Eğitimde reform

Her asrın değişen şartlarına göre, her alanda yeni sistemlere ihtiyaç duyulur. Bu alanlardan en önemli ve acil olanı da şüphesiz eğitim sistemidir.

Bediüzzaman Said Nursi de, içinde bulunduğu asrın ihtiyaçlarını tespit etmiş, çare olarak işe ilk önce eğitim sisteminden başlamak gerektiğini düşünmüştür. 20’li yaşlarda din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı eğitim sistemi modelini padişaha sunmuş, hayatı boyunca gittiği her yeri bir dershaneye çevirerek eği­tim yoluyla hizmet vermiştir.

Dinî ilimler ile fen ilimlerinin birlikte okutulması, o zaman için çok farklı ve yeni bir fikirdi. Mekteplerde tahsil görenler ve Avrupa’da eğitim alıp gelenler, medreselerde din eğitimi alanları geri kalmışlıkla ve cahillikle itham ederken; medrese eğitimi alanlar da onları dinsizlikle itham ediyorlardı. Bu da arada de­ rin bir uçuruma sebep oluyordu. Bediüzzaman’ın sunduğu eğitim sistemi, öncelikle akla kapı açan, araştırmacı ve sorgulayan bir sistemdi. İnsanla­rın düşüncesine ve diline değer veren bir modeldi. “Arapça vacip, Türkçe lazım, Kürtçe caiz” diyerek, herkesin bu sistemden faydalanmasının mümkün olduğunu belirtmiştir. Bu sistem hayata geçmiş olsaydı, doğudaki ırkçılık ve eğitimsizlik gibi temel sorunlara önlem alınmış olacaktı ve hiç bitmeyen terör sorunu belki de bugün olmayacaktı.

Günümüz eğitim sorunlarına baktığımızda, hâ­len din eğitiminin eksikliğinden ve yetersizliğinden kaynaklı problemler vardır. Oysa Bediüzzaman Said Nursi, “Fen ilimleri aklın nuru, din ilimleri vicdanın ziyasıdır. İkisinin kaynaştırılmasıyla hakikat ortaya çıkar.” diyerek, hem taassup hem de şüphelerden kurtulmanın tek çaresinin bu olduğu görüşünü sa­vunmuştur.

Bugün yaz boz tahtasına çevrilen eğitim sis­temi ve batıdan gelen taklit sistemlerin hiçbirinin eğitim sorunlarımıza çözüm olamadığını görmek­teyiz.

Verilen bilgiler sadece akla değil; kalbe, ruha ve vicdana da hitap etmeli.

Verilen bilgilerin sağlam temellere dayalı olma­sı ve ispatlanabilir olması gerekli.

Öğrencinin soru sormasına ve yorum yapma­sına fırsat verilmeli, teşvik edilmeli. Düşüncelerini özgürce ifade edebilme, ikna etme, izah etme, su­num yapma gibi beceriler kazandırılmalı. Böylece öğrencide motivasyon ve derse katılım isteği art­mış olur. Soru-cevap tekniğinin örneklerini ve me­todunu da Risale-i Nur’da görmekteyiz.

Anlaşılması zor meseleleri akla bir dürbün gibi yaklaştıran misallerle anlatım tekniği geliştiril­meli. Risale-i Nur’da bunu hikâyeler ve temsiller olarak görüyoruz. Teknolojiyi de kullanarak yeni sistemler geliştirilebilir. Belgeseller, deneyler gibi.

Öğrenci sorumluluk alabilmeli, “neme lazımcı” olmamalı. Kendisini değil, başkalarını, toplum ya­rarını hatta tüm insanlığı düşünmeli.

Meselelerin olumlu ve olumsuz yönlerini gös­tererek, demokratik bir sistemle tercihi öğrenciye bırakmalı.

Öğrencilerdeki olumsuz davranış ve düşüncele­ri negatif alanlardan pozitif mecralara yönlendiril­meli.

Mizaca göre farklı eğitim:

Bütün öğrencilere aynı sistemle, aynı tarzda, aynı eğitimi vermek doğru değildir. Bunun olum­suz sonuçlarına hepimiz şahidiz. Öyle ise, farklı yetenek ve kişiliklerin kendini göstermesine fırsat verilmeli.

Bediüzzaman Said Nursi de, talebelerini yetiş­tirirken, mizaçlarına dikkat etmiş, ona göre eğitim ve vazifeler vermiştir. Mesela en güvendiği “sır katibi” diye anılan talebesi Zübeyir Gündüzalp’e o kadar güvenmesinin sebebi, Zübeyir Gündüzalp’in mizacındaki ileri seviyedeki sadakatti. Bediüzza­man Said Nursi günlük gazetelerin okunması ve gündemin takibi görevini de Zübeyir Gündüzalp’e vermişti. Bunun nedeni de, mizacındaki ciddiyet ve olaylara aklını karıştırmamasıdır.

Ceylan Çalışkan ise, şakacı bir mizaca sahip ol­duğundan Bediüzzaman ile bir peder evlat ilişkisi içinde geçmektedir.

Mehmet Birinci Ağabey’in haya ve takvasından dolayı hanımlara ders yapmasına müsaade etmiş, o şekilde istihdam etmiştir.

Risale-i Nur okundukça ve anlaşıldıkça, en mü­kemmel bir eğitim sistemini ihtiva ettiği anlaşıl­maktadır. Yurtdışında bazı üniversitelerde Risale-i Nur kürsüleri kurulmuştur. Bizde de inşallah Risa­le-i Nur’un eğim sistemi üniversitelerde kabul gö­recek ve kürsüleri kurulup din ilimleri ile fen ilim­leri birlikte okutulacaktır. “Zaman ihtiyarladıkça Kur’ân gençleşmektedir” hakikatinde olduğu gibi, Kur’ân’ın manevî mucizesi olan Risale-i Nur da za­manın geçmesiyle gençleşmekte ve vicdanlarda kabul görmektedir. Zira Risale-i Nur’daki hakikat­ler, sadece eğitim sistemini değil, dünyanın idare­sini düzenleyen bir anayasa hükmündedir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir