“Okulda en kutsal hak çocuk hakkıdır.”

Beyaz Lale Anaokulu kurucusu Nurbanu Şen Hanımefendi ile bilhassa okul öncesi eğitime değindiğimiz hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Keyifli okumalar…

Öncelikle uzun yıllardır bu işin içinde biri olarak, bil­hassa okul öncesi eğitimin önemi noktasından sizlerin görüşlerinizi, deneyimlerinizi paylaşmanızı isteriz.

Yirmi yıllık bir çalışma, bir röportajla ne kadar ifade edilebilir bilmiyorum ama en azından okul öncesinin ehemmiyetini belirtebiliriz. Bizim veli kitlemiz homo­jen bir yapıya sahip. Bunu da belirtmek lazım. Okul öncesi eğitimi, ağacın kökü, binanın temeli mesabesinde olduğunu düşünüyoruz ve çok önemsiyoruz. Bu yola çıkarken Bediüzzaman’ın “Çocuk kuvvetli bir iman dersi almazsa sonrası çok zor olur” felsefesi referansımız oldu. Peki hangi doneleri esas aldık? Bu zamanın eğitimcileri niçin tesir etmiyor? Bunlardan da bahsetmek isterim. Kurumumuzda göz önünde bulundurduğumuz, esas aldığımız bir nokta var ‘fıtratla buluşturma.’ Yavrunun fıtratını bozmadan aslî mecraına sevk etme çabası bizimki. Önemli bir yaklaşım olduğu­nu düşünüyoruz. Yine eğitimde talim ve terbiye ile kişilerin müspet manâda değişebileceğini ve tekamül edebileceğini esas alıyoruz. İnsanlıkta te­kamül kanunu var. Bütün eğitimleri verirken de Be­diüzzaman’ın ifade ettiği gibi “Çocuklar mutlaka şefkatle eğitilmeli.” kaidesini asla unutmuyoruz. Anne şefkati, eğitimci kararlılığı, bizim bu yol hari­tasındaki hassasiyetimiz. Yine eğitimde çocukların zihin seviyesine inmek de önemli. Onların hissiya­tıyla ihtiram etme, onların akıllarına göre yaklaş­ma, onların zihinlerini okşama esası var. Bunu da yine Risale-i Nur’dan referans alıyoruz.

Çocuklar birbirinden çok farklı değil mi? Kimi­si çok hareketli, kimisi içine kapanık…

Kurumumuzda “Her yavru özeldir” yaklaşımına sahibiz. İşe aldığımız öğretmenlere, elemanlara “Bu okulda en kutsal hak çocuk hakkıdır.” felsefe­siyle eğitim seminerleri sunuyoruz. Çünkü bize ge­len her yavru emanettir ve bir esmanın göstergesi­dir. Tek tip bir yavru beklemiyoruz biz. Onu tanıma, keşfetme ve doğru bir şekilde, ondaki çekirdeğin açılarak çıkmasını sağlamak üzerine çabalıyoruz. Mesela çok yakın bir zamanda birkaç mezunumuz­la diyalog kurdum. “Ne hatırlıyorsun anaokuluna dair?” dedim. “Risale-i Nur dersindeki temsiller benim çok hoşuma gidiyordu. Hepimiz sukutla, sessizce dinliyorduk.” ifadesini kullandı. Bu gös­teriyor ki, teknikler doğru kullanılırsa attığınız o tohumlar tutuyor. Bizim anaokulumuzdan mezun olanlar, yavrularını tekrar bize getiriyorlar. Düşü­nün nasıl bir tat aldılar ki o eğitim tekniklerinden, anne- baba olmuş evladını tekrar bize getiriyor. Biz tefekkürle seyrediyoruz. Demek ki Allah’ın izniyle doğru metotları kullanıyoruz.

Beyaz Lale okullarında nasıl bir müfredat var?

Değerler eğitimi, spor, mutfak aktiviteleri, okul derslerine takviye eğlenceli matematik, mental aritmetik, drama, org, yarışmalar, çok zengin her istidadı kucaklayabilecek bir eğitim müfredatı var.

Çocuğun eğitim hayatında öğretmenler kadar, ailenin de eğitimli ve bilinçli olması çok önemli zannediyorum.

Mutlaka eğiticinin eğitimi çok ehemmiyetli. Aslında bunun bir tık daha ötesi ailenin eğitimi çok önemli. Çünkü nihayetinde yavruları bir süre sonra ailelerine teslim edeceğiz biz. Evet eğiticile­re bir şekilde rehberlik yapıyoruz. Ama asıl arzum, keşke ebeveyn kitlesine tam anlamıyla ulaşabil­sek. Çünkü o yavruya vereceğimiz en büyük hediye anne, babalarının donanımlarını müspete kanalize etmek. Çünkü şuan, çok üzgünüm ki evler steril olmaktan çıktı. Yani keşke evler korunaklılığını ko­ruyabilse. Bu durumu şuna benzetiyorum; Resul-i Ekrem (asm) dünyaya teşrif ettiğinde Mekke’de hava şartları kötü, bulaşıcı hastalık var ve bir bebe­ğin gelişimine uygun değil. Düşünün süt emen bir bebek, uzak bir diyara daha sağlıklı büyüyebilmesi için gönderiliyor. Hep bu benim için ışık oldu. Yani 3 yaşına kadar ebeveyn mutlaka en doğru adres diye düşünüyorum. Ama 3-4 yaşlarından sonra, evlerin maalesef teknolojiyle beraber yapılanması ile bir­likte çocuk gelişimine uygun bir atmosfer olduğu kanaati bende kırılmış durumda.

Yanlış algılar velilere ulaşmamızı engelliyor

Son dönemde din ve dindar imajının incinmiş olması, bizim veli ilişkilerimizi de etkiledi. Biz ve liye el uzatsak, gelin konuşalım, sohbet edelim şu günler desek de o kaygı ve korku birçok veliye ulaşmamıza engel haline geldi. Acı bir şey. Ben yıllarca velilerime çok rahat ulaştım. Son yıllarda istediğim seviyede ulaşmayı maalesef başara­mıyorum. Homojen bir veli kitlem var. İnanılmaz harika insanlar. Demokrat bir yapıları var aslında ama algılar onlara da ulaşmamızı engelliyor. Oysa bu, bir yavru için büyük bir kayıp. 20 yıllık serüve­nimizde çok sıkıntılar gördük. Çok zor süreçlerle yaşandı. Hakikaten bir destansı mücadeleyle bu hizmeti götürdük ve götürüyoruz da halâ. Çocuklar bizim geleceğimiz. Biz ne yaparsak onlara, onların yarınlarına büyük yatırım olduğuna inanan bir kafa yapısına sahibiz. Onlar gerçekten şefkatle, merha­metle büyütülmeli. Hassaten de Risale-i Nur’daki iman hakikatleriyle ruhlarının çok iyi inkişaf edece­ğine inanıyoruz. Kuvvetli bir Allah’a, ahirete iman verilmediği sürece o yavruların istikbalde mutlu olacağını düşünmüyorum ben. Bu kadar akılların dehşet aldığı, evlatların ebeveynleri incittiği bir süreçte ancak o erdemler ile o yavrular yarınların bahtiyar ferdi olacak diye düşünüyorum.

Böyle bir ortamda güzel şeyler yapmaya çalış­mak, çocuklara örnek olmak da önemli öyle değil mi?

Yavrular mıknatıs gibi her halimizi çekiyor. Ku­rumum içerisinde yaşanılan bir İslâm ahlâkını esas almaya çalışıyoruz. Çocuğun mahremiyetine say­gı gösteriyoruz. Biliyoruz ki lisan-ı halimiz, lisan-ı kalimizden daha tesirli. Okul içerisinde mutfakta çalışanımızdan, serviste vazifelimize kadar, ne­zihane, nazikane ve kavl-i leyyin esasını referans alan bireylerle beraber işi götürmeye çalışıyoruz. Üstad’ın hatıralarda geçen “Artık ahir zamanda eğitim anne-babalardan alınmış, eğitimcilere ve­rilmiş.”diyor. O kadar önemli, mesuliyetli bir iş. Bunun bilincinde, gayretindeyiz. İnanın şunu söy­leyebilirim, onlarca psikologla, pedagogla, davra­nış bilim uzmanıyla çalışıyoruz. İşte farklı tezler getiriliyor bazen. Ben de bizzat bütün seminerler­de bulunmaya çalışıyorum. Değişken eğitim mo­delleri var. İsveç metodu şöyle, Einstein metodu böyle vs. Ama şunu gördüm ki, en doğru referans Kur’ân, sünnet-i seniyye ve Risale-i Nur hakikatle­ri. Her geçen gün Kur’ân’ın rumuzu ortaya çıkıyor deniliyor ya. İşte okulda ona şahidim. Bu anlamda annelerin de, eğitim kurumlarının da, kıblesini iyi belirlemesi lazım ki, nesiller sahil-i selamete var­sın. Yaşanılabilen, nefes alınabilen bir dünya mey­dana gelsin.

Size ve bu eğitim anlayışına gönül veren oku­yucularımıza ne söylemek istersiniz?

Eğitime dair ne rehberlik almak isterlerse biz bunun sevdalısıyız. Yeryüzünün mektep olması gerektiğine inanan insanlarız. Dolayısıyla yarınların kurtuluşu, nesillerimizin kurtulmasından geçiyor. Elimizde doğru ölçüler, kıstaslar var. Düşünsenize bizden mezun bir yavru geliyor “Öğretmenim ben psikolog oldum. Sizin kurumda çalışabilir miyim?” diyor. Müthiş bir keyif. Bakıyorsunuz şahsiyeti, ka­rakteri yerinde. Yine bir yavrumuz vardı. Bize gel­diğinde hırçın, nezaketten uzaktı. Allah rahmet eylesin 22 yaşında vefat etti o yavrumuz. Bir yaz okuluna kız kardeşini yazdırmaya geldiğinde ifade ettiği “Öğretmenim ben Risale-i Nur’u burada duy­muştum, namaza burada başlamıştım. 22 yaşıma geldim ve namazımı asla bırakmadım. İşte kıla­masam da evde kazasını yaptım.” Bu yavrumuz 22 yaşında öbür dünyaya uçtu gitti. Düşünün sadece bir yaz dokunuyorsunuz yavrunun gönlüne, o bir yaşam felsefesi haline gelebiliyor. O yüzden haki­katen yapmaya çalıştığımız basit bir iş değil.

Gönül kazanmak, gönle dokunmak gerçekten apayrı. Aslında sizin işiniz de bir anlamda bu za­ten “Unutulmayacak bir dokunuş.”

Bediüzzaman “Masumane yavrularınızla meş­guliyetiniz yüzer sinemaya bedeldir.” diyor. Ben de her gün hayretle seyrederim çocukları. Hakikaten o kadar büyük bir hazine ki her birisi. Bazen te­bessüm ettiriyor, bazen güldürüyor, bazen de size hayat dersleri veriyorlar o masum halleriyle. Ben müsait olan insanların, bu işle ilgilenmesi gerekti­ğini düşünüyorum.

Okul öncesi eğitim çok farklı ve önemli bir alan. Bu anlamda sektörü nasıl değerlendiriyor­sunuz?

Son dönemlerde medyada yer alan haberler­den, bu işi sırf ticarî kaygıdan dolayı yapanların da olduğunu fark ediyoruz. Serviste unutulan çocuk­lar, çocukların mahremiyetine hürmet gösterme­me gibi hadiseler vuku buluyor. Önümüzdeki gün­lerde belki daha da artacak. Bu yüzden yaptığımız iş ve durduğumuz çizgi, bizim için önemli. Ben bazen kayda gelen velinin gözlerine bakıyorum. Eğer bir referansla gelmişse, benim içim o kadar rahattır ki. Çünkü hizmet almış birilerinden ve burada nasıl eğitim verdiğimizi, ne­ler yaptığımızı biliyor demektir. Ama ilk defa gelen velinin gözlerindeki o korkuyu, kaygıyı o kadar çok seziyorum ki. Çünkü sosyal medyada, çevresinde kötü paylaşımlar var. Hakikaten haklılar. Bu iş sev­da ve dava esaslı olmazsa yapılması çok kolay bir iş değil. Onu da belirteyim. Hakikaten büyük risk alıyorsunuz. Bir insan en kıymetlisini, evladını size teslim edecek. Rabbe hesap verme korkusu, vic­dan yoksa o medyada yer alan haberler gerçekleşi­yor maalesef. Bazen ebeveynlere diyorum ki, eğer doğru bir kurum bulamayacaksanız işinizden istifa edin. Bir mürebbi tutun, evinizi “ev okulu” yapın ama lütfen inanmadığınız, güvenmediğiniz hiçbir kuruma yavrunuzu teslim etmeyin.

Çok faydalı bir sohbet oldu. Son olarak da ebeveynlere, velilere tavsiyelerinizi alalım.

3 yaşın altında, öğrenci getiren velilerime, “Bu yaşta çocuğun bana, kuruma ihtiyacı yok, önce anne, baba ve ilk mürebbi olarak size ihtiyacı var.” diyoruz. Çalışmak zorundayım en sık duyduğumuz cevap. Ne olur diyorum yapmayın. Bir kurumun bu sebeple öğrenci reddetmesine şaşırıyorlar. Ama o çocuk benim geleceğim. Ticarî bir kaygıyla kuruma alma şansına sahip değilim. Bunlar çok önemli, unutulmaması gereken hassasiyetler ve pusula­mız olan düsturlar gerçekten. Son olarak ise belki çok klâsik bir şey olacak ama eğitimden daha öte ebeveynlerin rol model olması gerekiyor. Fıtratla­rını bozmadan kendilerini de korumalarını, evlerin gerçekten birer eğitim yuvası olması, nebevî ah­lâkla hayatlanması gerektiğini düşünüyorum. Yani anne-baba kendini eğitmeli. Bizler beşikten-me­zara ilim diyen bir peygambere ümmet olduk. O yüzden ebeveynlerin bu konuda hassas davran­masını ve aynı zamanda dua etmelerini tavsiye ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir