Yolda

Yazmak… Kelimeler kaldırır mı ki insanın içindekilerini? Sayfalar taşıyabilir mi? Yahut tercüman olabilir mi kalem hissiyata? Ki kendi bile tam bilmezken insan ruhunun muamma hâllerini…

Bilmek ayrı bir şey…

Hissetmek ayrı…

Ne hissettiğini bilmek bambaşka…

Ve adım atmak,

Her adımın sorumluluğunu omuzlara alarak.

Kabullenmek bir bakıma.

Ve tüm bu hâllerde acziyeti âşikâre Rabbe sunmak.

“Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke inni küntümünezzâlimin”1 demek her adımda.

Ve fısıldamak, melekler gibi

“Sübhâneke lâ ilmelenâ illâ mâ allemtenâ inneke entel alimül hakîm.”2

Tevekkülü dileyerek devam etmek sonra.

Adım adım…

Nereye mi?

Bir miktar-ı kaderle tâyin olan yola…

Kısmetine râzı olarak.

Ruhun rahatına yol bularak.

Rabbimiz… Sen Rahîm, Kerîm, Vedüd, Hâkim, Hakîm’sin.

“Ene indi zanni abdî bî”3 hükmüyle…

Sığındık Sana…

Sana sığınmanın tüm ferahlığıyla.

Bu dünya hânında bize yanlış adım attırma…

Dipnotlar:

1. Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum. (Enbiya Suresi, 87.)

2. Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bizim hiç bir bilgimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın. (Bakara Suresi, 32.)

3. Kulum Beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim. (Hadis-i Kudsî)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir