“Kullandığınız ürünlerin içeriğini mutlaka okuyun!”

Yüksek Kimya Mühendisi Kudret Livaoğlu ile temizlik ürünlerinden, kozmetiğe kadar, hayatımızın her alanına yayılan ‘zehirli kimyasallar’ı ve doğal alternatiflerini konuştuk. İstifadeye medar olması duasıyla…

Konuyla ilgili kitaplarınız ve ürettiğiniz bir markanız var. Bu işlere nasıl başladınız?

Biz kimya mühendislerine “Bunun içerisinde ne var?” gibi çok soru gelir. Bir arkadaşımla bu soruların cevapları­nı araştırmaya başladık. İlk etapta kişilerin etiketleri oku­yup, anlayabilmesi için “Bu kod nedir? Şu hammaddenin kaynağı nedir?” şeklinde çalışma yapmıştık. “Gıdalar, koz­metik ve temizlik ürünleri, kullandığımız kap kaçak vs. günlük hayatımızdaki zararlı kimyasallar ve bunların alternatifleri ne olabilir?” gibi bir kaynak olsun istemiştik. Bu anlamda yaptığımız çalışmalar, çok şükür güzel oldu. İnsanlara “şunu yapmayın, bunu almayın” derken alternatif çö­züm de sunmak lazım. Sadece problemi ortaya koymak yetmiyor. Böylece ilk olarak kendimiz için geliştirdiğimiz ürünleri, üretmeye karar verdik.

Kozmetik ürünlerindeki aldatmaca

Kozmetik dediğimizde aklımıza hemen renkli ürünler gelir. Ama diş macunu, sıvı sabun, şam­puan da kozmetiğe giriyor. Bunları kullanırken de “Yüzeysel kullanıyorum, evimi temizliyorum, du­ruluyorum, yıkıyorum gidiyor” gibi düşünülüyor. Ama şunun da unutulmaması gerekiyor; bizim en büyük organımız cildimiz. Cildimiz yaklaşık 2 bin metre kare kadar büyük bir alana sahip. Bu alandan aldığımız kimyasallar, cilt gözenekleri ile doğrudan kana karışıyor. Yediklerimizdeki zararlı maddelerin en azından bir boşaltım sistemi ile gitme ihtimali var. Ama cildimizle, temas yoluyla aldıklarımızın, doğrudan kana karışması, olayın vahametini gösteriyor. O yüzden “yıkıyorum, du­ruluyorum, yüzeysel kullanıyorum” gibi savunma­lar çok da bir anlam ifade etmiyor.

Günümüzde gençleşmek için kullanılan birçok ürünün hammaddesi kadavradan elde ediliyor. Cildimizin yaşlanması, kolajenin azalmasından meydana gelir. İnsanın kolajen yapısına en uygun olanı, yine insandadır. O yüzden iyi, kaliteli olan hammaddeleri yine insan kadavralarından alıp, kozmetik ürünlerine uygulayabiliyorlar. O açıdan bu tip hammaddelerin kullanıldığı ürünlere dikkat etmek lazım.

Yumuşatıcılar psikolojimizi etkiliyor

İlk duyduğunuzda ne alakası var diyebilirsi­niz. Çünkü kullandığımız bir temizlik ürününün, psikolojimizi etkilediğini düşünemiyoruz. Mesela yumuşatıcılar, bazı hanımlarımızın vazgeçilmez­leri arasında. Yapıları itibariyle bu yumuşatıcılar, çamaşırın elektronunu alıp, po­zitif yük yüklemesi gerekiyor. Ama hiçbirimiz yumuşatıcıyı makineye eklerken “Bunda ne kadar elektron var, ona göre pozitif yükleyim” gibi bir ayarlama yapamıyoruz. Güzel koksun diye fazla koyuyoruz. Bu sefer çamaşırın yüzeyinde kalan pozitif yükler, insan vücudundaki elektronları, yani enerjimizi çekmiş oluyor. Zaman zaman hepimiz “Bitkinim, hiçbir şey yapmak is­temiyorum” deriz. Belki de o bitkinlik, yerinden kalkamama isteği kullandığımız yumuşatıcılar­dandır. Hiç düşünüp bağlantı kuramayacağımız bir nokta ama bu kadar ciddi bir durum. O açıdan çocuklarımız ve ailemiz için daha dikkatli, hassas davranmamız gerekiyor.

Şimdiki çocuklar neden daha hırçın?

Büyüklerimiz ya da anneler zaman zaman “Bi­zim zamanımızda çocuklar böyle değildi, şimdiki çocuklar çok hırçın” vs. diye şikâyet edebiliyorlar. Günümüz çocuklarında, öğrenme güçlüğü, hipe­raktivite vb. fazla olduğunu görüyoruz. Aslında bunun sorumlusu çocuklar değil. İngiltere’de bir üniversitede yapılan araştırmaya göre; renklen­dirici, koruyucu ve tatlandırıcı gibi hammaddeler, çocukların öğrenme kabiliyetini zayıflatıyor ve hır­çınlık, hiperaktivite gibi problemlerin ortaya çık­masına sebebiyet veriyor. Çocuklar tekrar doğal gıdalarla beslenmeye başladıklarında, bu davra­nışların geçtiği tespit ediliyor. O açıdan çocukların yediğine, içtiğine, kullandığı hijyen ürünleri­nin hammaddelerine kadar, her şeyine duyarlı olmalıyız. Biliyorsunuz ki 6 yaşa kadar beyin gelişimi devam ediyor. Bu süre zarfında, çocuğun beynini olumsuz etkileyen şeylerle muamele ettiğimizde, bütün hayatını etkilemiş oluyoruz. O açıdan özel­likle annelere seslenmek istiyorum; hamilelikten itibaren bu mesuliyetimiz başlıyor. Amerika Flori­da Üniversitesi’nde yapılan bazı çalışmalarda, diş macununu kullanan annenin, bebek kordonuna kan geçişi inceleniyor ve Triklosan kullanılan diş macununun, kordondaki kan geçişini yavaşlattı­ğı tespit ediliyor. Bu bebeğe daha az oksijen git­mesi yani beyin gelişiminin olumsuz etkilenmesi demektir. İnsan düşününce bağdaştıramıyor öyle değil mi? Ama bu konu çok mühim. Mümkün ol­duğunca doğal alternatifler bulmak lazım. En ba­siti dişlerinizi karbonatlı fırça ile fırçalayabilirsiniz. Doğal alternatif bulamıyorum diyorsanız, en gü­zeli zaten sünnet olan misvak kullanmaktır.

Organik ürünler bir sektör oluşturuyor. Hatta bazı uzmanlar “kendi deterjanımızı, kozmeti­ğimizi kendimiz yapalım” sloganıyla evlerinde atölyeler açıyorlar. Kimya Yüksek Mühendisi olarak, okuyucularımıza pratik tavsiyeler verebi­lir misiniz?

Elbette. Biliyoruz ki banyo gibi ıslak zemin­ler, beyazlasın, hijyen olsun diye genelde çamaşır suyu ile temizlenir. Ama çamaşır suyu, hem sularımız, hem de denizlerimiz için çok za­rarlı. Üstelik solunması durumunda kanserojen etkisi var. O açıdan mümkün olduğunca kullanıl­mamasını tavsiye ediyoruz.

Bunun en doğal, hiç zararsız bir yöntemi ise şöyle; bir demlik kaynar suya, bir yemek kaşığı limon tuzunu katıyoruz. Sıcak halde iken biraz fokurduyor. Hemen banyonun temizlemek iste­diğiniz yüzeyine, küvetine ya da duşunuza döke­bilirsiniz. 5-10 dk. sonra da normal temizler gibi temizleyebilirsiniz. Hem derz araları çok güzel be­yazlar, hem de hiçbir mikrop kalmaz. Çünkü limon tuzunun kendi doğal asidi vardır, o asitle bütün mikropları öldürür. Bu aynı zamanda çaydanlıkla­rımızdaki vb. kireç kalıntılarını temizler.

Bulaşık makinesi deterjanlarındaki tehlike

Bulaşık makinesi deterjanlarındaki amaç, yü­zeyde hiçbir leke kalmamasıdır. Bu deterjanlar, dış yüzeyde, bizim göremediğimiz ince bir tabaka oluşturur. Bu ince tabakanın bırakılmasının nede­ni ise, suyun tutunmasını engellemek. Böylece bulaşıklarımız pırıl pırıl parlıyor. O pırıl pırıl yapan deterjanları, yemek yerken vücudumuza alıyoruz. Maalesef ki altı defa durulama da yapsanız, bun­lar çıkmıyor. O kadar kalıcı. Genelde hanımlar ola­rak su lekesinden rahatsız oluruz. Aslında orada su daha az tutunuyorsa, hiç lekesiz çıkıyorsa, şüp­helenmeniz lazım. “Bir şey var ki var ki su dam­lası duramıyor” diye düşünmeliyiz. Çünkü normal şartlarda yıkadığımız bulaşıkların üzerinde su damlası kalabiliyor. Elde bulaşık yıkarken, el yor­damı ile temizlemeye yardım ettiğimiz için, o ka­dar güçlü kimyasala gerek kalmıyor. Ama makine­de, çok daha ağır kimyasal kullanılmak zorunda.

Burada doğal bir tarif verebili­riz: Bir bardak çamaşır sodası, bir bardak boraks, bir yemek kaşığı kaya tuzu ve limon tuzu. Bunların hepsini karıştırıp ağzı kapalı bir kavanozda bekletip, bulaşık makinesinin deterjan gözüne bir yemek kaşığı ila­ve edebiliriz. Performansı diğer deterjanlarla tabi ki aynı değil. O yüzden dilerseniz, kullandığınız tabletin dörtte birini ilave edebilirsiniz. En azından kullanılan kimyasalı dörtte bir oranında düşürmüş olursunuz.

Bal mucizesi

Bal yaşlanmaya karşı çok güzel bir alternatif. Tabiî ki doğal bal olmak şartıyla. Balın halâ çözü­lemeyen sırları var, çok müthiş bir kaynak. Doğal bal bulabiliyorsak içerisine birkaç damla limon damlatıp, güzelce yüzümüze yedirebiliriz. Gerçek bal bozulmaz. Yaşlanmayı ve bozulmayı engelle­diğine göre balın ne kadar güçlü olduğunu düşü­nün. O yüzden çok pahalı kremlere para vermeye gerek yok.

Bebek bakımında ıslak mendiller, hazır bez­lerle başlayan sürece, losyonlar, yağlar da dâhil oldu. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bebek şampuanları tercih edilirken, içerisin­de büyükler için kullanılan kimyasalların olma­dığı düşünülüyor. Ama maalesef öyle değil. Aynı kimyasallar yine kullanılıyor, sadece oranını biraz düşürüyorlar. O açıdan bebek şampuan seçimine dikkat etmek lazım. Doğal güvenilir bir firmadan temin edilebilir. Yoksa en güzeli zeytinyağlı sa­bunlar. Beni çok rahatsız eden bir nokta var; bebek yağları. Bunlar cildi nemlensin diye, iyi niyetle kul­lanılıyor. Ama bebek yağları maalesef petrolden elde ediliyor. Petrol yağı da cildi nemlendiriyor. Ama bu nemlenmenin kaynağı ne? Şöyle düşü­nün; ekmek kurumasın diye strece sararız. Hava ile bağlantısını keserek ekmeği nemli tutarız. Bu petrol yağları da aynı şekilde cildin yüzeyini, plas­tik gibi kapladığı için, cilt nemli kalıyor. Bir bebe­ğin gelişimi için nefes alması çok önemli. O açıdan doğal olmayan şeylerin, bebeklerde kullanılması­nı çok tavsiye etmiyorum. Bunun yerine saf sık­ma zeytinyağı kullanabilirler. Eğer kokusundan rahatsız olunuyorsa, güvendiğiniz bir yerden do­ğal badem yağı ya da jojoba yağı kullanabilirsiniz.

Islak mendil konusuna gelecek olursak, tabi ki tavsiye etmiyorum. Bir leke çıkmazsa ıslak men­dille silinir ve çıkar. Çünkü onlara deterjan ilave ediliyor. O yüzden pamuklu bez parçalarıyla ya da lavaboda yıkayarak, bebeğin altını temizleye­biliriz. Peki, dışarıda ne yapacağız? Yeni doğanlar için, sadece suyla ıslatılmış ıslak mendiller var, bu tercih edilebilir.

Son olarak okuyucularımıza ne söylemek is­tersiniz?

Lütfen bir ürün alırken içeriğine baksınlar. Ba­zen bir ürünün arkasını çevirip okuduğumda bir­çok kimyasal formül görüyorum. Ama ön yüzüne koruyucu katkı maddesi, renklendirici içermez, zeytin yağ içerir gibi ibareler var. Bunlar da ürün doğalmış algısı oluşturuyor. Çok küçük yazılar bir de bunlar. Ama biraz uğraşıp okumak lazım. Bir süre insan alışverişten çıkamıyor onları okuduğu için. Ama zamanla hangi markada ne olduğunu öğrendiğinizde işleriniz kolaylaşacak. Ben araş­tırmalarıma yaklaşık 96-97 yıllarında başladım. O zaman bizim ülkemizde çok daha zayıf konulardı bunlar. Şimdi bakıyorum, o zamana göre cid­di yol kat ettik. Ama daha da ilerleme­miz lazım.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir