Perdeli aile projeleri

Modern zamanlarda (!) kadın ve aile konuları hızla şekil değiştirmekte:

– Birbirini yaradılıştan gelen özellikleriyle tamamlayan kadın ve erkek, “rakip” durumuna gelmekte.

– İnsanın sığınağı özellikle de Müslümanların bir nevi Cenneti olması gereken evler “otel” konumuna inip, evden ziyade çalışma hayatında zaman geçmekte.

– Kadın anne, erkek baba olmaya pek de kolay yanaşmıyor. Evlilik yaşı artıyor.

– Boşanmalar artıyor.

Küresel ölçekte geçerli olan bu tablo maalesef ülkemizde de yaşanıyor.

Hukukî alt yapı incelenmeli

Dünya Kadınlara Günü vesilesiyle sivil toplum kuruluşlarının basın bildirilerini takip ettik. Görebildiğimiz kadarıyla hukukî altyapı ivedilikle tekrar gözden geçirilmeyi bekleyen hükümlerle dolu:

Bu hükümlerin başında AB’ye hazırlık programı çerçevesinde hazırlanan, ülkemiz tarafından 2011’de imzalanan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun geliyor.

Süresiz nafaka, çocuk icrası, kadının beyanı asıl alınarak delil olmaksızın erkeğin evden uzaklaştırılması, boşanma dâvâlarında mal paylaşımı, çocuğunu görmek için her defasında yatırılması gereken harçlar gibi uygulamalar özellikle erkekleri evlilikten yıldırmakta.

İşin içinde ayrıca homoseksüel ve lezbiyenliği normalleştirip “Toplumsal cinsiyet” adı altında böyle ailelerin hukukî alt yapısını hazırlamak var ki ayrıca incelenmesi gereken önemli bir konu.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilenler

Bazı Avrupa ülkeleri İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Macaristan Başbakanı Victor Urban çekilme sebeplerini şöyle açıklıyor: “İnsanlar ya erkek ya da dişi olarak doğar. Toplumsal olarak kurgulanmış cinsiyetten söz etmeyi uygun bulmuyoruz.”

Macaristan hükümet yetkilileri ise durumu, “Her ülke kendi geleneksel aile modelini savunma hakkına sahiptir. Çocukların anne ve babaya sahip olma hakkı vardır” şeklinde özetliyorlar.

Bulgaristan Gençlik ve Spor Bakanı Sloca Atanasov da sözleşmeyi reddetmelerinin gerekçesini şöyle açıklıyor: “İlke olarak kadınları şiddetten korumak taraftarıyız. Bunu tartışmıyoruz. Fakat bu sözleşme zehirli meyve ihtiva eden güzel bir şeker gibi. İçinde tehlikeli metinler var.”

Rusya ise 1.5 senelik bir deneme sonrası çekilme kararı aldıkları ve uygulamadan kaldırdıkları İstanbul Sözleşmesi hakkında şu açıklamayı yapıyor: “Bizim için aile önemlidir. Birkaç psikolojisi bozuk hanımefendiyi tatmin için aile kurumunu yıkamayız. Henüz çocuk yetiştirmek için aileden daha uygun bir ortam bulabilmiş değiliz.”

Kaynak: www.ailehakları.org

Dışarıda çalışmayan anne işsiz midir?

Bir diğer uygulama Aile Çalışma ve Sosyal Hizmet Bakanlığı’na bağlı İŞKUR tarafından “işsiz anneleri istihdama kazandırma” çalışmaları… Eğitim programlarıyla annelere meslek kazandırılıp, istihdam edilmesi amaçlanıyor. Çalışan anneye ayrıca çocuk bakım parası da veriliyor. Anne çocuğundan ayrılıp çalışmaya giderken, başka bir kadın yine para karşılığında çocuklara bakıyor, böylece resmî kayıtlarda “işsiz” olarak görülen anneler istihdama kazandırılıyor.

Oysa ki ihtiyacı olan kadın zaten çalışıyor. İhtiyacı olmayan kadınları da böyle projelerle çalışmaya teşvik etmek, çocukları kreş ve anaokullarında büyütmeye mecbur bırakmak problemli bir nesil yetişmesine yol açmaz mı?

Şurası bir gerçek ki, annelik başlı başına mukaddes bir iş. Karşılığında para almadığı için anneleri işsiz görmek de dünyevîleştiğimizin ibretli tablolarından biri.

Görünen o ki, modern zamanlarda eve para getirmediği için üretime hiçbir katkısı olmadığı düşünülen annelik mesleği her vesileyi kullanarak aşağılanmakta.

Hülâsa

Bediüzzaman Hazretleri’nin “Biçare nisa taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir surette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki, bu millet-i İslâm’a bir dehşetli darbe o cihetten geliyor” dediği faaliyetlerin tam da merkezinde yer alıyoruz.

Bu zulmet ortamında, elimizdeki nur olan iman hakikatlerini ulaştırabildiğimiz her yere götürmeye çalışmalıyız.

İnsaniyet namına!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir