“İstanbul’u müze gibi gezmeyelim.”

Gazeteci-Yazar Fahri Sarrafoğlu’yla İstanbul’un bilinmeyenlerine konuştuk. Keyifli okumalar…

“Eğer dünya bir ülke olsaydı, İstanbul onun başkenti olurdu.” diyor Napolyon.

Evet doğru. Kalbiyle gören, konuşan insanların hepsi bu tarihe bu güzelliğe sahip çıkar. İstanbul sa­dece Osmanlı, Bizans, Roma değil, bütün kültürlerin başlangıcı. Onun için çok önemli bir şehir. İlk olarak şunu söylemek isterim, lütfen İstanbul’u müze gibi gezmeyelim. Peki nasıl gezeceğiz? Gezdiğiniz yerle­re bakın ve görün. Mesela Fatih Camisi’ne gittiyse­niz, müezzin mahfilinde harika bir resim vardır. Ora­da Topkapı Sarayı, yukarısında da kubbe ve Mekke, Medine, Kudüs ve dünya haritası silueti vardır. Tren yolu geçer. Bu dekorun bir parçası değildir. Bize bir mesajı vardır. Mesela çıkıyorsunuz ayakkabınızı al­dınız şöyle kafanızı yukarı kaldırdınız orada bir yazı var. Türkçe diyor ki “Libya Kralı İdris hediye etmiş­tir.” Niye bu yazı oraya asılmış? Niye hediye etmiş? Sonra bakıyorsunuz Eyüp Sultan’da da aynı levha var. Anlamı nedir diye soracak olursanız, merhum Menderes döneminde, Kral İdris İstanbul’a geliyor. Dünyada bir sıkıntı var. Cezayir’in bağımsızlığı söz konusu ve biz Cezayir’e yardım edemiyoruz. Neden? Cezayir NATO ülkesi Fransa’nın sömürgesi altında. Yüreğimiz kan ağlıyor. Boş durmuyoruz tabi. Lib­ya üzerinden Cezayir’e desteğimizi veriyoruz. İşte onun teşekkürüdür bu levha.

Hacı Beşir Ağa Türbesi

Eyüp Sultan Hazretlerinden önce sol tarafınızda sizi bir türbe bekler, Hacı Beşir Ağa Türbesi. Kimdir bu Hacı Beşir Ağa? Habeşistan’dan gelmiş bir kö­ledir. Bu köle ne yapmış, neden önemsemişiz de, Eyüp Sultan’dan önce girişte, hemen ona dua edi­yoruz, selam veriyoruz? Hacı Beşir Ağa 26 yıl ‘surre eminliği’ yapmıştır. Surre eminliği, surre alayını Hi­caz’a götürmekle görevli yetkili kimsedir. Hacı Beşir Ağa, 3 padişah döneminde, İstanbul da 700 kişiyle çıkan hac kervanını, 70.000 kişiyle Medine’ye ulaş­tırmıştır. O kadar emin, o kadar güvenilir ve aynı za­manda mütevazidir. Peki neden buraya konulmuş kabri? Zamanın padişahı kendisine diyor ki; “Senin bu kadar güzel hizmetin var, üstelik türbedarlık da yaptın, ne istersin, ne ikram edelim?” “Efendim hiç­bir şey istemem, girerken beni görsünler, çiğnesin­ler, geçsinler.” diyor ve mütevazılık dersi veriyor biz­lere. Nereden geldiğimiz, rengimiz hiç önemli değil. İnsanlığa yaptığımız hizmet önemli.

Eyüp Sultan Hazretleri

Eyüp Sultan Hazretleri kimin için geldi bu toprak­lara? Bizler için, İstanbul’u ikram etti bizlere. Allah onlardan razı olsun. Oraya bu tefekkürle gidilme­li. Bir şey istemek için değil. Bunun da lütfen altını çizelim ki, hurafeye yer vermeyelim. Türbe kapalı olduğu zaman bir pencereye dönüp dua ediliyor. Bu pencerenin adı ‘hacet penceresi’dir. Fakat yanlış bilinen bir nokta var. Burada, Osmanlı döneminde, sabah namazından sonra imam efendi ya da muh­terem zatlar toplanırlar ve derler ki; “Ey cemaat, kimin hastası, borcu, sıkıntısı var. Söyleyin bakalım hacetlerinizi.” Orada toplanılır, herkes birbirinin sı­kıntısına yardımcı olur, borcuna kefil yapılır, birbirine zimmetlenirdi. Yani hacetler görülürdü. Yoksa haşa türbeden bir şey istenmez. Türbeye selam verilir, du­amızı yaparız geçeriz.

Eyüp Sultan Meydanı

Bu mekanları gezenler, zaman zaman bana Eyüp Sultan Meydanı’nın neden etrafı çevrili diye soru­yorlar. Biliyorsunuz ki, Eyüp Sultan Hazretleri’nin kabri Haçlı Seferi sırasında tarumar edildi, kaybol­du. 1453 yılında Akşemsettin Hazretleri Allah’ın izni ile yerini buldu. Bulduğu an, kerahat vakti, ak­şamüstü. ‘Yarın kazalım’ diyor ve şimdiki türbenin olduğu yere bir çınar dikiyor. Akşam olunca Fatih Sultan Mehmed Hazretleri geliyor. Bakalım Üstadı Akşemsettin’in keşfi doğru mu diye, diktiği çınarı alıp, şimdiki etrafı çevrili olan, girişte bizi karşıla­yan, koca çınarın olduğu yere dikiyor. Ertesi sabah Akşemsettin Hazretleri keşif yaptığı, çınarı diktiği yere gidiyor ve ‘kazalım’ diyor. Askerler ‘efendim ama çınar burada’ dediklerinde ise tebessüm edip “İyi ki oraya dikmişsiniz, orası da gasledildiği, ke­fenlendiği yerdir. Orayı da koruyalım” diyor.

İstanbul’un merkezi neresidir?

İstanbul’un surları var biliyorsunuz. Uzunluğu toplam 33 km.dir. 33 kilometrenin ortasına, Mimar Sinan granit bir mermer taş dikiyor. Nerede o mermer taş? Şehzade Meh­met Camisi’nin olduğu yerde, tam kö­şededir. Üzerinde İstanbul’un merkezi diye yazar. Bahsettiğimiz kişi hesap­sız, kitapsız iş yapmayan Mimar Sinan olduğu için güvenimiz tamdır.

Ayasofyasız İstanbul olmaz

Ayasofya’nın tarihine baktığımız­da, ilk olarak Hz. Süleyman’ın (as) burada bir ibadethane yaptığı söy­lenir. Yani Roma’dan, Bizans’tan çok öncesine dayanır tarihi. Onun için hem Musevilik, hem Yahudilik, hem de İslâm alemi için burası çok önemlidir. Biliyorsunuz ki geçmiş­te Mondros Mütarekesi yapıldı, İs­tanbul işgal edildi. İtilaf devletleri tabir-i caizse, ağızlarının suyu aka aka girdiler İstanbul’a. İlk hedefleri de Ayasofya’yı kilise haline getir­mekti. Hazırlandı Fransız askerleri, gelecekler. Bu halk tarafından du­yulunca kubbelerine dinamit yer­leştirildi. Dediler ki; ‘Biz burayı onlara yar etmeyiz. Madem burayı kilise yapacaklar, patlatırız.’ Bakın bu kuru bir gürültü, laf değil. Tüm yüreğiyle böyle inanan insanlar var. Böyle dirayetli inançlı ceddimiz vardı bizim. Yaptırmadık o dönemde. Ayasofya fe­tih mirasıdır. Fetihlerde asker 3 gün boyunca gani­met mallarını alır. Ama Fatih İstanbul’da bunu yap­tırmadı. Hatta bir rivâyete göre Ayasofya’dan bir parça alan askerini, bizzat kendisi cezalandırdı. O derecede Ayasofya’ya önem veriyordu. Ayasofya bir gün ibadete açılır mı? Ayasofya’da ibadete açılmış olan bölümümüz var. En azından namazlarda oraya gidelim, dua edelim. Biz sahip çıkalım Ayasofya da açılır inşallah.

İstanbul’la alâkalı son cümleleriniz neler olurdu?

Osmanlı’da 3 yıl İstanbul’da devamlı kalırsanız, İstanbullusunuz demekti. Yıllarca bu topraklarda yaşamış birine bile nerelisiniz diye sorulunca, Kars­lıyım, Konyalıyım vs. diyor. Hayır İstanbulluyum di­yeceğiz. Neden? Çünkü burada doğdunuz, çocukla­rınız burada geçti, büyüdünüz, evlendiniz, aile oldu­nuz. Buradan ekmek yiyoruz, para kazanıyoruz. O yüzden dolu dolu İstanbulluyum diyelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir