Tazelenen ümitler

Çocukluk hayâlleri ümitlerle doludur. “Bir büyüsem” diye başlar hayâller. Her çocuğun fıtratına göre hayâli de farklıdır. Ama tüm çocukların ümitleri aynıdır. Tam ve eksiksiz…
Hayat devam edip, çocukluk günleri geride kalmaya başladığı zamanlarda hayâl edilen hâller de uzaklaşmaya başlar. Bir zaman sonra ise bu hayâller büsbütün unutulur. Ümit mi? Artık kırık döküktür. Bırakın çocukluk hayâline ümit beslemek, yaşamak için gerekli ne varsa onlar dahi kenarda kalmıştır. Yeis, karamsarlık kol gezer insanın ruhunda…
İnsanın ruhu bu hâlleri yaşarken, memleketin mânevi ruhunda da aynı hâller yaşanıyorsa… Korku, endişe, ızdırap ve elemden kaynaklı, karanlık yeis çöreklenmişse… İnsan o zaman tam çıkmazdadır.
Çocukluk hâllerinin saflığından gençlik sabahına uyandığında görülen bu mâkus tablo yürek acısıdır.
İşte tam da bahsettiğimiz bu hâleti yaşayan biri Ahmed Zekâi. Şahsî ve içtimâi hâllerin neticesinde ümidi ondan uzaklaşmış. Ruhunu saran karanlıklara karşı çırpınırken bir ışık görmüş kitap sayfalarının arasından süzülen. Göz kamaştıran bu ışığın yakmadan aydınlattığını fark edince, nur olduğunu
anlamış. Yanına yaklaşmış ve tüm mevcudiyetiyle sarılmış bu kitaba. Okudukça karanlıklara uzak, nura yakın olmuş. Filizlenmiş ümitleri… Ve yaşadığı hâletin neticesindeki hislerini kaleme almış. Okuduğu kitap olan Risâle-i Nur’un müellifi Bediüzzaman Said Nursi’ye mektup yazmış. Böylelikle Ahmed Zekâi’nin mektupları “Lâhika mektupları”nın içine dâhil edilmiş.
Bizlere de örnek teşkil etmesi niyetiyle bir kaç mektubu okuyalım birlikte.
Ahmed Zekâi, içtimaî hayatın içindeki sıkıntılardan dert yanarken bakın neler yazıyor Üstadına mektubunda:
“Üstadım! Öyle zannediyorum ki âcizleri, hayatın ihtilata mecbur eden ahvalinden uzaklaşamadıkça, kalbim ârâmgâh-ı lezzetinde tam bir sükûnu bulamayacak. İnşâallah duanızın himmetiyle, o anlara da
selâmetle vâsıl olacağım. Bu hissiyatımı izah etmek, anlaşılmış bir ruh için zâid değil midir?”1
Ve sonrasında Üstadından aldığı “sabır ve tevekkül” definelerinin kendi üzerindeki tesirini şöyle ifâde ediyor:
“Aziz Üstadım! Bu elîm hâdisat hususunda sabır ve tevekkülden bahsetmek bilirim ki zaiddir. Esasen bizim gibi hayatın cüz’î ızdırabından âh u enîn eden kemterlere, sabır ve tevekkül gibi define-i saadet ve necatın kıymetini siz öğrettiniz. Hamdolsun, günden güne bu kelimelerin mefhumunu daha iyi
kavrıyoruz ve takdir edebiliyoruz. İlk zamanlarda yani Nurlara çok uzak olduğumuz gaflet hayatta, hâdisatta, her şeyde sabır ve tevekkül bizlere zahiren acı ve kabil-i hazım değil gibi geliyordu, öyle görüyorduk. Fakat bu hususatı bihakkın telkin ve tenvir buyuran Üstadımızın irşadı, bizim nazarımızda sathî ve zahirî şeyleri silmektedir. Bu fakirin ve günahkârın en ziyade medar-ı süruru olan
bir şey varsa o da ancak akıl ve fikir ve bahr-i muhit-i kebirden bir katre nisbetinde kalp gözüyle hakiki nurları görüp muvakkat bir an ve zaman için mütelezziz olmasıdır.”2
Ahmed Zekâi, Bediüzzaman’ın hayat serencamındaki tarassut ve baskılara karşı tevekkülle nasıl karşılık verdiğini anlatan On Altıncı Mektub’u okuduktan sonraki hislerini şöyle yazıyor:
“On Altıncı Mektub’u serâpa okudum. Her türlü mezahim ve meşakkate karşı gösterdiğiniz sabır ve tevekküle meftun oldum. O Sözler’i okudukça bütün mevcudiyetim bir ıssızlık içinde parlayacak
zannettim. Tehacüm-ü ızdırap için hep güler yüzlü, güzel yüzlü sabırlar temenni ettim.”3
Hayatına Nur Risâleleri girmesiyle; ruhî, kalbî hâletlerindeki değişikliği şu şekilde anlatıyor Üstadına:
“Aziz Üstadım! Anlıyorum ki kaybolmuş ümitlerimin, hayatımın semasında sönen yıldızlarımın ufûlüne teessüf edip bir fecr-i sabah ararken; bir nur sima, bir nur sabah karşımda parladılar. Allah sizden razı
olsun ki kıymetli eserleriniz sayesinde hayatın kıymet ve ehemmiyetini anladım. Bu suretle kalbime bir istinadgâh-ı manevî buldum diye müstağrak-ı sürur oluyorum. Hemen Rabbim, Üstadımızı iki cihanda aziz ve gayelerine vâsıl eylesin, âmin!”4
Ve Risâleleri okumaya devam ediyor Ahmed Zekâi… Her bir bahis ruhunda yeni bir inşiraha, zihninde yeni bir inkişafa vesile oluyor. Okuyor, okudukça kendi âlemindeki bu değişmeyi etrafındaki kişilere de anlatarak, tavsiye ediyor: “Hadsiz ihtiyaçlara düşen, zahire aldanarak maddiyata saplanan ve kendini lâkaytlık içinde yeise düşüren zavallılar; bu mukaddes eserin kârii olsunlar, anlasınlar ki nereye giderlerse nereye bakarlarsa bir Hâlık-ı A’zam’ın, bir Rahîm-i Rahman’ın dairesinden, hududundan, kanunundan ve idaresinden harice çıkamazlar. Her mevcudiyet, her vakıa, her
tahavvülat, her inayet, her iltifat bir Kadîr-i Zülcelal’in yed-i zaptındadır.”5
Risâle-i Nur’un içtimâi hayatın keşmekeşi içinde nasıl hakikattar dayanak olduğunu yine bir başka mektubunda şöyle ifade ediyor: “Evet aziz Üstadım, bugün elimizde tuttuğumuz, gözümüzle gördüğümüz hakiki insanlara rehber olan o muazzam kitap, o büyük mu’cize ki ben maddiyat içinde dünya cereyanında boğulmak üzere iken, beni onun ulvi sesleri ne güzel teselli etmiş ve bana
sarsılmaz bir istinadgâh olmuştur. Hakka nâmütenahî şükürler olsun.”6
Risâle-i Nur’daki imân hakikatleri geçmişte kalan ümidi tazelediği gibi çocukluk hayâllerini de tazeliyor. Fakat bu hayâller çok daha ulvî ve tatlı…
“Muhterem Üstad! Bana öyle geliyor ki manevî saadete küşade bulunan ruhum, kıymettar risaleleri okudukça, yazdıkça gitgide bir zevk-i manevî, bir saadet-i ebedî hazırlıklarıyla coşacak.
Coşkunluklarımın hayli devam ettiği oluyor.
Üstadım! İşte o zaman dünya, nazarımda bir hiçten ibaret kalıyor. Ebediyete, sonsuz saadet âlemlerine atılmak istiyorum. İşte o dakikalar bu dünyayı bana verseler bu tatlı hülyalarımın bir nebzesini bile vermek istemem. Def’olsun gençlik rüyalarının kâbuslu fırtınaları. Üstadım, duanıza muhtacım.”7
Risâle-i Nur okumaları ile hayat hâlleri öyle güzelleşiyor, öyle ferahlanıyor ki; ebedî hayata müştâkiyet daha bu fâni âlemde başlıyor. Sanki bu fâni âlemde ebedî âlemlerin saadeti yaşanıyor. Ve diyor ki Ahmed Zekâi:
“Demek ki her risaleden ruhum ayrı ayrı gıdasını alıyor. Otuz İkinci Söz’ün kalbime ve ruhuma bahşettiği safa-yı sermedî ve câvidanî değil mi ki bu uzun mektubumla mesruriyetimi izhar için sizi taciz etmeme bâdî oluyor. Hülâsa tatlı bir sermestî içinde hayatımdan memnunum. İnşâallah duanız
himmetiyle, böyle meşru bir sermestî içinde hayat-ı ebediyeye vâsıl olacağım inşâallah.”8
Risâle-i Nur’la ferahnâk olsun ruhlar. Ulvî hakikatlerle meşgul olsun dimağlar.
Ebedî alemler için müştak olan kalplere, Nurdan ümitler dolsun.
Dipnotlar:
1. Barla Lâhikası, syf 363
2. Barla Lâhikası, syf 372
3. Barla Lâhikası, syf 1284. Barla Lâhikası, syf 127
5. Barla Lâhikası, syf 124
6. Barla Lâhikası, syf 126
7. Barla Lâhikası, syf 126
8.Barla Lâhikası, syf 134

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir