Dindar kadınların evlilik tercihleri-4

Aile dinamikleri ve sosyal yaşantıda denklik

Bu madde, evlilik ilişkisi kurmada en önemsediğim konulardan ve küfüvlük şartının tamamlayıcısı niteliğinde gördüğüm bir kriter. Birinci maddede küfüvlüğün en önemli noktası olan diyaneti konuşmuştuk. Farzları yerine getirmede, haramdan çekinmede ve temel İslâm ahlâkında denk olmak diyaneten denkliği sağlıyor olabilir. Diğer yandan Allah, insan cinsini diğer hayvanların binler cinsini meyve verecek bir fıtratta yaratmış. Arzularına, duygularına, latifelerine, kabiliyetlerine sınır koymamış. Bu çeşitlilik, yaratılışına ilaveten kültürel gelenek, aile dinamikleri, eğitim vb. faktörler tarafından da şekillenir. İşte dünya görüşü ve sosyal yaşantı, bu çeşitliliğin somut bir şekilde ortaya çıktığı yerdir. Bu konudaki denklik evlilik öncesinde üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Kişinin kendi yaşantısını göz önüne alıp, evlilikten sonra bunun ne kadarını devam ettirmek istediği, sınırlarının neler olduğu ve karşısındaki insandan beklentilerini kadın da erkek de iyice düşünmelidir.

Evlenmeyi isteyen her kadın ve erkeğin, kendi yaşantısını göz önüne alıp evlendikten sonra bunun ne kadarını devam ettirmek istediğini, sınırlarının neler olduğunu ve karşısındakinden neler beklediğini iyice düşünmesi gerekir. Ancak gözlemlerime göre bu durum bir kriter olarak kadınların listesinde daha çok yer almakta. Bunun başlıca sebebi sahip olduğumuz kültürel algılar bana göre. Erkeklerin evlilikten beklentilerinin büyük ölçüde aynı olması onların bu konu üzerinde düşünme ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Bir örnekle açıklamak gerekirse geleneksel yapıya sahip, annenin ev hanımı olduğu, dışarıda çalışsa bile evin ve aile bireylerinin ihtiyaçlarını kadının tek başına üstlendiği bir ailede yetişen bir erkeğin, evlendikten sonra bu sorumluluğu kimin alacağı üzerine pek düşünmemesi normaldir. “Acaba evleneceğim kadın yemek yapacak mı? Ev işleri kimin sorumluluğunda olacak?” gibi kaygıları olmaz zira onun gördüğü ve bildiği hâl budur. Böyle bir erkeğin karşısına; kadın

ve erkeğin dışarıda çalıştığı, evin sorumluluklarının paylaşıldığı hatta yemek ve temizlik işleri için profesyonel destek alınan ailede yetişen bir kadının çıktığını hayal edelim. Bu kişinin bir meslek sahibi olduğunu ve evlendikten sonra çalışma hayatına devam edeceğini de düşünürsek, onun da kafasında kendi ailesinde gördüğü gibi bir yaşantı canlanıyor olacak. Her iki tarafın da kendi bildiği ve alışık olduğu düzenin devamını hayal etmesi, aksini zihnine getirmemesi sonucu bu iki insan bu konuyu evlenmeden önce hiç gündemlerine getirmez iseler, evlendikten sonra ortaya çıkacak anlaşmazlıklara nasıl yaklaşmak gerekir? Muhtemelen her ikisi de kendi düşündüğünden farklı olan diğer düşünceyi suçlayacak ve karşı tarafın değişmesini isteyecektir. Hâlbuki bu iki yaşantı da (temelde İslâm’ın koyduğu meşru ölçüler içerisinde bulunduğunu varsayıyorum) hatalı değildir ve saygı duyulmayı hak eder. Sadece beklentiler uyumsuz olduğu için, farklılıklar kabul edilemediği ve ortak bir noktada buluşulmadığı için uyumsuz olan bir evlilik vardır.

Dindar camiada genelde üzerinde durulan konu, kadının çalışmasına bakış açısı oluyor ama bana göre konuşulması gereken bundan çok daha fazlası. Kadın çalışsa da çalışmasa da ailenin sorumluluklarının nasıl paylaşılacağı, dahası akrabalarla olan/olacak ilişkiler, ziyaret sıklığı, arkadaşlık ilişkilerinin nasıl devam edeceği, birlikte yapılacak aktiviteler, tatil anlayışları, kişisel zevk ve hobiler… Bunların hepsi evlenmeden önce konuşulması faydalı olan konulara örnektir. Tabiî bunları konuşmak demek, bu konularda yüzde yüz bir uyumu yakaladıktan sonra evliliğe karar vermek demek değildir. Böyle bir durum aynı ailede büyüyen, hatta ikiz olarak dünyaya gelen insanlarda bile mümkün olamaz. Burada önemli olan iki tarafın da kendini tanıması ve doğru ifade edebilmesi, ifade edilenler üzerinden karşı tarafı değerlendirip kabul etmesi.

Burada benim çok önemsediğim başka bir nokta da bu konuşmaların üçüncü bir kişi, mümkünse onlara rehberlik edecek yaş ve olgunlukta birinin önünde yapılması. İki dindar genç görücü usulüyle değil modern şekilde tanışmış olsalar dahi evlilik kararı öncesinde bazı konuların şahitler huzurunda konuşulmasını önemli buluyorum. Zira ileride bir anlaşmazlık ortaya çıktığında her iki tarafın da haklarını korumak ve onlar arasında hakemlik yapmak için bu konuşmalara şahitlik eden biri daha faydalı olacaktır.

Bu örnekleri farklılaştırabilirim, çünkü toplumda farklı mizaçlara sahip, değişik şartlarda yaşayan kadınların, farklı evlilik hayatı hayal ederek nasıl kendi düzenlerini devam ettirmek istediklerine şahidim. Geleneksel çocuklu aile hayatına sahip olmak isteyen, çalışan ve çalışmaya devam ederek toplumda varlık göstermek isteyen, dinî bir hizmet topluluğu içinde aktif olarak çalışıp aile ve sosyal hayatını tamamen buna göre şekillendirmek isteyen kadınlar… Herkes –kadın veya erkek olsun kendi meşru düşüncesine, yaşam tarzına saygıyı, farklılıklarıyla kabul edilmeyi hak ediyor. İyi olacağı düşünülen bir evlilik yapsın diye kimsenin kimseyi değiştirmeye, dönüştürmeye hakkı yok. Kişi biriyle evlenmek istediği için kendi dünya görüşü ve yaşantısında değişim yapmaya karar veriyorsa buna da saygı duymak gerekir. Tabiî bu kararın duygularla değil, iyice düşünerek ve sonuçları hesaplanarak verilmesi gerektiğini hatırlatmış olalım. Böyle bir hâl, beklenenin aksine mutsuz bir evliliği ve pişmanlıklarla dolu bir geleceği de netice verebilir. Unutmayalım ki iki iyi insandan her zaman iyi bir evlilik çıkacak diye bir şey yok. Evliliğe aracılık eden kişilerin de evlenecek taraflar kadar bu noktaya dikkat etmeleri gerektiğini düşünüyorum. İyi bir insan olmak, evlilik için asla tek başına yeterli bir kriter olarak düşünülmemelidir.

Devamı gelecek…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir