İslâm kardeşliğinde aile ve eğitimin yeri ve önemi nedir?

Günümüzde en çok tartışılan konular arasında ailenin bozulması yer alır. Evliliklerin azalıp, boşan­maların artması bu kurumu daha büyük tehlikelere atmakta, boşanan çiftlerin çocukları bu ayrılıklar­dan büyük zarar görmekte ve anne-babanın bir arada olduğu bir aile ortamından yoksun yaşa­maktadırlar. Bunun yanında çocuklar iyi bir İslâmî terbiye alma noktasında büyük sıkıntılarla karşı karşıyadır. Anne babanın, baba da annenin yerini dolduramamakta ve bunun neticesinde hayatın­dan şikayet eden ve iyi yerlere gelemeyen mutsuz çocuklar yetişmekte, depresif bir nesil peyda ol­maktadır. Aile boşanmamış olsa bile çocuklar iyi bir dinî terbiye alamamakta ahlâkî tükenmişlik yaşa­yan bir neslin ne kendine, ne de topluma bir yararı dokunamamaktadır.

İslâm kardeşliğinin yetişebilmesi için tepeden inmeci bir eğitim anlayışı değil, tabandan tavana ilerleyen, fert fert eğitimin önemini bugünlerde daha iyi anlamaktayız. Bu yüzden öncelikle en küçük daireden başlamak gerekmektedir. İnsanın önce kendini, daha sonra ailesini terbiye etmesi; bir tohumun toprağa atılıp yeşermesi gibi bir çe­kirdek-i esasiye teşkil etmektedir. Bediüzzaman Hazretleri küçükken annesinden aldığı terbiye­nin de tohum hükmünde olduğunu söylemek­tedir.1 Çünkü bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî almazsa, daha sonra bunları ruhu­na çok zor alır. Adeta gayr-ı Müslim birine an­latmak derecesinde bir zorluk vardır. O yüzden Bediüzzaman seksen yılda seksen bin zattan aldığı dersi bir kefeye, bir yaşında annesinden aldığı manevî telkinleri bir kefeye koyar. Anne­sinin verdiği manevî eğitimin daha kuvvetli ol­duğunu söyler.

Bu bize büyük bir ders vermiyor mu? “Çocuk­tur, yapar” diyerek küçükken çocuğumuza her şeyi serbest bırakıp, sonrasında ona verilen ter­biyenin bir işe yarayacağını düşünüyor muyuz? Çocuğun manevî eğitimi annenin genç kızlığın­dan itibaren başlar, hamileliğinde devam eder, çocukluğunda karakteri şekillenir ve buluğ ça­ğına geldiğinde şahsiyeti oturmaya başlar. Kırk yaşına geldiğinde de rüsuh peyda eder, bir daha değiştirilmesi çok zor olur. Bunlar ilmen ispat­lanmış şeyler iken, neden her şeye geç başlıyo­ruz? En dar daire olan kendimizden başlayarak bir şeyleri değiştirebiliriz. Bu değişim de terbi­ye-i İslâmiye ile mümkün. Böylelikle önce fert, sonra aile, sonra toplum, sonra İslâm alemi fera­ha kavuşacaktır. Bediüzzaman’ın dediği gibi “Biz doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete layık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan (diğer din mensuplarından) fevc fevc dahil ola­caklardır”.2

Aile eğitiminde annenin rolü

Anne terbiyesi çocuk eğitiminde çok önemli bir yer teşkil eder. Çocuk vaktinin büyük bir kıs­mını annesiyle geçirdiği için, şahsiyeti de anne­sinin tutumuna göre şekillenir. Kadınların en belirgin özellikleri şefkatli ol­malarıdır. Bediüzzaman bu yüzden onlara “şef­kat kahramanları” demektedir. Şefkat duygu­sunun bir kahramanlık olarak algılanmasındaki en büyük neden, kadınların gözünü kırpmadan yavruları için ruhunu feda etmeleridir. Çok sami­mane olan bu duygu karşılık dahi beklenmeden yapılan bir harekettir. Annelerimizden gördüğü­müz sayısız fedakârlıklar ise buna en büyük de­lildir. Bu duygu annelere Cenab-ı Hak tarafından ihsan edilmiş nadide bir duygudur. Erkekler de bu derece halis olmuyor. Hiç olmazsa şan ve şe­ref isterler yaptıkları fedakârlıklar için. Madem bu duygu sadece annelere has bir duygudur; el­bette bu duyguyu da hak yolda kullanmak ge­rekmektedir. Çocuğun dünyasını güzelleştirme­ye gayret gösterirken, bundan çok daha önemli olan ahiret hayatını ihmal etmemek, karnını doyururken, ruhunu ve kalbini aç bırakmamak, terbiye-i İslâmiye ile çocuğun ahiretini kurtar­mak gerekir.

Çocuk terbiyesinde en önemli hususlardan birisi; ona bir konu hakkında eğitim verilirken merhamet, şefkat ve muhabbet dilinin kullanıl­masıdır. Kızarak, döverek, zorbalıkla yapılan bir dinî eğitim temeli bozuk bir binaya benzemek­te, sağlam olmayan, çabuk bozulmaya yüz tu­tan bir eğitim olmaktadır. Unutmayalım, çocuk söyleneni değil; gördüğünü yapar. Bu yüzden iyi bir rol model olmak gerekmektedir.

Anneye düşen en önemli görevlerden biri de çocuğa verilen saygı ve hürmet eğitimidir. Çocu­ğun anne-babasına ve çevresine saygılı bir birey olmasını arzu ediyorsak, öncelikle anne-baba­nın da ona saygılı olması gerekir. Çocuğun helâl dairede özgürlüğüne ipotek koymamalı, meşru dairede serbest kalabileceği unutulmamalıdır. Çocuğu kendi ihtiraslarımızın kurbanı yaparsak, çocuk da ailesine ve topluma saygısız bir birey olacaktır. Özellikle çocuğa kötü sözler söylen­memeli, şiddet uygulanmamalıdır. Bu zamanda zorbalık; çocuklara muhabbet ve şevk vererek bir şeyleri yaptırmakla olur. İyi olanı çocuğa sev­dirirsek kendiliğinden kötü davranışları bıraka­caktır.

Çocuğun kendisine, annesine ve ailesine güven duyması da ailede önem teşkil eden bir konudur. Burada her istediğini yapmanın adını özgüven olarak algılamaktan bahsetmiyoruz. Ailesine güvenen bir çocuk kolay kolay çevreden gelen zararlara aldanmaz. Kendine güvenen bir çocuk kolay kolay yanlışa düşmez. Özellikle ilk iki yaş çocuğun annesine güvenli bağlanmasının temelinin atıldığı zamanlardır. Özellikle çalışan annelerde bu güvenli bağlanma tam gerçekle­şemediği için özgüvensiz, çabuk yanlışa sürük­lenen çocuklar yetişmektedir.

Anneye düşen en önemli görevlerden biri de çocuğun mahremiyet eğitimidir. Mahremiyet eğitimi de çocuğun fıtratına tesettür hakikatinin yerleştirilmesiyle gerçekleştirilir. Burada kastet­tiğim tesettür; maddî-manevî tesettür eğitimi­dir. Erkek-kız fark etmeksizin, şehvet duygusu­nun istikametli yolu olan iffetli bir nesil yetiştir­mek her anne-babaya düşen bir görevdir. İffet, kişinin helâle isteği olup harama arzusunun olmamasıdır. Haya ve iffet tohumun atıldığı bir neslin maddî tesettürü de zor olmasa gerektir.

Aile eğitiminde babanın rolü

Ailede babanın eğitimi, annenin eksik kaldığı yerleri doldurmak adına çok önemlidir. Babanın çocuğunu himaye ve muhafaza etmesi, çocu­ğa merhametli ve hürmetkâr olması, çocuğun maddî-manevî ihtiyaçlarını karşılaması çocuğun baba profilinin doğru şekillenmesi açısından çok önemlidir. Burada baba, adeta tamamlayıcı gö­revi üstlenmektedir. Anneye çocuğun eğitimin­de destek olması, hem annenin yükünü azalta­caktır, hem de çocuğun babasına karşı sevgisi sağlam bir zemine oturacaktır. Kızan, azarlayan, korkulan bir baba olmayı öğretmez bize İslâmi­yet. Bilakis merhamet ve himaye eden bir baba olunması gerektiğini öğretir. Peygamber Efen­dimizin (asm) hayatında bunun numunelerini çok sayıda görmekteyiz. Çocuğun gözünde iyi bir baba profilinin oluşması onun ileriki hayatın­da çok önemli bir yer teşkil etmektedir.

Aile eğitiminde çocuğun rolü

Anne-babanın görevlerini saydıktan son­ra çocuğa düşen vazifeleri de saymak gerekir. Çocuğun anne-babasına itaat etmesi, saygı ve hürmet göstermesi, anne-babasına şefkat ve sevgi ile yaklaşması temel görevler arasındadır. İslâmiyet anne-baba rızasına çok önem vermiş­tir. Anne-baba kötü dahi olsa çocuğun isyan et­mesi büyük günahlar arasında sayılmıştır. “öf bile deme” ayeti de bunun için indirilmiştir. Bu­rada bizim anlayacağımız mesele her tarafa da işler düştüğünü göstermektedir. Sadece bir ta­rafın gösterdiği fedakârlıklar ve iyilikler kişiyi bir tükenmişlik sendromuna götürebilir. Atalarımı­zın dediği gibi: “Herkes kapısının önünü süpürse dünyada kirli yer kalmaz”

Mutlu bir ailede dikkat edilmesi gereken bazı hususlar

Öncelikle şöyle bir konuyu açıklamak gere­kir. Birden bire mutlu bir aileye sahip olunmaz. Azimle, gayretle, çabalayarak ve önce kendimizi değiştirmeye sebat ederek mutlu aile olma yo­luna adımlar atılır. “Şöyle olursa mutlu olunur” diye gereksiz bir beklentiye girmek hem bizi, hem de çevremizdekileri yorar. Bazı maddelere indirgeyecek olursak, bir aile dikkat edilmesi ge­reken hususlar şu şekildedir;

1. Aile fertlerinin her birisi birbiriyle iletişim halinde olurken, yanlış bir durum düzeltileceği zaman ikna metodu kullanılmalıdır. Emrivaki cümleler ile değil, izahlı, açıklamalı, haşiyeli ve şerhli cümleler kullanılmalıdır. Ailedeki iletişimi kuvvetlendiren en ehemmiyetli meselelerden­dir. Muhabbet dilinin kullanılması iletişimi daha kuvvetli hale getirecektir.

2. Evde en az haftada bir istişarenin yapıl­ması tarafların kendilerini ifade etmesi için iyi olacaktır. Problemlerin, danışılacak konuların, vazife dağılımı gibi meselelerin konuşulacağı uygun bir ortamı hazır hale getirmek aile fertle­rinin hepsinin ailesini ciddiye almasında ön ayak olacaktır. Kişiler ailenin bir ferdi olduğu şuuruna varacaktır.

3. Dürüst olmak ailede temel ahlâk haline getirilmelidir. Doğru söylemek, doğru hareket etmek, doğru davranmak kısaca hem hal diliyle, hem de kal diliyle doğru olmak gerekmektedir. Sıdk, ailede güven ortamının oluşmasında çok önemli bir rol oynamaktadır.

4. Evde günlük olarak Risale-i Nur okumala­rı ve dersleri yapmak ahlâk eğitiminde takviye edici olacaktır. Bediüzzaman Hazretleri de “ev­lerinizi birer medrese-i Nuriye yapınız”3 demek­tedir. Medresetü’z-Zehranın en küçük numunesi ailedir. Okuyarak ve anlayarak hayata geçirmek daha kolay olacaktır.

5. Evde kişisel anlamda bir problemle karşı­laştığımız zaman “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez”4 ayetini düstur haline ge­tirmek, suçun şahsîliği ilkesini unutmamak ge­rekmektedir.

6. Bir anlaşmazlık, tartışma yaşandığında; kişi, karşı tarafın güzel huylarını görmeye ça­lışmalıdır. Güzel özellikleri kötü özelliklerinden fazlaysa affedilmelidir. İman, İslâmiyet, insani­yet gibi ortak noktalar yakalanmaya çalışılmalı­dır. Sıkıntılı durumda; kadere, nefis ve şeytana, kendimizde görmek istemediğimiz kusurlara da pay vermek gerekir. Gururu ve enaniyeti bir ke­nara bırakıp problemler sakin bir şekilde halle­dilmeye çalışılmalıdır.

7. Ailede böyle güzel ahlâklar yerleştirilirse bu, daha sonra topluma yansır. İslâm kardeşliğinin yaşanması da kolaylaşır. Aile yaşanan bu güzel eğitim Bediüzzaman Hazretlerinin bahsettiği manevî Medresetü’z-Zehra’nın bir numunesidir. Bahsettiğimiz önemli hususların okul eğitimin­de de hükümran olduğunu düşünürsek güzel bir nesil zeminde zuhur edecektir. Medrese­tü’z-Zehra’nın maddeten tecessümü ile her şey daha güzel olacaktır. Biz ümitvarız ve bu yüzden bir şeyleri düzeltmeye gayret ediyoruz. İnşallah maddî surette de tahakkuk edecektir.

Dipnotlar:
1. Bediüzzaman Said Nursi/ Lem’alar
2. Bediüzzaman Said Nursi/ Eski Said Dönemi Eserleri
3. Bediüzzaman Said Nursi/ Emirdağ Lahikası
4. En’âm Sûresi, 6:164; İsrâ Sûresi, 17:15; Fâtır Sûresi, 35:18; Zümer Sûresi, 39

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir