Yıldırım Bayezid (1354-1403)

“İstanbul’u fetihle dünya hayatında yeni bir de­vir açan, şarka garba Kur’ân’ın bayraktarlığı vazife­siyle nur-u hidayet, ilim ve fazilet saçan, Avrupa’ya hakikî medeniyeti ders veren ve İslâmî medeniyetin ziyasıyla beşeriyeti aydınlatan ve koskoca bir tarih, onların kahramanlığıyla dolu olan Yıldırım’lar, Fa­tih’ler, Selim’ler ve Süleyman’lar ve onların mensup olduğu bir millet, yazdığının tamamen aksine ola­rak, mâneviyatı sönmüş, dinden haberi yok, İslâmi­yeti neşreden başka millet, o kumandanlar başka bir milletin tarihinde, tarih yalan söylüyor, Türkler İslâ­miyetin kahramanı olarak Kur’ân’ın bayraktarlığını bütün milletler üstünde bir şeref tacı olarak taşıdık­ları yalandır, öyle mi?” 1

Osmanlı padişahlarının dördüncüsüdür. Atikliği, cesareti, karar alma ve uygulamadaki seriliğinden ötürü ‘Yıldırım’ lakabıyla anılmış ve bu lakapla meş­hur olmuştur. Tarihte I. Beyazid ismiyle geçmiştir. Babası I. Murad’ın savaş meydanında şehit edilme­siyle tahta geçmiş (1389) ve çok kısa zamanda Os­manlı topraklarının ve hakimiyetini geniş alanlara yaymıştır. İstanbul’u ilk defa kuşatan Osmanlı pa­dişahıdır. Timur ile yaptığı savaş, İstanbul’u fet­hetmesine mani olmuştur. Anadolu birliğini sağla­mış, ancak Ankara Savaşı’nda Timur’a yenilince bu birlik dağılmış ve Osmanlı tarihinde “Fetret Devri” olarak anılan dönem başlamıştır. Risale-i Nur’da ismi zikredilen, kendisinin de dahil olduğu bütün devlet ve hanedanın İslâm’a yaptığı hizmetlere dikkat çekilmiştir.

Sultan I. Murad (Hüdavendigâr) ve Gülçiçek Hatun’un oğlu olarak 1354 yılında doğdu. Küçük yaştan itibaren iyi bir eğitim gördü. Zamanın önde gelen alimlerinden dini ve müsbet ilimler dersleri­ni aldı. Komutanlar tarafından da kendisine askeri eğitim verildi. 1381 yılında Germiyanoğlu Süleyman Çelebi’nin kızı Sultan Hatun ile evlendi. Devlet iş­lerini yerinde ve uygulamalı bir şekilde öğrenmesi için, hanımının çeyizi olarak Osmanlılara bırakılan topraklara Sancak Beyi olarak tayin edildi. Bu vesile ile devletin Doğu sınırlarının muhafazası da kendi­sine havale edilmiş oldu.

Beyazid 1386 yılında babasının komutanlığın­da Karamanoğulları üzerine yapılan sefere katıldı. Gösterdiği cesaret, atikliği ve yiğitliğinden ötürü kendisine “Yıldırım” lakabı verildi. Birinci Kosova Savaşı’nda büyük kahramanlık gösterdi ve savaşın kazanılmasında önemli bir pay sahibi oldu. Baba­sının savaş meydanında şehit edilmesinden sonra tahta çıkarıldı.

Anadolu’daki fetihlerden sonra tekrar Batı’ya yöneldi. Bizans üzerinde kontrolünü giderek arttır­dı. Anadolu seferi sırasında kendisine destek veren Johannes’in Bizans imparatoru olmasını destekle­di. Kendisi Anadolu’dayken Batı’da bulunan komu­tanları da Osmanlı hakimiyetini sağlamlaştırmaya yardımcı oldular. Eflâk Kralı’nın Anadolu seferini fırsat bilip Osmanlı topraklarını saldırmasından dolayı Sultan hemen Rumeli’ye geçti. Komutan­lar tarafından yakalanan kral Bursa’ya gönderildi. Bu arada Bizanslılar ve Macarlar arasında ittifak kurma çalışmalarının duyulması üzerine İstanbul Osmanlılar tarafından ilk kez 1391 yılında kuşatıldı. 1394 yılında itibaren İstanbul kuşatmasını daha da sıkılaştırdı. Ayrıca Macarlar üzerine seferler düzen­leyerek toprak elde etti, orduları bozguna uğrattı.

Batıdaki fetihler ve Sultanın ani hareketleri üzerine Macarlar Osmanlılara karşı bir haçlı ittifa­kı kurmaya çalıştılar. Hareket geçen Macar ordusu Niğbolu önlerine gelerek şehri kuşattı. Padişah da İstanbul kuşatmasını kaldırıp hemen harekete geç­ti. 1396 yılında gerçekleşen savaşta Haçlı ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı. Bu savaştan sonra Bal­kanlardaki Osmanlı hakimiyeti daha da güçlendi, İstanbul’un kontrolü de büyük ölçüde Sultanın ini­siyatifine geçti. Bizans imparatoru İstanbul’da bir Türk mahallesi kurulmasını, cami yapılması ve bir ‘kadı’ yerleştirilmesini kabul etmek zorunda kaldı. Bu arada Anadolu Hisarı inşa ettirildi.

İstanbul kuşatması giderek şiddetlenirken şeh­rin düşmesi an meselesi idi. İmparatorun yardım alma çabaları da sonuç vermemekteydi. Ancak do­ğudan gelen tehlike imparatorun işine yarayacak ve İstanbul’un fethi elli yıl sonraya kalacaktı. 1399 yılında Doğu Anadolu’da bulunan Timur, Batı Ana­dolu topraklarını da ele geçirmek, Büyük Selçuklu ve İlhanlılar mirasına konmak istiyordu. Beyazid, beyliklerin topraklarını ele geçirmek suretiyle Ana­dolu birliğini sağlamış bulunmaktaydı. Toprakları Yıldırım Beyazid tarafından ele geçirilen beylikler, Timur’a sığındılar. Diğer taraftan Timur’un düş­manı olan Kara Yusuf ve Sultan Ahmed Celayir de Bayezid’in koruması altına girip kendisine sığın­mışlardı. Bu gelişmeler taraflar arasındaki müca­delenin daha da kızışmasına sebep oldu.

Anadolu topraklarında ilerleyen Timur Sivas’ı kuşattı. Şehir teslim olmasına rağmen yağmalandı ve birçok insan katledildi. Osmanlı’ya ait Sivas’ın iş­gal edilmesi savaşı kaçınılmaz kıldı. Her iki ordu An­kara yakınlarında karşı karşıya geldi (1402) ve sa­vaşa destek veren kuvvetlerin taraf değiştirme­siyle Ankara Savaşı Osmanlı’nın yenilgisiyle sonuçlandı. Bayezid, Timur’a esir düştü. Mağlubiyeti hazmedemeyerek 1403 yılın­da vefat etti. Daha önce ortadan kaldırı­lan beylikler yeniden kuruldu ve bunlar Timur’un hakimiyetini tanıdılar.

Beyazid’in vefatından sonra ‘Fet­ret Devri’ denilen ve uzun süre devam eden taht mücadeleleri başladı. Yıldı­rım Beyazid, Balkanlarda ve Anado­lu’da tabi hanedanları ve beylikleri or­tadan kaldırmak suretiyle merkezi bir İslâm devleti kurmak istemiş ve bunda da başarılı olmuştu. Cesareti, çevikliği, atılganlığı ve olayların seyrini hızlı bir şe­kilde kavrayışıyla tanındı. İyi bir kumandan ve sultan olarak kabul gördü. En zor ve teh­likeli durumlarda soğukkanlılığını yitirmemesi kısa zamanda kendisine çok büyük başarılar ka­zandırdı. Ömrü cepheden cepheye koşmakla geçti. Merkezi idareyi kurarak askerlik sistemini düzenle­di. Yeni örfi hukuk uyguladı ve yeni kanunnameler çıkardı. Kendi döneminde Fırat’tan Tuna’ya kadar uzanan Osmanlı topraklarında devlet idaresi ba­şarılı bir şekilde uygulandı. Osmanlı Devleti Asya ve Avrupa’da siyasi faaliyetlerin belirleyici ve odak noktası konumuna yükseldi.

Ömrü savaş meydanlarında geçmesine rağmen vefatından sonra birçok hayır kurumu bıraktı. Bir­çok medrese, zaviye, hastane, imaret ve han yap­tırdı. Bursa’da bulunan meşhur Ulu Cami’yi inşa ettirdi. İstanbul’u baskı altında tutmak ve muha­sarayı kolaylaştırmak maksadıyla Güzelcehisar da denilen Anadoluhisar’ını yaptırdı. Kadıların verdiği kararlara karışmadığı gibi, alimlerin sohbetlerine de büyük önem verdi. Din büyüklerine büyük hür­met gösterdi.

Risale-i Nur’da ismi diğer Osmanlı sultanlarıyla zikredilen Yıldırım Bayezid’in mensubu bulundu­ğu hanedan ve devletin büyük hizmetlerine atıfta bulunmaktadır. Manevi değerlerimize karşı yapılan saldırılara da ayrıca dikkat çekilmekte, milleti geç­mişinden ve tarihinden koparmak isteyenlerin giri­şimleri yüzlerine vurulmaktadır.

Dipnot:  1. Emirdağ Lâhikası

Kaynak: Yeni Asya Neşriyat/ Portreler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir