Denge

Organik olsun, GDO’lu olmasın. Ekmeğimi kendim yapsam. Balkonda domates, biber yetiştirebilir miyim? Bunu yersem şeker hastası mı olurum? Bebeğime onu yediremem, bunu giydiremem. Bu deterjan beni, bizi hasta eder. Hepimiz kanser mi olacağız? Peki, biz ne yapacağız?

Ne kapımıza inek bağlayabiliyoruz. Ne de buğday tarlamız var. Değirmenimiz de olmadığına göre, ne yapacağız, nasıl yaşayacağız? Her kafadan bir ses çıkıyor. Her uzman farklı bir tezi savunuyor. Dün yanlış, asla, kesinlikle olan, bugün çok sağlıklı oluveriyor.

Elbette hepimiz sağlıklı ve uzun yaşamak istiyoruz. Tabii ki en doğru tercihler için irademizi kullanmalıyız. Fakat dünyamızı saran zehirlerden kaçınırken, hayatımızı zehir etmeden bunu başarabilmek gerekir. Zararlardan uzak duralım düşüncesi bizi başka bir akıntıya sürüklüyor olabilir mi?

Ünlü Japon bilim adamı Masaru Emoto su kristallerinin müzikten, kelimelerden, düşüncelerden etkilendiğini ispatlamıştır. Olumlu etkiye maruz kristaller, simetrik ve güzel şekiller alırken, kötü ses ve düşüncelere maruz kalan suyun çirkin ve bozuk şekiller gösterdiğini fotoğraflayarak gözler önüne sunmuştur. Madde ve manâ arasındaki kuvvetli etkileşim, birçoğumuzun malumudur. Mübarek kelimelerin, duaların, salavatın iyileştirici gücüne olan inancımız Emoto’nun bu deneyini okuyunca hiç de şaşırtmıyor aslında.

Sohbet meclislerimizin ana konusu etrafımızı saran zararlı ürünler oldu. Sofralarımız Rabbimizin nimetlerini şükürle, minnetle karşılamaktan ziyade kaygılarla doldu. Nimetlerle muhatabiyetimiz, başından sonuna kadar güzel tefekkürlerle, zikirlerle olsa, muhtemel zararlardan arınmaya vesile olmaz mı? Güzel bir niyetle, başta besmeleyle başlamak hayırları getirmez mi?

Tabii ki en ideal olanı seçelim ama ifrata varmadan, takıntı yapmadan. Maddi sağlığımızı koruyalım derken, yaratılış gayemiz olan şükürden, nimetlerin esas fiyatını ödemekten uzaklaşmayalım. Bizi ve dünyamızı yaratan merhametli Rabbimiz çabamızı görüyor. Niyetlerimiz, düşüncelerimiz, kelimelerimiz güzelleştikçe, dünyamız da güzelleşecektir. Her zaman geçerliliğini koruyan Kur’ân ve sünnet yolu bu konuda da birinci rehberimiz olmalı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir