Aile eğitimi insanı, insan da dünyayı düzeltir

Aile, anne-baba ve çocuktan oluşan insanın küçük bir cennetidir. Müslüman’ın korunacak bir sığınağı, tahassungâhıdır. Aile toplumları ayakta tutan en temel yapı taşlarından biridir. Bu tanım­lar itibarıyla her şeyin ailede başladığını anlamak­tayız.

Ailenin ilk temeli Hz. Adem (as) ve Hz. Hav­va (as) ile başlatılmıştır. Kurulduğu ilk mekân ise dünya değil cennettir. Dolayısıyla aile, dünyada ya­şanan bir birliktelik gibi gözükse de kök itibarıyla cennette başlamıştır. Cennette başlatılan bu bir­liktelik günümüzde hâlâ devam etmektedir.

Hz. Adem (as) ve Hz. Havva’nın (as) izdivaçları cennette yapılmış olsa da çocuk nimetine erişme­leri dünyada olmuştur.

Hz. Hâbil ve Kâbil… Biri şecere-i zakkum diğeri ise şecere-i tubaâ…

Dünyaya bir nimet olarak gönderilen çocuklar, diğer bir yönüyle de imtihan vesilesidir. Kâbil imti­han iken, Hâbil lütuftur.

Çocuklar, Rabbimizin biz kullarına bir emaneti ve hediyesidir. Onların maddi ve manevî ihtiyaçları anne-baba olarak bizim sorumluluğumuz altında­dır. Bizler hem dünya, hem ahiret hayatını tehlike­lerden korumak vazifesi ile muvazzaf ve görevliyiz.

Bunun için çocuğumuzu terbiye-i İslâmiye ile yetiştirmeliyiz. Bu misalden Asr-ı Saadete baka­cak olursak; Peygamber Efendimiz, Hz. Fatıma (ra) ile Hz. Ali’nin (ra) oğulları, biricik torunları olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e (ra) “Cennet gençlerinin efendisi, benim çiçeklerim.” diye hitap edermiş.

Hz. Fatıma (ra) ve Hz. Ali’nin (ra) aile ortamı bize Hz. Hasan ve Hüseyin gibi terbiye-i İslâmiye ile yetişen nesiller kazandırmıştır ve gelecek nesil­lere birer âyine-misal olmuşlardır.

Her şey ailede başlıyor demiştik. Anne ve baba olarak çocuklarımıza yeterli bilgiyi, eğitimi, terbi­ye-i İslâmiye’yi vermediğimiz zaman; bu, bir imti­han vesilesi oluyor ve Kabil gibi nesiller yetişiyor.Ya da tam tersini düşünelim. Dersini terbiye-i İslâ­miye’den alan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin gibi örnek nesiller yetiştiriyor.

Cenab-ı Hak, Teğabun Sûresi 15.ayette “Doğru­su mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Büyük ödül ise Allah katındadır.” diyor.

İşte anne ve babalar bu imtihanın farkına var­mazlarsa, çocuklarına manen ve maddeten dünya ve ahiretlerine zarar verirler.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, “Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, karı koca mabeyninde bir em­niyet-i mütekabile ve samimî bir hürmet ve mu­habbetle devam eder” demiştir.

İşte bu sırra binaen anne ve babanın birbirleri­ne hürmet ve muhabbet etmesi, birbirine karşılıklı güvenmesi bu ailenin huzur ve saadetinin devam etmesi için yegâne formüldür. Böyle olacak ki o yuvada yetişen çocuklarda bu manevî sırla aynı şekil­de büyüsünler.

Üstadımız “Hanenizdeki masum evlatlarınızla masûmane sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir.” buyuruyor. Yani günümüz şartlarında bu hakikate erişmiş ne kadar aile var, belki de parmak­la sayılacak kadar az değil mi?

Üstadımız yine ailenin eğitiminin önemini vur­gulayarak “Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, ade­ta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yer­leşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.” Bu hakikat nazarıyla baka­cak olursak bir annenin çocuğuna ailede vereceği temel dinî ve ahlâkî eğitim, bir bakıma onun gele­cek yaşantısındaki öğreneceği bilgilerin ve yaşan­tıların üzerine bina edilmesine birer vesile kayna­ğıdır. Böyle olacak ki günümüzde daha iyi nesiller, toplumuzda yer edinsin.

Aile eğitimi insanı, insan da dünyayı düzeltir. Aslında hayatımızı iman ve sünnet-i seniyye ile şekillendirdiğimizde ve bunu ailelerimizin ruhuna aşıladığımızda her iki cihan saadeti yaşanacaktır inşallah.

Ebu Hureyre (ra) rivayetle: Kişinin cennette de­recesi yükseltilir, sebebini sorar: “Ya Rabbi bu lütûf nereden?” Ona şöyle cevap verilir: “Çocuğunun senin için yaptığı istiğfar ve dualardan.” Bizler de inşallah ailemizin ve toplumumuzun geleceği olan çocuklarımızı bu şuurla yetiştirdiğimiz zaman; gü­nah cihetinden ölsek dahi çocuklarımızın yapacağı ibadetler-tâatler; istiğfar ve dualar; iyilikler, lütuf ve güzellikler bizim sevap cihetinden yaşamamızı sağlayacak, inşallah cennette bizlerin derecesinin yükselmesine vesile olacaktır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir