Hayatımızı etkileyen yeme-içme

Yediğimiz gıdaların, vücut sağlığımızı etkilediği gibi karakterimizi, ahlâkımızı, akıl sağlığımızı da etkilediği bir gerçektir. Bilimsel literatür; aldığımız gıdalarla beynin işleyişi ve davranışlarımız arasındaki bağlantıları inceleyen araştırma ve gözlemlerle doludur.

Bize Kur’ân’dan süzülen şifalı ilaçları asrımıza ulaştıran, imanlarımızı tecdit eden asrın tabibi Bediüzzaman Hazretleri, her konuda olduğu gibi yeme-içme hususunda da Peygamber Efendimizi (asm) taklit etmiştir. Onun hayatı sünnet-i seniyye üzerine olduğu için, yeme-içme-uyuma hususunda da sünnet ölçülerine riayet etmiştir.

Bediüzzaman hangi gıdaları yerdi?

Ruhunu, ahlâkını Kur’ân ve sünnetten gelen manevî gıdalarla besleyerek hayatına yön veren Bediüzzaman, bedenini ise gayet az ama temiz, doğal gıdalarla besleyerek, hayatını devam ettiriyordu. Adeta “Yemek için yaşamıyor, yaşamak için yiyordu.” İktisat ve kanaat ona kâfi geliyor, bereket ile kimseye muhtaç olmadan her hâline şükrediyordu.

Kaynaklara göre yediği gıdalar; Çorba, pirinç, bulgur, ekmek, yoğurt, peynir, yumurta, tereyağı, bal, kabak tatlısı, hurma, incir, üzüm, kuru üzüm, kayısı kurusu, erik hoşafı, limon, limon tuzu, elma, çay (daha çok limonlu), su (genellikle soğuk).

Yediğini içtiğini paylaş(ma)!

Öyle bir zamandayız ki, sosyal medya kıyasıya bir yarış ve gösteri sahası hâline gelmiş durumda. Ne yaşadığını, nerelerde gezdiğini, neler giydiğini cezp edici görsellerle paylaşmak büyük marifet! Tabi yediğini, içtiğini albenili sunumlarla paylaşmak da ustalık gerektiren önemli bir husus!

Peki bu paylaşımların ne zararı var?

Bediüzzaman Hazretleri, aldığı veya aldırdığı yiyeceklerin kimseye gösterilmeden taşınmasına çok dikkat ederdi. Fırından ekmek bile aldırsa, içinde ne olduğunu göstermeyen bir torbada taşıtırdı. Zira, o nimetin üzerine göz değmesinden, nazardan sakınırdı. Aksi halde gören gözün de hakkı olur, eğer o hakkını veremezse o nimet ona dokunurdu. Günümüzde sosyal medyada ‘paylaşma’ olarak tabir edilen ‘gösterme’ den kaçarcasına sakınırken, az da olsa yiyeceğini yanındakilerle paylaşmakta son derece cömertti. “İkram etmezsem bana dokunur” diyerek, adeta elinde avucunda ne varsa etrafındakilerle paylaşırdı. Böyle bir paylaşım anlayışı nerede, günümüz insanının paylaşımları nerede?

Hülâsa; son zamanlarda yaşadığımız ekonomik krizin mutfakları da etkilediğini düşündüğümüzde, bunda bizim hatalarımızın da payı vardır. Allah bize rızık verdi, biz israf ettik, gereken değeri vermedik, başkalarına göstermeyi marifet bildik. Gösterme amaçlı ‘paylaş’tık ama hakiki mânâda ihtiyaç içinde olanlarla paylaşamadık. Sofralarımızı çok çeşitlerle donattık, israf ettik, kendimize zarar verdik. Şimdi bir artan fiyatlara, bir de bütçemize bakıp, az almaya, az yemeye kaderî cihetle bir nevi iktisata mecbur edildik.

Hatalarımızı düzeltmeli, tövbe etmeli, varlıkta da, yoklukta da, her hâl ve şartta, iktisat, kanaat ve şükür hazinelerini elden bırakmamalıdır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir