Küçücük

Küçücük bir çocuğun ellerinden hayata tutundun mu hiç? Tüm umutlarını, dualarını, ertelediklerini, yetişemediklerini, kavuşama­dıklarını… Her birisi adına ötelere yükledin mi kaybolmaya meyilli ümit halelerini?

Savruldun mu uzaklara onun meltemle­riyle? Ayazlarda kalmışken sımsıcak nefesini yüreğinde hissedip, ısındın mı bir anda? Şahit oldun mu birliğin, tekliğin şahitliğini yapan her bir azasının haykırışlarına?

Minicik yüreğinden adeta cisimleşerek, gözlerinden birer umut olup fışkıran bakışla­rında yarınları hayâl ettin mi onun bakışlarıy­la? O yarınlarda hem kendini, hem de şu an o küçücüğün ilerideki büyümüş hallerini… Nere­de, nasıl olmak isterdin o gelecekte?

Çokça yanılıp, hatalar yaptığında. Pişman­lığın bir dağ olup dikildiğinde tüm kasvetiyle önüne, ömrüne. Yitirdiğinde yaşama sevincini. Ve bir daha asla geri dönmeyeceğini sandığın o heyecanlı ‘Sen’i. Bakıp görmeyi becerebildin mi onun gözlerinde, kaybolmuş kendini bula­bilmek için?

Bir başıboş gibi gezinen o âsi günahkârı yakıştıramadın mı yoksa onca ışıltının, yer­den göğe kadar masumiyet kokan bahçesine? Şimdilik üstün başın kir-pas içinde kalmış olsa da, muhakkak ki bir paklık kalmıştır o bedenin hamallığını yapan gizemli ruhunda. Ara sıra sendeleyip düşmek de, zorluk çekmek de, her şey insan için nasılsa.

Ufacık bir şeyden bile mutlu olabilmek için onun yanında ne kadar da acemi ve beceriksiz­sin. Bir an olsun her şeyi, işi-gücü, geçmişi-ge­leceği, olmuşu-olacağı unutabilsen. Her şeyi bir kenara, her işi ait olduğu yerine, kendini ise hayatının merkezine döndürsen bir an için. Kalbini, çok zamandır muhtaç olduğu o imana kavuşturmakla gerçek mutluluğu bir tadabil­sen! Huzura koşsan.

“İnsanın vazife-i fıtriyesi, taallümle tekem­müldür, dua ile ubûdiyettir.”1 Hakikatinden esirgemesen gelecek günlerini. Nasıl da rahat olacak yaşamak!

Minicik bir bedende, koskocaman bir yüre­ğin sahibine tutun sen de! Görür sandığın göz­lerine, işitir sandığın kulaklarına, bir de yaşa­dığını sandığın hayatına can gelsin. Can katsın canına, varlığına…

Öyle ki, kaybolmaya meyletmiş, uyuşmuş duyguların, körleşmiş hislerin pıtı pıtı atan o yüreğe koşuşsunlar. Sevgi ne gözle görmeye, ne de kulakla işitmeye muhtaç değilken. Onun yeri kalp, sevdiği de, sevgisi de “Rabbi için” ise, zaten çoktan doğru/doğruyu sevmiştir. Daha fazla vakit kaybetmeden ondan sevmeyi öğ­ren, onu seven ve hiçten var eden Rabbini öğ­ret! Küçücük değildir sonsuza uzanacak olan hiçbir sevgi! Küçücük özüne derç edilmiş her şeyin hakikati!

Dipnot:
1-Bediüzzaman Said Nursi/ Sözler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir