Şeair-i İslâmiyenin Azamı: Ramazan-ı Şerif

Mâ-i Nisan…

Baharın müjdesi… Toprağın hasreti… Rahmetin tecessüm etmiş hâli.

Nasıl da muntazırdır tüm mahlûkat, damla dam­la bekler yağmasını. Çatlamış toprak nasıl müştaksa yağmura, tüm yaratılanlar aynı iştiyaktadır.

Maddeten yağan yağmur böyle olduğu gibi ma­nevi yağmurlara da müştaktır kâinat. İnsanlığın amellerinin ahiret âlemlerinde filizlenmesine vesile­dir. Uhrevi hâsılat için münbit bir zemindir.

Manevi âlemin baharındaki mâ-i Nisandır, mâh-ı Ramazan…

Filizlendirdiği Tubâ-i Cennet çekirdekleriyle kısa ömrü bereketlendirir ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi ta­zammun eder.

Bazen de öyle hâl olur ki, rahmet hükmünde olan yağmuru celb edecek hâletten çıkıverir insanoğlu. Nimetin Sahib-i Hakikisini unutuverir. Gaflete da­lar. Nefsi azgınlaşıverir. Sabırsız ve tahammülsüzce gasb etmeye başlar nimet nâmına ne varsa.

Bulutlar toplansa da gök semâda, gelse de mâh-ı Nisan rahmet yağmurları yağmaz işte o zaman arza.

Tıpkı bundan seneler önce olduğu gibi. Rahmet nâmıyla anılan Ramazan ayının gelmesine rağmen ehl-i dalâletin, bu mübarek aya hürmetsiz davrana­rak ehl-i imânı da Ramazanın mâhiyetin uzaklaştır­maya çalıştığı zamanlar. Eh-i bid’a ise, Ramazanın şeâir-i İslâmiyenin azamlarından olduğunu bildikleri için hücuma geçmeleri…

Ve arzî ve semavî inkıbaz hâlleri…

Rahmete vesile olan Ramazan ayının mâhiye­tinden uzaklaştırılmaya çalışan umum eh-i iman mahsun ve mükedderken bazıları ise müteyyakkız ve duâ hâline bürünürler. Her hâlde ümitvâr olan Nur Talebeleridir onlar. Üstadına mektupla hâllerini ifâde eder, duâlarını yazarlar.

“Üstadım, zaman takarrub etmiş olmalı ki; bir ta­raftan mülhidlerin tecavüzleri ziyadeleştikçe, diğer taraftan muhterem Üstadımızın, Kur’ân’ın feyzi ile nâil olduğu hakikat deryasından kükreyip gelen gizli hakaiki izhar etmesi bizim sevincimizi artırmaktadır. Madem çiçekleri görmek için baharı beklemek zaru­reti vardır, biz de ona şiddetle ve sabırsızlıkla intizar etmekteyiz. Hüsrev”

Hulusi Ağabey ise zamanın tahlilini yaparken mektubunda, duâya yöneldiklerini ifade eder.

“Bid’at ve dalalet her gün artmakta, ahkâm-ı İs­lâmiyeye sünnetlerden başlayarak ve Kur’ân hedef tutularak, çok insafsızca hücum edilmekte olan böy­le bir zamanda ve tam bu yaralara münasib merhem olacak, bu nurlu ve şifalı eserlerin mahdud eşhas arasında ve yalnız bu zavallıların ümid ve imanla­rını takviye edecek vaziyette kalması, teessürü ar­tırmakta ve dergâh-ı İlahiyeye ilticadan başka çare bırakmamaktadır.”

Ramazan ayı içinde yaşanan arzî musibetlerin mânâsını da Üstadlarına sorarlar. Şöyle der Bediüz­zaman:

“Ramazan-ı Şerifin teravih vaktinde kemal-i neş’e ve sürur ile sarhoşçasına gayet heveskârane şarkıları ve bazen kızların sesleriyle radyo ağzıyla bu müba­rek merkez-i İslâmiyetin her köşesinde cazibedarane işittirilmesi, bu korku azabını netice verdi.”

“Bu hâdise, hem şiddetli kışta, hem karanlık­lı gecede, hem dehşetli soğukta, hem Ramazanın hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olması; hem tahribatından intibaha gelmediklerinden, ha­fifçe gafilleri uyandırmak için, o zelzelenin devam etmesi gibi çok emarelerin delaletiyle bu hâdise ehl-i imanı hedef edip, onlara bakıp namaza ve ni­yaza uyandırmak için sarsıyor ve kendisi de titriyor.”

Ve duâların çok olduğu Ramazan ayında câmile­rin ve ehl-i imanın hâlini de yine bir soruya cevapta şöyle anlatır: “Evet Ramazan-ı Şerifte bid’aların ref’i­ne Ehl-i Sünnet ve Cemaatin ekseriyetle hâlis duası bir şart ve bir sebeb-i mühim idi. Maalesef câmilere Ramazan-ı Şerifte bid’alar girdiğinden, duaların ka­bulüne sed çekip ferec gelmedi. Nasılki sâbık hadî­sin sırrıyla: Sadaka, belayı ref’ eder. Ekseriyetin hâlis duası dahi, ferec-i umumîyi cezbeder. Kuvve-i cazibe vücuda gelmediğinden, fütuhat da verilmedi.”

Sabri Ağabey ise diğer ağabeylerle benzer hisleri yaşarken onun bir de arzusu vardır. Ramazan-ı Şeri­fe dair bir risale yazılması.

“Üstad-ı Azizim! Bazan Nurları düşünüp, haki­katen pek çok hakaik ve hikmetleri ihtiva ettiklerini görüyordum. Yalnız şu şehr-i rahmet ve mağfiretin ibadatından olan sıyama ait bir mevzu açılmadığını görerek, üstadıma bir arîza takdim etsem ve otuz günden ibaret olan Ramazan-ı Şerife ait Otuzuncu Mektub olmak üzere, bir niyazda bulunmak eme­linde iken, bir sebebe binaen şu arzumdan feragat ettim.”

Zirâ bilir ki, Üstadının kaleme aldığı Risâle-i Nur’lar “avam-ı mü’minînin istinadgâhları olan İs­lamî esaslar ve cereyanlar ve şeâirler kırılmasıyla bo­zulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur’ân’ın i’ca­zıyla o geniş yaralarını, Kur’ân’ın ve imanın ilaçları ile tedavi etmeye çalışıyor”

O hâlde, şeair-i İslâmiyenin azamlarından olan Ramazan’ın mâhiyetini de ancak Risâle-i Nur tam anlatacak ve gelmesi beklenilen rahmetin celbine vesile olacaktır. Ve bu arzusu bir hiss-i kablelvuku nevindedir. Lisanına dökmeden kalbinden geçirdiği bu niyaz sonrası eline “Ramazan-ı Şerife Dair” olan risale geçer.

“İşte bu defa Külliyat-ı Nur’dan mebhus-u anha risale, bu abd-i âcize hitaben, ‘senin kalbindeki hafî bir arzu ve hissin, bizim levha-i manevîmizde gayet büyük harflerle yazılıdır ki, işte is’af edildi’ tarzında bana ihsan buyruldu. Fakir de, ruhumun mühim bir ihtiyacını temin eden, binler hikmet ve müjdeli Ra­mazaniyeyi alarak, Kur’ân-ı Azîmüşşan’ı inzal edene secdeler ve Nurlar dellâl-ı âlîşanına hadsiz teşekkür­ler ile, borçlu olduğum dua-yı fâzılanelerine müda­vim bulunduğumu arzeylerim Efendim Hazretleri. Sabri”

Ve Risâle-i Nur vasıtası ile mâ-i Nisanı mâh-ı Ra­mazanda yaşayan Nur Talebeleri hamd ederek açan çiçeklerin sevinci içindedirler. Bu sevinci paylaşmak, diğer mü’minleri de sevindirmek niyetiyle Rama­zan Risâlesini neşrederler. Gerek lisân-ı hâlle, gerek lisân-ı kâlle…

Hulusi Ağabey şöyle der yazar mektubunda;

“İmam Ömer Efendi geçen sene, ‘Ramazanın Hikmetleri’ eserinin, Ramazan ayı geçtikten sonra gelişinden, benim gibi müteessir olmuştu. Bu Ra­mazanın birinci Cuma hutbesinde, ben de hazır ol­duğum halde, yüzlerce cemaate, bu nurlu hikmetler­den birkaçını hemen aynen okudu. Bu anda bu fakir­de husule gelen şükür hislerini tarif edemeyeceğim.”

Mâ-i Nisan semâda…

Mâh-ı Ramazan kapımızda…

O hâlde haydi şeâir-in azamlarından olan Rama­zanı anlamak için Ramazan Risalesi’ni okumaya…

Kur’ânî bahçede Cennet çiçeklerini temaşa ede­rek Ramazanımızı ihyâ etmek duasıyla..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir