Çocuk ne anlar ekonomiden?

Bu ay, derginin teması “ekonomi” olduğu için istediğim konuda bir yazı yazabileceğimi söylediler. “Neden bağımsız bir konu yazıyormuşum?” dedim. “Çocuklar da anlar ekonomiden. Hem de çok güzel anlarlar. Oyuncak ekonomisinden, abur cubur eko­nomisinden…” Birçok sektörün dünya çapında ço­cuklara yönelik üretim ve pazarlamada milyarlarca dolar gelir elde ettiklerini biliyoruz. En azından bana oyuncak fiyatlarından dert yanan velilerim çok iyi bi­liyor. Basit bir oyuncak bebeğin sırf marka değerin­den dolayı 250 TL satış ücretine sahip olduğundan bahsediyorlar mesela. Oyuncak bebeği aldıysanız, geriye bebeğiniz için ev düzmek kalıyor. Yatak odası takımı, yemek odası takımı, mutfak, yeni kıyafetler, makyaj setleri… Hatta 3 katlı güzel bir oyuncak be­bek evi. Belki bebeğin kıyafetinin rengine uygun şık bir otomobil de almak isteyeceksiniz. Pardon çocu­ğunuz isteyecek. İzlediği çizgi film kanallarında tüm gün bu ürünlerin reklamlarına maruz kalıyor çünkü! Hatta istemekle kalmayıp dünyaları başınıza yıka­cak, siz de eliniz mahkûm seriyi tamamlama yolun­da pek de emin olmayan adımlarla ilerleyeceksiniz. Sonra ne mi olacak? Birçok oyuncakta olduğu gibi çocuğunuz yeni alınan son oyuncakla belki birkaç gün oynayıp, onu da diğerlerinin yanına iliştirivere­cek. Sonra gelsin yeni oyuncaklar!

Şaka bir yana, çocuk sahibi olmanın ev ekonomi­sinde belirli düzeyde rüzgarlar estirmesi gayet nor­mal. Peki anne babalar bu dengeyi nasıl korumalı?

Oyuncak almanın haricinde birçok çocuk anne, babasını her gördüğü bakkala veya markete sok­mak, mutlaka oradan bir şeyler aldırmak ister. Ebe­veyn, önce almak istemez. Çocuk yetişkinde bu di­renci gördüğünde ısrar dozunu artırır. Çocuk sahibi olmasanız bile, dışarıda kendini yerlere atarak çığlık çığlığa ağlayan çocuklara şahit olmuş olabilirsiniz. Anne, baba çocuk üzerinde yeterli netliği sağlama­mışsa, çocuklar istediklerini elde edemediklerinde bu tip yöntemleri tercih edebilirler. Bu yöntemler genelde işe yarar çünkü anne veya baba böyle bir sahne içerisindeyken dışarıdaki insanlara rezil olma düşüncesinden korkabilir, ebeveynliğinin yetersiz görülmesini istemeyebilir veya çocuğa zarar verdi­ğinin sanılmasından endişelenebilir. Bu tip düşün­celerle çocuğun bu davranışını bitirmesi için isteğini yerine getirir ve görünürde çocuk 1-0 kazanmıştır.

Peki neden ‘görünürde’ kazanmıştır?

Her istediğini bu şekilde elde edebilen çocuklar uzun vadede doyumsuz hale gelirler ve arzu ede­bilecekleri nesne sayısı gitgide azalır. Sahip olduk­larının kıymetini bilmezler çünkü her arabanın, her rengi onda zaten vardır ve ailesi her istediği modeli zaten almaya devam etmektedir. Oyuncaklarını kırsa bile, anne baba hemen gidip yenisini alıp ye­rine koymuştur. Böyle bir gidişatta büyüyen çocuk büyüdüğünde de yaşına göre istekleri artacaktır. Artık basit oyuncaklar onu kesmeyecek, biraz daha büyüdüğünde son model cep telefonu isteyecek, 18 yaşını doldurduğunda da bu sefer gerçek otomobil isteğinde bulunacaktır, kim bilir. Yetişkinler şu so­ruyu cevaplamalıdır; ‘Çocuğunuza en fazla neyi ala­bilirsiniz?’

Çok varlıklı olup çocuklarına tutumlu olmayı öğ­reten anne babalar da gördüm, asgari ücret maa­şını almayı bekleyip ertesi günü hemen çocuğunun istediği ateş pahası oyuncağı almaya giden anne babaları da. Bu ucu bucağı olmayan bir süreçtir ve inanın dünyanın en zengin ailesinin bile çocuğuna alabileceği nesne miktarı sonsuz değildir.

Peki çocuklarımıza her istediklerini alarak aslında onlara uzun vadede kötülük etmiş olmuyor muyuz?

Aslında bu konu tamamen ailenin ekonomik düzeyiyle ilgili değil. Bu tarz durumlar ebeveynlerin, ebeveynliğe bakış açısıyla da yakından ilgili. Anne babalar çocukları tarafından sevilmek ve kabul gör­mek istiyorlar. Birçok anne baba çocukluğunda bu tarz imkanlara sahip olamadığı için kendi çocukla­rına her istediklerini alma yoluna girdiğini belirtiyor. Aslında işin gerçeği şuna dönüşüyor; yetişkinler kendilerini bir nesne ile sevdirme yoluna girdiğinde, o nesne ortadan kalkınca sevgi de azalıyor. Çünkü çocuk kendisine bir şeyler alındığında sevildiğine şartlanıyor.

Bazı aileler de tam tersine aşırı tutumluluk ser­gileyerek çocuklarına da bunu aşırı derecede yan­sıtabiliyorlar. Kaygı düzeyi yüksek olan 8 yaşındaki bir öğrencimin kaygısının arkasında anne babasının borçlarını ödemesi için çok çalışıyor olduklarını bil­mesi, çocuk için bu denli çok çalıştıkları, çocuğun da derslerinde çok başarılı olması gerektiği, ancak bu sayede iyi okullara girip büyüdüğünde iyi maaşlar alabileceği inancı olduğunu görmüştük. Bu, çocukla­rın taşıyabileceğinden fazla bir sorumluluktur.

Nasıl sınır koyabilirsiniz?

Çocuğunuz bir şeyi almakta ıs­rar ettiğinde “paramız yok” de­meyin. Bu cevap, çocuk açısın­dan “demek ki para olduğunda alacağız” anlamına gelir ve çocuk isteğini erteler. Bu tip cevaplar çocuklara sınırı ve her şeyin alınamayacağını öğ­retmek yerine şartlardan do­layı alınamadığı mesajını verir. Bu tip durumlarda çocuğun istediği şeyi alabilmek için başka yetiş­kinlere başvurup, ailesinin parası olmadığını söyle­mesi gibi sahnelerin yaşandığını da sıkça görüyo­rum. Birçok çocuk kredi kartı kavramını da biliyor ve para yok cevabına karşılık “o zaman kartla alalım” diyen çocuk sayısı az değil.

Bu tip cevaplar yerine net ve kararlı bir duruşla “Senin zaten bir araban var, belki başka bir gün sen­de olmayan bir oyuncak alabiliriz ama bugün değil.” Gibi cevaplarla çocuğunuzu yönlendirebilirsiniz. Ço­cuğunuz ağlayabilir, ısrarcı olabilir. Bu yüzden net, kararlı, açıklayıcı ve yapıcı olmanız oldukça önemli. Çocuk bu tavrınızı gördükçe durumu kabullenecek ve kavramı bilmese de “ekonomik açıdan tutumlu olabilmenin” temellerini atmaya başlayacaktır. 5-6 yaş itibariyle kumbara alışkanlığı oluşturmaya baş­layabilir ve verdiğiniz ufak çaplı harçlıkları biriktir­mesini sağlayarak o çok beğendiği oyuncağı kendi emeğiyle almasını sağlayabilirsiniz. Kendi emeğiyle sahip olduğu oyuncağın kıymetini de bilecektir.

Çocuğunuzun geleceğine verebileceğiniz en bü­yük hediyelerden biri onun arzularını kendisinde bırakmaktır. Arzu sahibi olan çocuklar hedefi olan çocuklardır. İzin verin, yaşlarına uygun şekilde he­deflerinin peşinde kendi emekleriyle koşsunlar. Bir diğeri, çocuklarınıza üretkenliğini geliştirebileceği ortamlar sağlamaktır. Örneğin; oyuncak bebeğine hazır bir ev almak yerine evdeki eşyalarıyla ufak bir beşik hazırlamak onun üretkenliğini artıracağı gibi, yeni bir şey üretme duygusuyla da mutlu olmasını sağlamak gibi. Bir çocuk elindeki tahtadan sopayla bile bir oyun kurabilir. Hayal gücüyle onu uçak yapıp uçura da bilir, kaşık yapıp yemek de yiye­bilir. Nesnelerin çocuğunuza hâkim olmasına izin vermeyin, çocuk­larınızın nesnelere yön ver­mesi için emek gösterin.

Bir çocuğu tabiatla baş başa bırakın ve iz­leyin. O, hayal gücü ve üretkenliğiyle orada kendi dünyasını kura­caktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir