Boron’u test ettik

Öncelikle marka reklamı veya karalamasından ziyade bu sayfanın amacına yönelik bir yaklaşımla yazacağımızı belirtmek isteriz. Boron, Eti Maden İşletmeleri’nin bor rezervleriyle hazırlamış olduğu, temizlik ürünüdür. Hakkında çalışmış, yüksek lisans tezleri hazırlamış arkadaşlarımdan dinlediğim kadarıyla, içeriğinde şuan için yüzey aktif madde kullanılmıyor. Bu da aslında onu değerli yapan en önemli şey. Deterjan demiyorum çünkü içinde enzim parfüm yok. Üretiminden bu yana Etimatik kullanmış birisi olarak, ilk başta parfüm ve yüzey aktif madde olmamasıyla piyasaya sürülüp ardından < %2,5 oranında yüzey aktif madde kullanılması beni üzmüştü.

Boron’un içeriğine daha yakından bakacak olursak; ‘Boraks, Bitkisel Sabun, Aktif Oksijen Kaynağı Hammadde, Soda’ bulunmakta. Şu A.O.K.H (Aktif Oksijen Kaynağı Hammadde ) bizi biraz tedirgin etti. Çünkü ne olduğunu açıklama gereği duymamışlar. Muhtemelen bor tabanlı bir ağartıcı. Bu da üzücü haber. Piyasa deterjanlarının performansına yetiştirebilmek için katıldığını düşünüyorum. Çünkü bu madde leke kalma riskini azaltıyor.

Boron kendini piyasaya ‘ben doğal deterjanım’ diye de sürmüyor. Mevcut deterjanlar içinde ‘en masumu’ benim diyor. Etimatik’teki 30 derecede tam çözünmeme hadisesi, Boron’da da var. Bu da içinde enzim olmadığını gösterir, sevinin hanımlar. 30 derecede yıkayacağınızı, 40 derecede yıkayın, hiçbir problem olmuyor.

3 yıldır Etimatik, bir iki aydır da Boron kullanıcısı olarak benim gözlemlerim bunlar. Fiyat olarak da tabii çok daha uygun. Koskoca dünyanın, neredeyse bütün bor rezervleri elimizdeyken, bizim borla, sadece deterjan yapabiliyor oluşumuz çok acı ama sonuçta böyle bir şeye de ihtiyaç var. Ne olursa olsun, bilhassa çocuklarımızı, sevdiklerimizi, kimyasal batağından kurtaracaksa ‘güzeldir’ diyoruz.

Gıda tarihimizde öğle yemeği yoktur

Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in, ‘Salname 1970 Yıllığı’nda yer alan ‘Gıda Tarihimizde Öğle Yemeği Yoktur’ başlıklı yazısını alıntılıyoruz. “İstanbul’da doğduk; büyüdük ve yaşıyoruz.

Gözümüzü açtığımızdan beri sabahları kahvaltıyı öğrendik. Öğlenleri de, akşam olduğu gibi yemek yendiğini gördük. Yalnız evin efendisi bulunduğundan, en mutena yemeklerin akşama bırakıldığını ve öğlen mutlaka kurulan sofraya daha hafif yemeklerin konduğunu da hep biliriz. Eh bütün dünyada da böyle. Bunda şaşacak bir şey yok. Fakat Anadolu’da dolaşırken görüyoruz ki sabahları kuvvetli bir yemek var. Öğlen yenmiyor. Akşamları bilhassa köylerde kâfi aydınlanma olmadığı ve öğle yemeği de yenmediğinden, güneş batmadan önce gün aydınlığının son saatine yemek var. Buna hâlâ birçok yerlerde devam olunuyor. Bu nereden geliyor? Tarihimizde vakfiyelerden ve İstanbul’daki imaret aşhanelerinden sabahları kuşluk vaktinde ve bir de akşam, yemek, öğrencilere ve vakfın diğer memurlarına veriliyor. Bazı devlet memurları da imaretten yemek alıyor. Ya orada yiyor; veyahut evine götürüyor. Onlara akşam yemeği vermek yok. Lakin öğrenciler ve onlardan verilenlerden kalanın fazlasının verildiği fakirler var.”

Yazının devamını okumak isteyen pekalâ ulaşabilir. Belki bu haber defalarca da yapıldı fakat şunun üstünde durmakta yarar var. Öğle yemeğini atlarsak gözümüz kararmaz, başımız dönmez halsizleşmeyiz. Dünya beslenme üzerine ne kadar didinirse didinsin sonu hep nereye çıkıyor hep birlikte söyleyelim; sünnet-i seniyye…

Kaynak: Necdet Ömer Özer (dunyabizim.com)

* Çevre Mühendisi Handenur Yaşar

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir