Mesaj yağmurunda sen duacı ben duacı…

 

“Canım şu an doktordayım, bana dua et, he­men!”(Ne kadar da aceleci, zor durumda galiba. Allah hayırlı şifanızı versin. )

“Bu sınavı muhakkak kazanmam lazım, dua et de kazanayım!” (İnşallah kazanırsın evladım, sen çalışmaya devam et.)

“İş yerinde her şey ters gidiyor, herkes üstü­me geliyor, bana dua et!” (Allah yardımcınız ol­sun, karşınıza iyileri çıkarsın.)

“Çocuklar zıvanadan çıktı, haklarından ge­lemiyorum artık dua et!”(Allah hayırlı evlat, hayırlı insan eylesin inşallah.)

“Eşim evlilik yıldönümümüzü çoktan unuttu. Zaten geçen yıl da hatırlama­mıştı. Bana dua et! Artık sevmiyor mu beni sence?” (Olur mu öyle şey? Ben sana da dua edeyim.)

“Eşimle aramız bozuk dua et!” (Tamam.)

“Kardeşlerimle küsüz dua et!” (Olur, inşallah barışırsı­nız.)

“Bunalıyorum dua et!” “Daralıyorum dua et!” “Depresyondayım dua et!” vb. Ardı arkasına gelen istekler ve mesajlar. Tamam hayırlı dualarımı esirge­meyeceğim. Her ne kadar iki elinizin avucunu birleştirerek o malum dijital resimle göndermiş olsanız da.

Bir başkası şöyle bozuyor, odanın içindeki anlık sessizliği. “Sen dünyanın en iyi annesisin. Çok şefkatli ve merhametlisin. Cansın. Bir eşin daha yok yeryüzünde.” (Çok naziksiniz. Rab­bimin yarattığı halife-i arz bir varlık olduğumu tekrar hatırlattığınız için sağ olasınız.) Tabi ki de bu kadarla kalmayıp, açtıkça uzayan bir fer­man gibi nefsimi okşayan cümlelerin ardından, bir tokat cinsinden geliyor son satırlar: “Eğer bu mesajı şu kadar kişiye göndermezsen bugün bir yakının ölsün!” Ne? Koskocaman açılmış gözleri­min bu satırları daha fazla görmeye tahammülü kalmadığı için, hemen acelece onu da atıyorum “sil” kutusuna. Gözdağı vererek dua istemek de neyin nesi? Müslüman Müslüman’a tabi ki de dua eder, duacıdır ama bu dayatma ve bu teh­ditle mi yapılır? Böyle mi dua istenilir mü’min kardeşinden? Ben şimdi bugün bir yakının ölmesin diye mi dua edeceğim? Anla­madım ki?

Derin bir “la havle…” çek­tikten sonra, bütün gün mesajlarıma bakmamaya niyet ediyorum. Cihazı sessize almakla bir nevi baskısından kur­tulmaya çabaladığım uyarıları, artık gör­mezden gelmekle de tamamen kurtulacağım. Lüzumsuz vakit öl­dürmekle, lüzumlu işle­rime yoğunla­şamamaktan ve de onları bir türlü bitirememekten de azat olmayı ümitlenerek. Heba olan kıymetli vakitlerimi kim­selere yem etmemeye kesin kararlıydım artık.

Bir an evvel zihnimi ayıklamalı bu süprüntülerden. Ve zihnin en yakın kardeşi olan kalbimi kurtarmalıyım bu tufandan. Sis ve dumandan göz gözü görmez olmuş kalbimin içi zira. Her bir ileti gözlerimden içeri dalarak birer inilti olup ilişti yüreğime!

“Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizme­ti bıraktırıp, lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öl­dürür.”1

Mâlâyaniyyât ile fazla iştigalden işgal altın­da beynim. “Bellek dolu”diye bas bas bağırıyor, kafam zonklayarak. Yok, yetmedi cihazın sesini kesmek. Başka bir odaya götürüp kapıyı da kapa­yarak karantinaya almalıyım. Başka kurtuluşum yok gibi şimdilik.

Hayal duygularımıza birer yük olarak gelen onlarca, yüzlerce dijital ve sanal istiladan na­sıl korunacağım? Bu mümkün mü? Ya benim en nadide emanetim yüreğimin hali ne olacak? Onu nasıl koruyup kollayacağım bu hoyrat eller­den. Nasıl muhafaza edeceğim her biri rabbimin rızasını kazanmak için verilmiş kıymetli istidat­larımı? Kıymetli ömrümü, sayılı nefeslerimi? En değerlisi olan imanımı? Ben bu dünyaya niye gel­miştim? Burada işim neydi? Ne istenildi ki ben­den, ben neler yapıyorum?

Ah, başım çok ağrıyor. Yine hiçbir işimi ta­mamlayamadan akşam oldu. Kalkıp perdeleri kapayayım da, ışığı açayım bari. Unutmadan son bir mesaj daha. Onu da paylaşmadan edemeye­ceğim. Sırf nelerle uğraşıp ömür sermayemizi nasıl yazık ettiğimizi göstererek uyarmak adı­na. Tahmin edersiniz “eğer bu mesajı…” diyerek başlayıp giden cinsten. Ve sonu maalesef şöyle bitiyor:”…Allah seni bir Fatiha ya muhtaç etsin.”

Mesaj okumaktan Fatiha okumaya vakti­niz-vaktimiz kalmayacak bu gidişle! “Bu satırları size hasta yatağımdan yazıyorum. Eğer benim iyileşmem için dua etmezseniz, mesaj sağanak­larına şemsiyesiz yakalanın emi!”

Dipnot:

1.Risale-i Nur Külliyatı

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir