Erkek çocuğu yetiştirmenin incelikleri-II

Bir önceki yazımızda kız çocuğu yetiştirmenin inceliklerinden bahsetmiştim. Bu ay, aynı konuyu erkek çocuklarımız için irdeleyeceğiz.

Dünyada birçok kültür ataerkil yapılanma çerçevesinde yaşamlarını sürdürmüştür, sürdürmeye de devam etmektedir. Bununla birlikte her kültürün kadına ve erkeğe yüklediği anlamlar da kendi içlerinde değişebilmekte ve zaman içerisinde de kendi içinde form değiştirebilmektedir.

Çok değil yirmi sene öncesine, belki daha yakına baktığımızda, babaların çocuklarını kucağına almasının ayıp karşılandığını görebiliriz. Bu görev yalnızca annenindir şeklinde bir inanış hakimdi. Veli toplantılarına babalar gitmez, genellikle anneler giderdi. Günümüzde ise, çocuk bakımında babaların da görev aldığını, hatta çocuklarıyla daha çok vakit geçirdiklerini görmekteyiz. Bu tabii ki çocuğun psikolojisi adına olumlu bir tablo sunuyor bizlere. Çocuk yetiştirmede ve çocuk psikolojisinde babanın, yani erkek figürünün de öneme sahip olduğu noktasında gün geçtikçe daha çok bilinçlenmekteyiz.

Aileler, kız çocuklarında olduğu gibi, erkek çocuklarında da yapmaları gereken veya yapmamaları gereken sorumluluklara dair birtakım bilgilere sahip. Bu tür bilgilerin oluşumunda geçmiş nesillerin aktarımları, günümüzde öğrenilen yeni bilgiler, çevrenin dayattığı durumlar, kültürün getirdiği gereklilikler gibi birçok etken rol sahibi olmaktadır.

Özellikle erkek çocuklarında “Kız işi bu” gibi tanımlamalar çokça duymaktayız. Bu tanımlamaya uygun olan şeyler olmakla birlikte, birçok uygun olmayan kavramlar da bulunmaktadır. Öncelikle 3-6 yaş arasında, çocuklardan kız-erkek olduklarına dair farklılıkların oluşmasını ve bu yönde hareket etmelerini bekliyoruz. Örneğin zamanla hangi oyuncağın kızlar için, hangi oyuncağın erkekler için uygun olduğunu keşfetmeye başlarlar. Kız-erkek fıtratı farklı olduğu için, buna uygun hareket ederler. Bazı durumlar vardır ki, çocuklara kız eylemi mi, erkek eylemi mi olduğunu onlara biz yetişkinler öğretiriz. Temizlik yapmak, yemek yapmak, yemek yediği tabağı kaldırmak, ev işlerine yardımcı olmak, çıkardığı kıyafeti kirli sepetine atmak gibi birçok eylemin “kız işi” olduğunu biz yetişkinler öğretiriz erkek çocuklarına. Bu gibi eylemlerin cinsiyeti yoktur ve ailede yaşayan her birey bunları yapabilir.

Ataerkil bir toplum, ev geçiminin erkeğe ait olduğunu söyler. Gerek erkeğin fiziksel gücü, gerek iş ortamında daha az duygusal yük getiren eylemlerin gerçekleştirilebilirliği gibi birçok etken, iş hayatında erkeklerin daha fazla konumda olmalarını sağlamaktadır. Kadınlar doğum, evlilik gibi süreçlerden dolayı iş hayatını bırakma seçiminde bulunabilirken, erkeklerde böyle bir durum söz konusu değildir. Erkekler için iş hayatı genelde her koşulda devam etmektedir.

Bunların haricinde bazı aileler erkek çocuklarına “O erkek” düşüncesiyle sınırsız imkanlar sağlarken, kimi aile erkek çocuklarının zararlı alışkanlıklara daha müsait ortamlarda bulunabileceklerinden dolayı tedirginlik yaşayabilmektedirler. Bazı ailelerde erkek çocukları çok üstün tutulurken, bazı ailelerde daha az duygusal yatırım yapılmaktadır. Duyguların yalnızca kadınlara ait olduğu düşüncesi hâkim olabilmekte, “Erkekler ağlamaz” gibi geleneksel kalıplarla, erkeklerin duygularını ifade edebilmesinin ve yönetebiliyor olmasının önüne geçilmektedir. Duygular insana özgüdür. Derecesi kadın ve erkek fıtratına göre değişebilse de her insan duygulara sahiptir. Yapılması gereken, duyguları cinsiyetleştirmek değil, ifade edebilme ve kontrol edebilme becerisine sahip olmaktır. Erkek çocuklarımıza da yeterli duygusal yatırım yapmalı ve yetiştirilmeleri noktasında kız çocuklarla dengede tutabilmeliyiz. Peygamber Efendimiz (asm), hiçbir şekilde cinsiyet ayrımı yapılmaması gerektiğini sözleriyle ve davranışlarıyla çoğu zaman vurgulamıştır.

Erkek çocuklarına da ev ile ilgili sorumluluklar verilebilir, verilmelidir. Bunu yaparken yaşa uygun ve yeterli düzeyde yapmak mühimdir. Unutmayın, eylemleri kız-erkek eylemi olarak ayıran yetişkinlerdir, çocuklar bu tür ayrımları biz onlara öğretmedikçe bilmezler. Bir erkek çocuğunun tabağını taşıyamamasını “Ne yapayım, ben erkeğim, kız işi bu” olarak yorumlaması, erkek olduğunu değil beceri eksikliğine sahip olduğunu gösterir. Bunun haricinde ev içinde yeterince sorumluluk alamadıkları için özgüvenleri de gelişememekte, okul ve sosyal çevrelerinde de birtakım sıkıntılar yaşamaktadırlar. Dünyadaki en iyi aşçıların erkekler olduğunu düşünecek olursak, bunun gibi pratikteki diğer örneklerin de kız-erkek işi olduğunu değil, insan işi olduğunu bizlere gösterir. Bir yandan toplum, erkeğin özgüvenli olduğu bilgisini de dayatmakta olduğu için, erkekler iç dünyasında özgüvensiz olma, dışarıdan özgüvenli bir duruş sergileyebilme hali arasında karmaşa yaşamaktadırlar.

En önemli konulardan biri, kız çocuklarında olduğu gibi erkek çocuklarını da ahlâkî değeri yüksek bireyler olarak yetiştirmenin önemli olduğudur. Yaradılışlarından dolayı erkek çocuklarını bilinçlendirmek ve ahlâka uygun davranışlar konusunda desteklemek büyük ölçüde önemlidir. Aksine erkek çocuklarına “O her şeyi yapabilir.” gibi düşüncelerle sınırsız bir imkân sunmak, sosyal ilişkilerinde de sınırsız imkana sahip olduğu algısını meydana getirir. Sınır problemiyle büyüyen erkek çocuklarının, yetişkinlik dönemlerinde evlilik ilişkileri noktasında zorluklar yaşadığını görmekteyiz.

Erkek çocuklarını ev içindeki sorumlulukları almasını sağlayarak yetiştirmek, gelecekte de evliliğinde eşine karşı empati duygusu geliştirmesine imkân sağlayacaktır. Günümüzde ev hanımlarının yaptığı iş küçümsenmekte, iş hayatından daha basit görülmektedir. Erkek çocuklarını bu bilinçte yetiştirmek bu düşünce çarpıklığının oluşmasını da engelleyecek, aile ilişkilerine katılımını artıracak böylece ev içi anlayış ve empati duygusu hâkim olacaktır.

Erkek çocuğunun gelişiminde baba faktörü unutulmamalıdır. Özellikle 3 yaş itibariyle babalar erkek çocuklarının hayatında daha aktif olmalı, tatlı sert bir otorite haliyle çocuklarına birçok alanda sınır koyabilmelilerdir. Çocukların ruhsal gelişiminde erkek çocuklarda babaların daha otoriter olmasını beklemekteyiz. Onlarla rol model olabileceği etkinlikler yapması da yine erkek çocuğunun gelişimi açısından önem arz etmektedir. İyi alışkanlıklar geliştirebilmesi yönünde de aileler mutlaka rol model olmalı ve çocuklarını bilinçlendirmelidirler. Anneler de erkek çocuklarıyla bağımlı ilişkiler değil, sağlıklı bir bağlılığın olduğu ilişkiler sürdürmelidir.

Özetle; çocuklarımızı cinsiyetlerine, yaradılışlarına ve fıtratlarına uygun, gerek dinî gerek gelişimsel olarak geçerliliği olmayan geleneksel ve çevresel baskılardan uzak, ahlâk seviyeleri gelişmiş, hayata katılabilen ve sorumluluk alabilen, annesinden ve babasından ayrı ayrı öğretiler alabilen, sınır bilincine sahip bireyler olarak yetiştirmemiz, gelecekleri açısından çocuklarımız için yapabileceğimiz önemli bir yatırımdır.

“Allah’tan korkunuz; çocuklarınız arasında adaletli davranınız.”

(Müslim, Hibât 13)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir