“Ailemizle olduğumuz ortamlarda interneti kapatmak en sağlıklısı.”

Uzm. Psk. Tuğba Demiröz ile sosyal medya evlilikleri ne şekilde etkili­yor sorusuna cevap aradık. İstifadenize sunuyoruz…

Sosyal medya evlilikleri nasıl etkiliyor?

Sosyal medyanın birçok da­lı var. Burada daha çok kasıt Fa­cebook, Twitter, WhatsApp Ins­tagram gibi hesaplar. Bu hesap­ları kullanım niyetine göre ve ev­li olan insanların kişilik yapıları­na göre evliliklerini etkiliyor. Ör­neğin diyelim ki evlilik olgunlu­ğuna ulaşmamış bir çiftimiz var. Birbirlerini normal arkadaşların­dan, hatta ailelerinden bile kıs­kanıyorlar. O zaman sosyal med­ya hesaplarındaki arkadaşlar, on­ların paylaştıkları şeylerin altına yapılan yorumlar dahi kıskanç­lık sebebi olabiliyor. Bazı çiftler i­se buna daha olgun yaklaşıyor ve birbirlerinin arkadaşlarına say­gı duyuyorlar. Telefonunu, bilgi­sayarını veya hesaplarını eşinden saklamayan, herhangi bir şifre koymayan insanlar şeffaf dav­randıkları için birbirlerine güven­meye devam ediyorlar.

Bir başka boyut ise kişi ev­liyken, sosyal medya aracılığıy­la yeni partner arayışında olabi­liyor. Bu da tamamen kişinin ah­lâkî olarak ne kadar olgun oldu­ğu ile ilgili bir durum. Tabi ki bu durum eş tarafından fark edildi­ğinde ister istemez problem çı­kabiliyor. O yüzden sosyal med­yanın evliliklere etki edip etme­mesi durumu, tamamen kulla­nan kişinin niyetine bağlı.

Konuyla ilgili olarak, danı­şanlarınızdan edindiğiniz göz­lemler nelerdir?

Ben terapist olarak yirmi yıl­dır çalışıyorum. Yirmi yılın son on yılında çiftlerin problemleri de­ğişmeye başladı. Günümüzde al­datma, ilgisizlik ve güven evlilik­lerdeki en büyük problem hali­ne gelmeye başladı. Eskiden da­ha örtük bir toplumduk. Birtakım şeyler ayıp karşılanıyordu ve sos­yal baskı vardı. Günümüzde ise o sosyal baskı ortadan kalktı. Bu­nunla birlikte insanların çekin­meleri, utanmaları gereken şey­ler de ortadan kalktı maalesef. Televizyon dizilerinin etkisiyle de duyarsızlaşan bir toplum olduk. Birçok ahlâkî haykırış bize sıra­danmış, normalmiş gibi gözük­meye başladı. Bu algıların değiş­mesiyle birlikte insanların yak­laşımları da değişmeye başladı. Kişiler artık ifşa olsa bile, ar da­marı çatlamışçasına, “ne var ya­ni, yapıyorum size ne” gibi bir ta­vır takınıyorlar. Eğer bir insan ya­kalanmayacağını bildiği için, iha­net ya da güvensizlik olarak al­gılanabilecek şeyleri yapıyorsa, henüz dört beş yaşındaki bir ço­cuğun ahlâkına sahip demektir. Dört beş yaşındaki bir çocuk hır­sızlığın yanlış bir şey olduğunun farkındadır. Fakat kimse görmü­yorsa çok rahatlıkla cebine bir şeyler koyabilir. Ama bir yetiş­kin için böyle bir durum söz ko­nusu değildir. Kişi kimse görme­se bile kendini, değer yargılarını bilir ve ona göre hareket eder. Bu yüzden evlilik olgunluğu denilen şey çok önemli. Eşi görsün gör­mesin, hatta biri ile yakalasın ya­kalamasın, doğru olanı yapıyor­sa, o insan zaten hem özgüven­lidir, hem de yanlışa düşmekten kendini alıkoyabilecek yeterliliğe sahiptir.

Eşlerden biri durumu fark et­ti diyelim ki. Eşini kurtarabilme­si, ona sadakatini devam ettire­bilmesi için yapılması gereken bir şey var mıdır?

Yaşanan bu durumlar, çift­lerin birbirinden uzaklaşmasın­dan ve paylaşımlarının az olma­sından kaynaklanabilir. Ama du­rum gerçekten ahlâkla ilgiliyse yapacak bir şey olduğuna inan­mıyorum da düşünmüyorum da. Çünkü bu insanlar bir şekilde bir yolunu bulup, aynı hatayı tekrar tekrar yapmaya devam ediyorlar. Sahip oldukları ahlâkları buna i­zin veriyor.

Diğer bir boyutta ise insanla­rı sosyal medyada birbirlerini al­datmaya, yeni arayışlara girme­ye iten sebepler de mevcut. Ev­lilik içinde eşlerin birbiriyle yete­rince ilgilenmemesi, imalar, üstü örtük cümleler, sen dili dediğimiz ifadelerle yapılan kırıcı, suizana i­ten konuşmalar, şüpheye itici bir takım tavırlar, insanları birbirin­den uzaklaştırıyor.

Birbirlerine sevgilerini göster­miyor veya gösteriyor ama aynı dili konuşmuyorlarsa, biri dokun­mayı seviyor ama diğeri birlikte aktivite yapmayı seviyorsa, bir­likte aktivite yapmayı seven ki­şi, “o benimle hiçbir şey yapmak istemiyor, tek derdi bana dokun­mak” gibi algılıyorsa. Bir diğe­ri de “sadece sinemaya gitmek i­çin, birlikte yemek hazırlamak i­çin evlenmişiz bana dokunduğu yok, işte beni sevmiyor” gibi al­gılıyorsa bu uzaklaşmalar kaçı­nılmaz oluyor. Bu tip durumlarda da insanlar o boşalan sevgi de­posunu yanlış yollarla giderme­ye çalışabiliyorlar maalesef. Bel­ki de o yüzden bunlar fark edil­diği anda yanlış yollara sapma­dan uzman yardımı almakta fay­da var.

Sosyal medyada ‘Biz mutlu bir çiftiz’ imajıyla yapılan pay­laşımlarla fenomen olan hatta bundan da ticârî gelir sağlayan, takipçi sayıları ve reklam gelirle­ri için böyle görünmeleri gerekti­ğini söyleyen çiftler bile var. Ma­alesef yeni yetişen genç kızlar da bu görüntülere özenip yanlış ya da erken bir evlilik tercihinde bu­lunabiliyor. Bu konu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Aldatılan veya aldatma hikâ­yelerinin olduğunu terapilerde en çok gözlediğim şudur: Aldatı­lan kadınsa, evde yakaladığı her mutlu pozu, herkesin görebilece­ği şekilde paylaşma eğiliminde o­luyor. Sanırım bu karşı tarafa ve­rilmek istenen bir mesaj. “Bak biz mutluyuz, sen bizim ailemizi bo­şuna yıkmaya çalışıyorsun” gibi bir psikolojiyle yaptıklarını düşü­nüyorum. Çünkü buna çok fazla rastladım. Son zamanlarda sos­yal medyada takipçi sayısı çok fazla olanlar, sayfalarına reklam aldığı ve kendilerine belirli paralar ödediği için de bu tarz paylaşım­ları yapabiliyor. Kimisi bunu kı­yafetle, eşya sunumlarıyla yapı­yor. Kimisi de bunu mutlu eş, dü­ğün, nişan vs fotoğraflarıyla ya­pıyor. Yeni evlenecek olanların da ne giymiş, nerede yapmış düğü­nünü, nereye tatile gitmiş, biz de gidelim diye etkileneceklerini bi­liyorlar. Gençler de onları takip e­diyor ve böylelikle takipçi sayıları hep artıyor.

Sosyal medyanın insanî iliş­kilerimize zarar vermemesi için neler yapalım?

Diyelim ki eve gittik ailemizle birlikte olacağız, interneti kapat­mak en sağlıklısı. Aile bireylerinin birbirinin gün içinde yaşadıklarıy­la, hissettikleriyle, hayatında o­lup bitenlerle ilgilenmeleri, birbir­lerini tanımaları çok önemli. Çün­kü aynı çatı altında yaşayan, ki­min neden hoşlandığından ya da neye kızdığından bile haberi ol­mayan bir sürü anne baba ve ço­cuk tanıyorum. Gerçekten birbir­lerini tanımıyorlar. Evet biri bir di­ğerinin annesi veya çocuğu ama hiç tanışmamışlar. O yüzden ai­le ortamında internetten uzak­laşmak en sağlıklısı. Çünkü o ol­duğu müddetçe bir şekliyle il­gi çeker, oradan oraya atlar, gez­meye başlarsınız ve vaktin na­sıl geçtiğini anlamazsınız. Bu he­pimiz için böyle maalesef. Çün­kü çok renkli bir dünya var ora­da. Hele de birileriyle bir konu ü­zerinde yazışıyorsanız, o ne yaz­dı diye merak ediyorsunuz, tek­rar tekrar bakma ihtiyacı hissedi­yorsunuz. İşte böylece aile içinde bireyler birbirinden büsbütün ko­puyor. Kişiler internette ne kadar vakit geçirdiğine bir baksın. Eğer çok uzun bir vakti orada harcadı­ğını düşünüyorsa, ki bu ölü va­kit demektir. Çünkü o süre zar­fında hiçbir şey üretemedi, kaza­namadı da. Bunun yerine eşi, kar­deşi ya da çocuğu yanındayken, i­lişkilerini korumak adına, gerçek­ten onların gözlerin içine bakarak sohbet etmesi, temas kurması, hayatına, gönlüne, ruhuna doku­nabilmesi için en azından onlar­la birlikteyken, internetten uzak durması daha sağlıklı görünüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir