İnsanı ümitsiz kılan nedir?

Yaşadığımız hayatta insanı ayakta tutan değerler vardır. İnsana şevk vererek gayrete getiren ümit, bunlardan en önemlisidir. Vazifesi itibariyle çalışması gereken insanın, sermayesidir ümit. Varlığı ile hayatımıza renk kattığı halde, bazı durumlar karşısında ümitsizliğe kapılabiliyor insan. Kâinatta o kadar ümit verici haller varken, yine de umudu sönebiliyor. Peki neydi insanı ümitsiz kılan? Yıldızlar etraftayken, neden bakmaz ki insan? Eflatun’un dediği gibi; “Bütün yıldızlar sönse ve her şey kararsa, insanın ruhunda tek bir yıldız parlamaya devam eder, bu ümit yıldızıdır.” Öyle ki, ümitle tüm karanlıkları aydınlatabiliyor insan. Ümitsizlik ise, tam manasıyla karartıyor.

Bilhassa gençlerimizi çalışmaktan alıkoyan menfi haller, inançlarını zayıflatarak ümitsizliğe götürebiliyor. Halbuki umudumuz kadar genciz. Evet, insanı ümitsiz kılan bu durumları genç kardeşlerimize sorduk. Aldığımız cevaplar umut vericiydi. Şartlar ve durumlar ne olursa olsun, bir kez daha anladık ki, her kışın bağrında titreyen bir bahar vardır…

Meryem Altıner – Eskişehir

İnsanı ümitsiz kılan; (her şeyin Sahibi olan) Allah’ın her şeyin Sahibi olduğuna inancının noksaniyetidir. Hayallerini, arzularını, çalışmalarının sonucunu Allah’tan değil, sebeplerden beklemeleridir. Allah’ın Kadîr ismini okuyamamaktan, idrak edememektendir.

İbrahim Polatkol – Kayseri

Ümitsizliğin gençler üzerindeki temel problemine indiğimizde, aile içerisinde eşler arasında vuku bulan bazı menfi durumlardan kaynaklandığını görmekteyiz. Ve bununla birlikte inanç zafiyetinin de baş göstermesi ile çocukluktan itibaren yerleşmeye başlayan ümitsizlik girdabından çıkamayan genç, hayatı boyunca bu problem ile karşı karşıya kalmış oluyor. Halbuki inancımızın gereği olarak, sebepleri yerine getirip takdiri Allah’a bırakmanın ne derecede elzem olduğunu biliyoruz. Fakat amel etmek hususunda gençler maalesef zaafiyet gösterebiliyor. Bu da gençlerin karşılaştığı menfi bir hâl oluyor. Peki çözüm ne derseniz? Çözüm Kur’ân ve Nebevî bir yaşam tarzı ve bunu destekleyecek her asırda gelen dinî müçtehitler ve bu asırdaki müceddidin bizlere emanet bıraktığı Risale-i Nur.

Sinan Özden – Bursa

İnsan, sahip olduğu şeyleri kaybetmekten korkar. Canını, malını, sevdiklerini, ilmini. Bu kaybetme korkusu, o insanda “Bunları kaybedersem mahvolurum, yok olurum. Bir daha var olamam” gibi vehimlere sürükler. Bu vehim insanda maddî-manevî kasâvete, teessüfe, ümitsizliğe inkılab eder. Elhâsıl: Kâmil bir imân, insan üzerinde umut ışığının tulû etmesine; zaafiyet-i imân ise, kaybetme korkusu dolayısıyla ümitsizlik karanlığının çökmesine neden olur.

Murat Ercan – Sosyal Hizmet Uzmanı

Ümitsizliğe gelecek endişesi, derd-i maişet, toplumda adalete güvenin azalması, imanî zayıflıklar gibi durumlar neden olmaktadır. Gençleri ümitsizliğe iten birden fazla neden sıralamak mümkün. Bu sebeplerin başında -belki de en önemlisi- gençlerin çare bulmakta zorlandığı manevî hastalıklar geliyor. Hastalıklara hakikî çareyi bulamayanlar ise çözümü Üstad Hazretlerinin karşına dikilen insi şeytanın dediği gibi sefahet ve eğlencelerle bunları düşünmemekte buluyorlar. Fakat bu da tam bir çözüm olmayarak er ya da geç kişiyi ümitsizliğe sürüklüyor. Bunun devası ise eğitim sisteminin içine her gün birer saat, kat’i delillerle kalbi ve aklı tam tatmin eden Risale-i Nur okuma dersleri entegre edilmesidir. Böylelikle ümitsizliğin kaynağı bataklık “Huzur vereni al, keder vereni bırak” diyerek kurutulacak, sinekler de ortadan kaybolacaktır.

Hakan Özlen – Konya

İnsanı ümitsiz kılan neden “ebede müştak olmasıdır.” Yalnız kişi ya da toplum bu ebediyet zaruriyetini dar ve sınırlı bir mekân olan fani dünyada araması, onu gerçekten ümitsiz kılmaktadır. Oysa ebediyet arzusunu dünya değil, ancak samimî bir ahiret inancı tatmin edecektir. Böylece “ebediyet meftunu insan” dünyada her arzusuna eli yetişemeyince özellikle Müslümanları “Orta Çağda durduran ve tevkif eden altı hastalıktan birincisi” olan ye’is (ümitsizlik) vücut buluyor.

Ebrar Seven- İstanbul

Bence ümitsizlik, insanın herhangi bir şeye ulaşıp, ulaşamamasının tamamen kendi elinde ve kudretinde olduğu zannına kapılmasından kaynaklanır. Halbuki insan sadece cüz’i iradesiyle ister ve bütün sebeplere başvurur. Cenab-ı Hak istedikten sonra gerçekleşmeme ihtimali yoktur. İstemedikten sonra da gerçekleşme ihtimali de yoktur. Bu durumda ümitsizliğe kapılmaya da gerek yoktur. Her şeyin kendi elinde olduğunu düşünen insan ise elbette acizliğini fark ettiği ilk anda ümitsizliğe kapılacaktır.

Zülal Destancı – Balıkesir

Ümitsizliğe sebep olan şeylerden en büyüğü, Rahman-ı Rahim’in kâinattaki merhamet elini görememek veya unutmak. Her şeyi başıboş kimsesiz görmek. Olayları yorumlarken sadece aklımızın dar kalıplarından yararlanmak. Kendi hayatımızdaki hüzünleri başkalarının dünyasında da varmış gibi telakki etmek. Şefkati harekete geçiren hayatları temizleyim derken bezimizin kirli olduğunu fark edememe halimiz.

Esra Yavuz – Eskişehir

İnsanı ümitsiz kılan şey, bence inanç noktasında bazı konularda noksan olmamız. Cenab-ı Hakka itimadımızın, olması gerekenden nakıs olması. Araştırmayan, hazıra müptela olmuş bir nesil yetişiyor maalesef. Okumanın asıl amacının kendimizi keşfetmek, Yaratıcımızı tanımak olması gerekirken, her şeyi sadece sorgulayan ama düşünmeyen, inanan ama yaşamayan, Müslüman ama inancı zayıf, kendinden, Rabbinden ümidini kesmiş bir nesil yetişiyor. Her şey okumakla başlar. Ve insanları değerli hissettiren, moral veren, kâinata bakış açısını değiştirecek ve geliştirecek gerçek kitaplara yönelmek, eminim ümitsizlik hastalığını def edecektir.

Saadet Sezer – Eskişehir

Ümit kelimesini anlamına bakılınca “ummaktan doğan güven duygusu” çıkıyor. Biz neden mi ümitsizliğe kapılıyoruz? Çünkü bizim sonucunu beklediğimiz hiçbir hareketin nedeni Allah’a dayanmıyor. Bazen bir dilek ağacından, bazen bir taştan bazen ise bir ağaçtan medet umuyoruz. İsteklerimizi ve neticelerini gerçekten Allah’a bağlamıyoruz. Ki bu sebepten dolayı yaptığımız işlerin hiç birinden sonuç alamıyoruz. Alamadığımız bu sonuç bizi ümitsizliğe itiyor. Bir yandan nefis, yapmamız gereken görevleri bize ertelettiren en büyük düşman. En ufağından günlük ibadetlerimizi aksattıran nefis, bu tembellikten dolayı da bizi ümitsizliğe itiyor. Yani kısacası, ümitsizliğe kapılmak da, kapılmamak da insanda başlıyor. Şunu hiç bir zaman unutmamalıyız; Rabbimden istediğin bir şey olmuyorsa ya senin için hayırlı değildir ya da henüz vakti değildir. “Allah var, Allah yâr..”

**

Evet çareyi sonsuz âlemleri yeşillendiren ümit çiçeğini sulamakta buluyoruz. Vicdanımızı öldüren, huzurumuzu mahveden yeis hastalığına düşmezsek, diri tutulan her ümit meyvesini verecektir. İnsan olarak bizlere verilen sorumluluğun üstesinde, ancak çalışarak gelebiliriz. Gayret için de ümit şart. Özellikle gençlik gibi şevke ihtiyaç duyulan bir dönemde, faal, aktif ve üreten bir nesil için inanmak zorundayız. Ümidin ışığında ilerleyen gençler, yarınlara ulaşacaktır. O zaman yılmak yok. Bizi ümitsizliğe iten her durumu kendi inancımızla aşacağız. Umutlarımız solmadan, gönüllerimiz donmadan çalışalım. Bize sonsuzluğa ulaştıran yıldızlara kavuşalım.

Hazırlayan: Kübra Örnek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir