Dindar kadınların evlilik tercihleri-5

Eğitim durumu ve sahip olunan meslek

Kız isteme törenlerinin klişelerinden biridir: “Oğlumuz ne işle meşgul?” Bu soru eskiden de çok anlam ifade ediyordu tabiî. Sorunun cevabında aranan şey şu veya bu meslek değil de asgari bir gelir getiren, devamlı çalışılan düzgün bir iş idi. Damat adayı ailesini geçindirebilecek, onları kimseye muhtaç etmeden yaşatacak biri olduğu güvenini veriyor mu? En azından toplumun çoğu için bu böyle idi. Fakat şimdilerde kadının eğitim seviyesinin değişimine de bağlı olarak, erkeğin eğitim durumu ve sahip olduğu meslek daha önemsenir hâle geldi. Mesela eğer kadın üniversite mezunu ise damat adayının en az üniversite mezunu olmasını isteyebiliyor. Bununla birlikte her zamanın revaçta olan meslekleri var diye düşünüyorum. Bundan yirmi yıl öncesine kadar sigortalı bir işte çalışmak herkese güven veriyordu, şimdilerde memuriyet insanların göz bebeği; ancak değişen şartlarla birlikte bugün yarın o da değişip yerini başka bir şeye bırakacak. Eğitim durumu ve meslek konusundaki bu denklik arayışının da kesin hüküm ve önyargılar içermemek kaydıyla kabul edilebilir olduğunu düşünüyorum. Hakkıyla yapıldıktan, meşru olduktan sonra her meslek kutsaldır. Kimsenin kimseyi küçük görmeye de hakkı yoktur. Bu konularda değerlendirme yapılırken kırıcı olmamaya, üstünlük ve aşağılama gibi duygulardan arınmaya dikkat etmek gerek. Bir yandan da herkesin sahip olduğu hayat şartlarını evlendikten sonra da devam ettirmeyi istemeye veya bundan feragat etmeyi seçmeye hakkı olmalı. Fâni, maddî, dünyevî makam ve rütbelerin, etiketin ve zenginliğin; diyanet, güzel ahlâk ve düşünce yapısının önüne geçmemesi dinin tavsiyesi. Ancak feragatte gençlik hissiyatıyla hareket edip duygusal ve radikal kararlar almak, hayat tarzını bütünüyle değiştirecek bir tercih yapmak da evliliğin sıhhatle devamı için risk taşıyor kanaatindeyim. Eğer bu kararda manevî sebepler ön plânda ise, kişinin bağlı bulunduğu inanç devam ettiği sürece evlilik için motivasyon da var olacaktır. Ama geçici olabilen his ve hevesler tercih sebebi olmuşsa böyle bir evliliğin uzun sürmesi için tek başına yeterli olmayabilir. Bana göre evlenmek isteyen kadının, önce kendi içinde sonra ailesiyle birlikte bu durumu düşünmesi ve sınırlarını belirlemesi faydalı olacaktır.

Yaş, memleket gibi özellikler

Kadınların evlilik kararı verirken değerlendirdiği kriterlerden bazıları da yaş ve memleket gibi özellikler. Şimdiye kadar saydığım tüm maddelerin sıralaması elbette kişiye göre değişiyor. Örneğin toplumun yakıştırmasına da uygun olarak çoğu kadın yaşça kendinden büyük biriyle evlenmeyi tercih etse de diğer kriterler söz konusu olduğunda bu durum değişebiliyor. Veya kültürel uyumun sağlanması için yakın coğrafyalardan evlilik tercih sebebi olurken, bazı kimseler için başka önemli özellikler bu durumun önüne geçebiliyor. Burada önemli olan yine önyargısız, kibirsiz bir bakış açısına sahip olabilmektir. İki tarafın da kendi karakterini okuyup, nelere uyum sağlayabileceği, nelere tahammül edebileceği veya edemeyeceğini açık yüreklilikle ortaya koyabilmesidir. Evlilik kararı öncesinde konuşurken hakikati, duyguları ve düşünceleri eğip bükmemek, gizlememek, rol yapmamak çok mühim. Kişi kendini saklar ve olmadığı biri gibi görünürse, karşındakinin de böyle davranmadığına nasıl emin olabilir? Ayrıca gerçek nasıl olsa ortaya çıkacak, o zamana kadar olmadığı biri gibi davranmanın yorgunluğunu fuzuli olarak taşımak ve sonrasında da mutsuz bir evliliğe katlanmak zorunda kalacaktır.

Netice-i kelam;

Bu çalışmaya başlarken öncelikli hedefim dindar kadınların evlilik tercihleri hakkındaki gözlem ve kanaatlerimi paylaşmaktı. Bunu yaparken evlenmeyi düşünen kadınlara fikir vermek de istedim. Bununla beraber dindar erkeklerin, dindar kadınların tercihlerinin arka plânında yatanları anlamlandırmaları açısından onlara da faydalı olması ümidindeyim.

Bir psikolog olarak bugün toplumda mücadele edilen her ne bozukluk var ise bunun uzun vadede çözümünün sağlıklı evlilikler kurmayla aşılacağını düşünen biriyim. Bizler; insana insan olduğu için kıymet veren, yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmeyi öğreten Muhammedî ahlâkı edindiğimizde, kadına değer verip onu yüceltmeyi, erkeğe merhamet edip yükünü paylaşmayı becerebildiğimizde, çocukların çocuk olma hakkını fark ettiğimizde ve kabullendiğimizde çok daha güzel bir nesil ortaya çıkacak ve her şey daha güzel olacak diye inanıyorum. Bütün bunlar için önce biraz durmak, yavaşlamak, sakinleşmek ve düşünmek gerekiyor. Hem de atacağımız her adımdan önce düşünmek…

Aile denen toplumun en önemli kurumunu oluşturmanın arifesinde, evlilik gibi önemli bir kararın öncesinde, bu düşünce yolculuğunda ufak bir kıvılcım da olsa katkı sağlamış olmayı umuyorum. Sekiz ay zarfında yazılarımı takip eden ve eleştirileriyle yolumu açan herkese ve bana fikirlerimi izhar etme fırsatı veren Bizim Aile dergisine teşekkürü bir borç bilirim.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir