“Evlilik, bir adaptasyon sürecidir”

Aile Danışmanı & Psk. Vildan Kaldırım Sandal ile evlilik tercihleri, kişiler üzerindeki evlilik baskısına kadar birçok konuya değindiğimiz röportajımızı istifadenize sunuyoruz. Keyifli okumalar…

Evliliğe hazır olma kriteri nedir?

Günümüzde boşanma oranında ciddi bir artış var. Boşanmalardaki bu artış, evliliğe nasıl hazır olunur, kimin kiminle evlenmesi uygun, bu nasıl tespit edilir gibi konuları da beraberinde getirdi. Son zamanlarda evlilik okulları gündemde. Bunun dışında bizler de evlilik danışmanlığı eğitimi alıp, evlilik öncesi ve sonrası için danışmanlık hizmeti veriyoruz. Öncelikle evliliğe hazır olabilmek için evlilik ve âşık olma halini ayırt etmekte fayda var. Aşk bir coşku hali ve biten bir duygudur. Evlilik ise gerçek bir durumdur. Dolayısıyla insan âşıkken karşısındakinin hatalarını, eksiklerini, evlenince oluşabilecek problemleri göremez.

Aşkın gözü kördür derler değil mi?

Kesinlikle. İnsan âşıkken çevresinden uyarılsa bile, karşısındakinin problemini görse de onu mantıksal açıklama kalıbına sokar. Çünkü ‘onu istiyordur.’ Ama evlenince bunları tekrar gördüğünde ‘çok değişti’ der ve problem olmaya başlar. Hâlbuki bunlar önceden çok belliydi. Esasen baktığımızda hiç kimse evlenince değişmez. Çünkü karakterini değiştirmek mümkün değildir. Bazen danışanlarımız uzun süren bir tanıma sürecinden sonra bile, evlendiği kişinin çok farklı huylarını gördüğünü söylerler. Sanki daha önce hiçbir sinyal vermemiş gibi gelir. Ama böyle bir şey olması mümkün değil. İşte âşık olan kişi o sinyalleri algılamak istemez. Özellikle 24 yaşından sonra kişiler daha mantıklı karar vermeye başlıyorlar. Bizler de evlenmek için 24 yaşı beklemelerini tavsiye ediyoruz. Bu nedenle evlenmek isteyenler evlenme kararını tanıştıkları anda vermemeliler. Onunla zaman geçirmeleri gerekir ki aşk duygusu yerini sevgiye bıraksın. Aşkın coşkusu azaldıkça mantık devreye gireceğinden, gerçekten evlenmeyi isteyip, istemediklerini anlamaya başlayabilirler.

Evlilik bir adaptasyon süreci

Öncelikle evliliğin, bir adaptasyon süreci olduğunun farkındalığı gerekiyor. Bekârkenki özgürlükleri kısıtlanacak, sorumlulukları artacak. Kiralar, faturalar… Roller değişecek. Her iki tarafın da beklentileri olacak. Bunlara alışmak, bir insanla hayatını birlikte geçirmeye başlamak, gerçekten adaptasyon isteyen zor bir süreç. Bunlara hazır olunması ve gerçekçi, mantıklı bir şekilde belirlenmesi gerekiyor. Az önce bazı sinyallerden bahsetmiştik. Peki, kişiler bu sinyalleri nasıl anlayabilirler? Bazı danışanlarımız ‘biz evliliğe uygun muyuz, evlenebilir miyiz?’ gibi sorularla karşımıza geliyorlar. Tabi ki onların evlenip evlenemeyeceklerine biz karar vermiyoruz. Onların birbirlerini daha yakından tanımalarını sağlıyoruz, oluşabilecek problemleri konuşuyoruz ve en önemlisi onlara birbirinizi değiştirme veya istediğiniz gibi biri olma hayâliniz varsa bu asla gerçekleşmeyecek diyoruz.

Evlenince düzelir diye bir şey yoktur diyebiliriz o halde.

Evet kesinlikle. Böyle bir hayâle de girmeyin. Çünkü eğer siz biraz soğukkanlı bir insansanız, evlilik sizden sıcakkanlı bir insan yapmaz. Evliliğin böyle bir büyüsü yoktur. Tabi bu evlenen kişi kesinlikle değişmez, 7’sinde ne ise 70’inde odur demek değil. Hepimiz değişiyoruz zamanla. Kendimizde eskiye oranla kıyasladığımızda büyük farklılıklar görüyoruz. İyi ya da kötü mutlak bir biçimde herkes değişir, dönüşür. Fakat bu değişim evlenecek olan kişinin zihnindeki gibi bir değişiklik olmayabilir. Biz bunun garantisini veremiyoruz.

Gençler gerçekten hayatı paylaşacak birini mi arıyorlar? Yoksa sebeb gelinlik hevesi, evlilik takıntısı, yalnızlık korkusu mu?

Çok samimi söylüyorum ki, günümüzde birçok insan düğün ve gelinlik hevesiyle evleniyor. O yüzden önce kişilerin bunu fark etmeleri gerekiyor. Gerçekten evliliğe hazır olup olmadıklarına, aile ya da toplum baskısıyla mı böyle bir şey yapıp, yapmadıkları konusunda düşünüp, karar vermeleri gerekir. Tam anlamıyla evliliğe hazır olmak diye de bir şey yok. Çünkü insanoğlunun ihtiyacı bitmiyor. İşim, bir evim, arabam olsun, terfi alayım derken evliliği öteleyebiliyor. Ama en azından, evlendiğinde evini idare edebilecek şartlara sahip mi? diye düşünüp, o tamamsa evlenme kararı alabilirler. Kişilerin kendi eksilerini de bilmeleri gerekiyor. Evlenmek istiyorsanız, çevrenizden menfi yönlerinizle ilgili geri bildirim almalısınız. Çünkü, eş adayını da buna göre yönlendirebilirsiniz. En önemlisi evlenmeyi düşündükleri kişi ile birbirlerini gerçek anlamda tanımaya çalışmalılar. Görücü usulü bile olsa nişanlılık süresini gerekli ölçüde uzatmalılar. Çünkü yeni tanıştığımız insanlara menfi özelliklerimizi gizleme eğilimindeyiz. Bu nedenle karşımızdaki kişinin stres yönetimi var mıdır? Öfke kontrolü nasıldır? Mutsuz olduğu zamanlarda ne yapıyor? gibi davranışlarının öğrenilmesi için bunlara şahit olmak, kişi hakkında daha somut bilgilere ulaşılmasını sağlar.

Beklentiler gerçekçi olmalı!

Evlilikten ve eş adayından beklentiler gerçekçi olmalıdır. Evliliğe nasıl bir anlam yüklendiği, beklentilerin uyumu çok önemlidir. Beklentiler ne kadar uyumlu ise (örneğin bir taraf çocuk istemeyip romantik bir evlilik hayâl ediyorken, diğer tarafın böyle bir hayalinin olmaması) problem yaşama ihtimali o kadar azdır. Ya da gerçekçi anlamda sosyoekonomik düzeyi orta olan biriyle evleniyorsanız, çok zengin olacağınızı hayâl etmemeniz gerekir. Evliliği inanılmaz derecede heyecanlı, harika, muhteşem, kusursuz bir şeymiş gibi görmemek lâzım. Beklenti çok yüksek olduğu zaman, evlenince birçok insan ‘bu muymuş’ demeye başlayabiliyor. Evlilik ve eş adayınız konusunda gerçekçi olmanın yanında evlilikteki beklentiler – kırmızı çizgilerden kaç çocuk istenildiğine kadar- eş adayı ile konuşulmalıdır.

Aile ilişkileri

Evlilikte aile ilişkileri ne kadar iyi olursa, çiftlerin o kadar az dertleri olur. Tabi bunu abartmamak da gerekiyor. Kişilerin sınırları koyarak ve koruyarak, evlenecekleri kişinin ailesiyle görüşmeleri gerekir. Sevmiyorlarsa bile saygıda kusur edilmemelidir. Çünkü unutulmamalıdır ki bu insanlar sizin eşinizin ailesi. Aynı şekilde bizim ailemize nasıl kötü davranılmasını istemiyorsak, eşimizin ailesine de öyle davranmamamız gerekiyor. Yoksa ileride mutlaka bu bir problem olarak karşınıza çıkar. Hangi sosyal grupta olursanız olun eşinizin ailesiyle ilişki kurmama ya da kuramama gibi sıkıntılar mutlaka olacaktır.

Biri ile evlendiğinizde onun aile dinamiği ve kültürüyle de evlenirsiniz. Evlenilecek kişinin aile kültürünün de değişmesini beklemek, kültürünüze uymasını beklemek gerçekçi değildir. Kültürleri bilerek kabul etmek gerekir. Evlilikle kişiler, yeni insanlar tanırlar. Eşin ailesi hızlı bir biçimde hayatlarına girer, belki de üç gün önce tanımadığı insanlara “anne-baba” demeye başlayacaklar. Bunlara adapte olurken elbette problemler çıkacaktır. Bu problemleri büyütmemek gerekir. Hepimizin içinde ailemizin onaylanması ve sevilmesi isteği vardır. Bu nedenle yaşanan sıkıntıları uzatmamak gerekir.

Duygu aktarımı

Samimi, duygularını daha çok aktaran, kızgınlığını anlatan, dinlemeyi, anlamayı bilen insanların evliliklerinin daha uzun sürdüğü görülmüştür. Duyguyu aktarma nasıl olmalıdır? Çiftlerin birlikte zaman geçirmeleri, birbirlerini tanımaları gerekir. Evlilikten beklentiler, çocuk sayısı, oturulacak yer, bireylerin hassasiyetleri, kırmızı çizgileri gibi daha birçok konu evlilik öncesinde konuşulmalıdır. Bu temeller üzerinde kurulan evlilikler sağlıklıdır.

Evlilik konusunda baskı yapılmasına ne dersiniz?

Ülkemizde genellikle kişiler evlilik kararını kendileri veremiyorlar. Aileler de bir o kadar dahil oluyor bu plâna. Şuan aile baskısıyla yapılmış ve devam eden sağlıksız evliliklerin birçoğunun altında da bu var. ‘Büyürsün, evlenirsin ama annenin gözünde küçük bir çocuksundur’ denir ya bizim ülkemizde aileler çocuklarından kopamıyor. Kişiler de, çoğu zaman, içine tam sinmeyen, yapılmasının gerekli olduğunu düşünüldüğü için, evlilik yapmaya başlıyorlar. Yani evliliği şartmış gibi düşünüyorlar. Günümüzde kimileri de evlenmeye, bir hedef, başarı ve statü olarak bakıyor.

‘Evde kalma’ kavramı çoğu genç için ağır bir baskı oluşturuyor. Kadınlar için bu bir tık daha fazla. Çünkü biliyoruz ki çocuk sahibi olmak için, kadınların biyolojik saati var ve bu da bir baskı unsuru. Biz bunlara sosyal taciz diyoruz. Bazı gençler bu baskı ile baş edebiliyorlar, bazıları baş edemiyorlar ve ‘Ben neden evlenemiyorum, nerede hata yaptım, çok mu çirkinim’ diye kendilerini sorgulamaya başlıyorlar. Bu da ciddi bir özgüven problemine neden oluyor. Evlenmemiş olmak, kişinin çirkin ya da seçilmemiş olduğu anlamına gelmez.

Baskıyla ya da evlenmiş olmak için evlenildiğinde, sağlıksız bir aile hayatı yaşanması kaçınılmazdır. O yüzden baskıya maruz kalanlar, söylenenlere kulak asmamalı ve gerçekten neden evlenmek istemediğinin sebebini bulmalı. Çünkü hepimiz bir yaştan sonra biriyle hayatı paylaşmak istiyoruz. Kişi bunu istemiyorsa ya zamanı gelmemiştir ya henüz şartları uygun değildir ya da psikolojik bir neden olabilir. O yüzden bunu bulmakta fayda var.

Evlilik bir zorunluluk değildir!

Evlilik tüm dinlerce kutsal sayılmıştır. Neslin devamını, ekonomik anlamda iş birliğini, toplumsal düzeni, disiplini sağlar, sosyal hayatın başlangıç noktasıdır. Doğru insanı bulduğunuz takdirde, eşinizle kurduğunuz bağı, dünyanın hiçbir yerinde, hiç kimse ile kuramazsınız. İnsanoğlu olarak, birbirimize muhtaç ve birbirini tamamlayıcı bir şekilde yaratıldık. Türümüzü yalnız sürdüremezdik. Her anlamda eşimize muhtacız. Doğru evlilikte kişinin eşi ile kurduğu bağın iki insan arasındaki en güçlü bağlardan biri olduğu kanıtlanmıştır. O yüzden hiç böyle çevrenizdekilere baskı yapmadan ve baskıları da düşünmeden, adayınızı tanıyıp, bir şans vermek gerekir.

Peki, herkes evlenmeli mi? Herkes evlenmeli diyemem ama evlilik dengi bulununca tavsiye edilmekle birlikte, İslâm’da şart diye bir hüküm yoktur. Evlilik, toplumu, aileyi, insanları düzenlediği için, doğru insanı bulduğunuz zaman kaçırmamak gerekiyor. Psikolojik açıdan evlilik, insanı tedavi eder. Aile olmak, problemlerle birlikte savaşmak, sıkıntıları birlikte çözmek insanı değerli hissettirir. Hayat paylaşınca güzelleşir derler ya gerçekten öyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir