmış. Kadınlar, ya­şadıkları problemler yüzünden üzgün olan insanların da içinde bulunduğu bir grup denek içinden üzgünleri hemen gruplandırabilmişler. Erkekler ise sadece ağla­yanları üzgün olarak tanımlamışlar. Deney neticeleri teferruâtlı, ama okuduğunuzda iki cinsin birbirini “ta­mamlayıcı” mahiyette her şeyi gören ve bilen bir Zât tarafından donatıldıklarını anlayacak kadar netler.

Cesaret ve cömertlik – sadakat ve emniyet

Bu iki cins farklı özelliklerle donatıldıklarındandır ki, Kur’ân-ı Kerim’de onlara aile ortamında yükle­nen kulluk vazifeleri de farklıdır.

Bediüzzaman Hazretleri, Hanımlar Rehberi isimli eserinde evlilikte “kadında sadakat ve emni­yet, erkekte ise cesaret ve sahavet (cömertlik) en temel özellik­tir” der. Çünkü kadın ailenin iç işlerinden sorumlu idareci konumunda eşinin sahip olduğu her şeyin korunması ile vazi­felidir. O yüzden eşine sadık olmalı, güven kırıcı hallerden çekinmelidir. Erkek ise, eşini ko­rumak, ona merhamet etmek ve hür­met göstermekle vazifelidir.

Bu vazifeler hem kadın ve erkeğin fıtratına uy­gundur, hem de Kur’ân ve hadislerle belirlenmiştir. Nisa Sûresinin 34. âyeti erkeğin bu vazifesini “Kav­vam” ifadesiyle tanımlar:

“Erkekler kadınlar üzerinde idareci ve gözeticidirler. Çünkü Allah insanların bir kısmını diğerlerin­den üstün kılmıştır ve erkekler, mallarından kadın­ları ve çocukları için harcarlar. Salih kadınlara gelin­ce, onlar Allah’ın emirlerine itaat edip kocalarının hakkına riâyet ederler ve Allah onların hukukunu nasıl koruduysa onlar da kocalarının malını, namu­sunu ve sırlarını kocalarının gıyabında korurlar…”

İşte asrımızda Kur’ân ve Hadisle de uyumlu olan bu fıtrî vazife taksimindeki kargaşa sebebiyle kadın ve erkek kimlik bunalımı yaşamakta, aile kurumu darbe almaktadır.

Feminizm akımı, biraz da bu kimlik buna­lımından ortaya çıkmıştır desek hata etmiş olmayız. Feminizmde kadın için an­nelik ve nikâhlı eş olma bir yüktür. Hatta feminizmin bazı frekanslarında çocuk ve yaşlı bakımının, eğitiminin toplumsal bir vazife olarak devlet tarafından üstlenilmesi ve ev işlerinin ücrete tabi tutulması gerektiği savunulur. Doğum kontrol yöntemlerinin her türlüsünün yay­gınlaştırılmasına çalışılır.

Bugün Batı toplumlarında kilise her ne kadar kürtaj muhalefetini her fırsatta dile getirse de be­bek katliâmı devam etmektedir. Hatta bebeğin ölü­me terk edilmemesi için bebek kutularının günlük hayat içinde gayet sıradan bir olay olması ibretlidir! İşin acı yanı aynı tablonun yavaş yavaş ülkemizde de görülmeye başlamasıdır. Malûm medyada bu tarz haberler “timsah gözyaşları” misâli zaman za­man yer bulabilmektedir.

Kadının fıtratından uzaklaşıp adeta erkekleş­mesi toplum hayatını işte böyle alt üst eder. Bu durumun ağır faturasını ödeyenler, mağdur olanlar yine kadınlardır.

Ne güzeldir ki, günümüzde kadınları anne ve eş olma kimliğine dâvet eden Batılı kadınların sa­yısı gittikçe artmaktadır. Bir sonraki çalışmamızda bunlardan bir kısmını paylaşalım sizlerle.

Asr-ı saadetten bir tablo

Sahabe hanımlardan Ümmü Umare, bir gün Peygamberimize (asm) şöyle der: “Ey Allahın Resû­lü! Her şeyi erkekler için görüyorum. Hiçbir şekilde kadınların zikredildiğini görmüyorum.”

Bu sözler üzerine Ahzab Sûresi’nin 35. âyeti iner. Âyette kadın ve erkeğin Rableri katında ancak tak­vaları, yani ibadetteki dereceleriyle üstün olabildik­leri çok net ifade edilmektedir: “Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, Allah’ın emirlerine uymakta sebat gösteren erkekler ve kadınlar, sabreden erkekler ve kadınlar, Allah’tan korkan erkekler ve kadınlar, zekât ve sa­dakalarını veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan er­kekler ve kadınlar, namuslarını koruyan erkekler ve kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlar için Allah mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”

Hülasa

Evet, âlemlerin Yaratıcısı kadın ve erkeği birbi­rinin eksiklerini “tamamlayıcı” ve ancak ibadette üstün gördüğünü belirtirken ve elçisinin (asm) ha­yatı da önümüzde capcanlı dururken günümüzde insanlara ne oluyor ki, “Kadın mı, erkek mi üstün?” tartışmaları içinde cinsiyet ayrımcılığı yapıyorlar? Hatta bazen buna İslâmî feminizm adını da tak­maktan gocunmuyorlar?

Feminizmin doğduğu Batı dünyasında fıtrata dönüş yaşanırken, bizlerin onların beğenmeyip geri döndüğü yola hevesle koşmamız neden?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir