Fuzulî-i Bağdadî (?-1556)

Fuzulî-i Bağdadî gibi mufarakat eden dostları düşünerek enîn edip,
‘Vaslını yâd eyledikçe ağlarım, Tâ nefes varsa kuru cismimde feryad eylerim.’ diyerek bir teselli, bir nur, bir rica kapısını aradım.1

On altıncı asırda yaşamış büyük şairlerimizdendir. Asıl adı Mehmet’tir. Babasının adı Süleyman’dır. Fuzulî’yi eserlerinde mahlas olarak kullanmıştır. Arapça, Farsça ve Türkçe dillerine hakim olup bu üç dilde de eser veren nadir şairlerden biridir. “Leylâ ve Mecnun” eserinin yazarıdır. Ömrü boyunca maddî sıkıntılar yaşamış ve çok istediği halde Irak topraklarının dışına çıkamamıştır. Bağdat’ta görülen veba salgını sonrasında vefat etmiştir. Risale-i Nur’da ayrılık ve hüzün duygularına tercüman olan bir beytiyle zikredilmektedir.2

Fuzulî’nin hayatı ile ilgili bilgiler çok azdır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 1480-1495 yılları arasında farklı tarihler verilmektedir. Buradaki farklılık doğum yeri olarak gösterilen şehir isimlerinde de karşımıza çıkmaktadır. Kerbelâ, Bağdat, Hille, Necef ve Kerkük beldeleri farklı kaynaklar tarafından doğum yeri olarak gösterilmektedir. Bazı kaynaklarda isminin Fuzulî-i Bağdadî olarak geçmesi, bazı şiirlerinde “Bağdadî” ifadesinden kaynaklanmakta ve buna dayandırılmaktadır. Buna karşılık Türkçe divanının birkaç yerinde Bağdat’tan “diyar-ı gurbet” olarak söz etmesi de, Bağdatlı olmadığının delili olarak gösterilmektedir.

Fuzulî, kendisini alâkadar etmeyen işlere karışıp gereksiz sözler söyleyen kimse anlamına geldiği gibi, diğer bir anlamı da, yüce, üstün erdemli kimse demektir. Şiirlerde mahlas olarak kullanmak istediği tabirlerin başkaları tarafından kullanılması, şairlerin isimlerinden çok mahlaslarının ön plâna çıkarılması ve doğabilecek karışıklıkları önceden önlemek maksadıyla bu mahlası kullandığı kendisi tarafından Farsça divanının önsözünde dile getirilmektedir.3

Mehmet, çocukluğunda Arapça ve Farsçayı bu dillerde şiir yazıp söyleyebilecek kadar güzel bir seviyede öğrendi. Çocukluğundan itibaren dinî ve müspet ilim dallarında dersler aldı. Şiir yazmak hususundaki kabiliyeti gençlik yıllarından itibaren önemli ölçüde kendisini hissettirmeye başladı. Ancak, ilim öğrenmeye karşı da büyük bir ihtiyaç hissettiğinden, bu duygusu, bütün mesaisini şiir üzerinde teksif etmesine mani oldu. Böylece kendini tamamen şiire kaptırması önlenmiş oldu. Mehmet, ilk eserlerinden olan ve “Beng ü Bade” adını taşıyan kitabını Safevi Devletinin kurucu ve hükümdarı olan Şah İsmail’e ithaf etti. Bu gelişme

Bağdat’ın 1508 yılında Şah İsmail tarafından alınmasından sonra meydana geldi. Şair eserinde hayranlık ve takdir edici ifadelere yer verirken Bağdat’ın alınması hadisesine de değindi. Safeviler tarafından Bağdat’a vali olarak tayin edilen İbrahim Han tarafından yakın ilgi ve alâka gördü. Bağdat’a götürüldüyse de, İbrahim Han’ın kendi yeğeni tarafın öldürülmesi üzerine Bağdat’tan ayrıldı.

Osmanlıların Bağdat’ı aldığı tarih 1554’tür. Fuzulî’nin bu tarihe kadar geçen yedi yıl boyunca ne gibi faaliyetler içinde bulunduğu, nasıl yaşadığı konusunda aydınlatıcı bilgiler mevcut değildir. Bağdat’ın alınmasından sonra Kanunî’ye beş kasidesini takdim eden Fuzuli, ayrıca, “Geldi burc-u evliyaya padişah-ı namdar” ibaresini eserine kaydetti. Bunun dışında, Osmanlı Devletinin üst makamlarında bulunan birkaç kişiye de kasideler sundu. Bu yolla onların himayesini kazanmaya çalıştı.

Fuzulî’nin itikadı durumu birçok araştırmacı ve ilim adamı tarafından tartışma konusu olmuştur. Kendisine Şiî diyenler olduğu gibi Rafızî, Hurufî, Bektaşî, vs. diyenler olmuştur. Bu muhtelif isnatların en önemli sebebi, kendi itikadını eserlerinde net bir şekilde yansıtmamış olmasıdır.

Risale-i Nur’da, Fuzulî’nin ismi, manevî üzüntü içinde, dostlardan ayrılığı ve bu ayrılıktan dolayı duyulan ızdırabı yansıtan bir beytiyle zikredilmektedir. (Vaslını yâd eyledikçe ağlarım / Tâ nefes varsa kuru cismimde feryad eylerim) Bediüzzaman, yaşının ilerlemesi, buna paralel olarak istirahat arzusu, sevdiklerinden ayrılıklar ve bu ayrılıklardan sonra âdeta hayalen kaldırılan cenazelerin, insan ruhunda meydana getirdiği büyük üzüntüyle görünen manzara karşısında Fuzulî’nin bu duygularına tercüman olan beytine yer vermektedir. Ancak, bütün bu ayrılık ve ızdıraplara rağmen bu dünyanın imtihan yeri olması, ahiret inancının insan ruhunda meydana getirdiği büyük huzur hatırlatılarak şikâyet ve teessüre yer olmadığı hatırlatılmaktadır. İhtiyarlığa ermenin aynı zamanda vazifeden terhis olmaya, vazifenin bitip istirahat ve mükâfata yaklaşmanın alâmeti olması hasebiyle bakıldığında memnuniyete dönüşeceği nazarlara sunulmaktadır. Böylece rahmet âlemine yaklaşmış olmanın huzuru ve mutluluğu insanın bedenini sarar.4 İlim ve irfan sahibi olan Fuzulî, şiir yazabilmeyi Cenab-ı Hakkın bir lütfü olarak sayar. Bu durumun çok az insana nasip olduğunu belirtir. Şiirin özünde sevgi olduğunu, temelini de bilimin oluşturduğunu savunur. Şiir yazmanın da ilmî bir birikime sahip olmayı gerektirdiğini, aksi takdirde gösterilecek çabanın ve yazılanların boş olduğunu dile getirir. İlimsiz şiir yazmayı, temelsiz duvara benzetir. Temeli olmayan duvarın da değersiz olduğunu ifadelerine ekler. Önceleri aşka dair şiirler yazmasına rağmen, bunun uzun ömürlü olamayacağına hükmederek bu tür şiirler yazmayı sürdürmez. İlmî birikimi tekmil etmek için büyük bir gayret içine girerek kendini yetiştirmeye çalışır. Bunu da daha seviyeli şiirler yazmak için yapar.

Fuzulî’nin yazı ve şiirlerindeki kabiliyeti, üslûbu, akıcılık, sadelik, insanî duygulan mükemmel bir şekilde dile getirmesi, büyük takdir toplamasına ve divan edebiyatının en büyük şairleri arasında sayılmasına vesile oldu. Dünyevî lezzetlerin kıymetsizliğiyle beraber, hiç kimsenin pençesinden kurtulamayacağı ölüm gerçeğini de çok güzel bir tarzda dile getirdi.

Türkçe, Arapça ve Farsça dillerini çok güzel bir şekilde öğrenerek bu üç dilde de eserler vermesi şöhretinin çok geniş bir alana yayılmasına vesile oldu. Özellikle Farsça ve Türkçe dillerinde kaleme aldığı yazıları büyük bir takdir topladı.

Fuzulî, çok sayıda eser yazan şairlerimizdendir. Bunlar manzum ve nesir olmak üzere on beş eserden oluşmakladır. Arapça, Farsça ve Türkçe dilleriyle yazılmış üç divanı vardır. Leylâ ve Mecnun, Beng ü Bade, Hadis-i Erbain Tercümesi, Sohbetü’l-Esmar,Hadikatü’s-Süeda adlı eserleri Türkçe olarak kaleme almış, ayrıca Türkçe yazmış olduğu mektupları da vardır. Matlaü’l-İtikad adlı eserini Arapça olarak yazmıştır. Heft Cam, Enisul-Kalb, Risale-i Muammeyat, Rınd ü Zahid, Hüsn ü Aşk adlı eserlerini de Farsça olarak kaleme almıştır.

Fuzulî, değişik kesimler tarafından şiirleri bestelenen nadir şairlerimizdendir. “Beni candan usandırdı, cefadan yar usanmaz mı?” bestelenen ünlü eserlerindendir. Aradan asırlar geçmesine rağmen halen şiirlerinin çalışmalara ve bestelere konu olması, saygınlığı olan kişiler tarafından incelenmesi, şairin değerini daha da arttırmaktadır.


Dipnotlar:
1. Bediüzzaman Said Nursî/ Lem’alar
2. Bediüzzaman Said Nursî/ Lem’alar
3. Abdulkadir Karahan ‘Fuzûlî’ TDVİA
4. Bediüzzaman Said Nursî/ Lem’alar

Kaynak: Yeni Asya Neşriyat/ Portreler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir