Söğüt ağacı ve ben

Şu söğüt ağacına bir bak,

Şöylece uzanıp tam dibine yat.

Dallarını uzatmış, iyice yere,

Nasıl da salınıyor dervişçe.

Yıldızlar görünür dalları arasından,

Sanki o yıldızlar meyveleridir,

Gecenin sessizliğinde aniden dillenir.

Öyle ulvi bir surette ki hali,

Sanki bu dünyaya ait değil gibi gelir.

Bir fısıltı duyulur, yavaşça salınışında,

Bir zikir ki, kalbin derinlerine üflenir.

İnsan hissedebilse eğer, tüm hissiyatı dile gelir.

Bir sevgi doğar ki, Esma-i Hüsna eşliğinde,

Kalbi sanki çok dilli bir zikirhanedir.

Unutur kendini, zikreden o söğüt müdür,

Yoksa kendisi midir?

İçinde uyanan incecik hisler,

Sanki nurdan iple örülmüş,

Hoş kokulu latif birer çiçektir.

Gözlerinden süzülen damlalar, yalan değil gerçektir,

Gerçeğin en güzeli, Rabbini hissetmektir,

Rabbi ile olan bir kalb, her daim tatlı bir hisle dolar,

Onun adı sevmektir.

Gerçek sevgi, inan, sadece Rabbini bilmektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir