Abdülkadir-i Geylânî (1077 – 1165/1166)

“Hazret-i Gavs, o derece yüksek bir mertebeye malik ve o derece harika bir keramete mazhardır ki, kâfirlerin bir kısmı demiş: “Biz İslâmiyet’i kabul edemiyoruz; fakat Abdülkadir-i Geylânî’yi de inkâr edemiyoruz.”1

Abdülkadir-i Geylânî, Peygamber Efendimizin (asm), “Ümmetimin âlimleri İsrailoğullarının peygamberleri gibidir” hadisi şerifine mazhar olarak, zamanın zulüm ve zulümatını dağıtıp, Kur’ân nurlarını ve iman hakikatlerini neşrederek, manevî bir mehdî hükmüne geçti.2 Kudsî bir deha sahibi olan bu mübarek Zatın, maneviyattaki terakkisi, hayatı boyunca devam etmiştir.3 İman hakikatlerini ilim yoluyla müşahede ve keşfetmiştir.4

En önemli özelliklerinden birisi gaybdan, özellikle istikbalden haber vermesi ve Kur’ân hizmetinde bulunanlara verdiği müjdeli haberlerdir. Çünkü Allah’ın bildirmesiyle, bazı vakitlerde mazi ve müstakbeli hazır zaman gibi müşahede ederdi.5

Vefatından sonra da manevî tasarrufu devam eden Şah-ı Geylânî, en büyük yardım edici, imdada koşan mânâsına gelen “Gavs-ı Azam” olarak meşhur olmuştur. Bu makam, hem gayrimüslim birçok insanın hidayete ermesine vesile olması, hem de hayattayken ve vefatından sonra birçok insanın manen yardımına koşmasına binaen kendisine verilmiştir. Sultanü’l-Evliya olan Gavs’ın, vefatından sonra da aynen hayatta olduğu gibi müritleriyle alâkadar olduğu, yardımlarına yetiştiği, ehl-i keşif ve velayetin ittifakıyla kabul görmüştür.6

Bunun yanında, manevî makamlarda varılabilecek en yüce rütbe mânâsına gelen “Kutub” olarak da kabul edilir.

Asıl adı Muhyiddin Ebu Muhammed Abdûlkadir ibni Ebu Salih Musa Zengidost el-Geylânî’dir. Babası, Bağdat’ta zenci dostu “zengidost,” Arap olmayan-yabancı “acemî” mânâlarına gelen unvanlarla tanınmıştır.

Muhyiddin 470 yılında (1077) Hazar Denizi’nin güneybatısındaki Gilân eyalet merkezine bağlı Neyf köyünde doğdu. Babası Ebu Salih Musa’nın dindar bir kimse olduğu bilinmekte; ancak hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Baba tarafından soyu Hz. Hasan’a dayanmaktadır. Annesi de devrin tanınmış zahid ve ehl-i tariki olan Ebu Abdullah Savmaî’nin kızı, kadın velîlerden Ümmü’l-Hayr Emetü’l-Cebbar Fatıma’dır.

Küçük yaşta babasını kaybeden Muhyiddin, annesinin yanında ve dedesinin himayesinde büyüdü. Çocukluğundan itibaren en büyük gayesi, dönemin ilim ve kültür merkezi

olan Bağdat’ta tahsil görmekti. On sekiz yaşına gelince annesinden izin alarak Bağdat’a gitti

(1095). Burada ünlü âlimlerden ders aldı ve kısa bir süre zarfında mezun olduktan sonra kendisine tahsis edilen medresede hadis, tefsir, kıraat, fıkıh, nahiv derslerini okutmanın yanı sıra, halkı da irşat etmekle meşgul oldu. Bir süre sonra yirmi beş yıl sürecek olan inzivaya çekildi. Bu sırada, kırk gün boyunca hiçbir şey yemediği ânlar oldu. İnziva döneminin sonunda, oğluyla beraber hacca gitti. 561’de (1165-66) Bağdat’ta vefat etti.

Muhyiddin’in en önemli özelliklerinden bir tanesi -çocukluğu dahil olmak üzere- hiç yalan söylememesidir. Bu, aynı zamanda annesinin vasiyetidir. İlim tahsil etmek üzere Bağdat’a gideceği zaman annesi ona, 40 Dinar verir. Yolda eşkıya, kervanın etrafını sararak yolcuların mal ve paralarını aldıktan sonra, Muhyiddin’e parasının olup olmadığını sorar. Bunu üzerine Muhyiddin, 40 Dinarının olduğunu söyler. Bu cevap soyguncuları hayrete düşürür. Doğruyu söylemesinin sebebi sorulduğunda, annesine söz verdiğini söyler. Annesinin yalan söylediğini bilemeyeceği ifade edilince; annem bilemeyebilir, ancak beni ve şu an çoluk

çocuğun malını gasp eden sizleri bilen Allah vardır karşılığını vermesi, soyguncuların gasp ettikleri malı iade ve tövbe etmelerine vesile olur.7

Geylânî Hazretleri Cenab-ı Hakkın Hayy ismine mazhar olması hasebiyle, bir ihsan-ı İlâhi olarak, kendisine bu meyanda keramet nasip olmuştur. Mesela; Gavs’ın himaye ve terbiyesindeki evladına ziyaretine gelen bir hanım, biricik oğlunun kuru ve siyah bir parça ekmek yediğini görünce, şikayet için Gavs’ın yanına gider ve onun kızartılmış tavuk

yediğini görür. Sebebini sorması üzerine Hz. Gavs tavuğa “Kum biiznillâh!” deyince o pişmiş tavuğun kemikleri toplanıp canlı tavuk olarak yemek kabından dışarı atlar, Hazret kadına dönerek “Ne vakit senin oğlun da bu dereceye gelirse o zaman o da tavuk yesin” karşılığını verir. Yani, oğlunun ruhu cesedine, kalbi nefsine ve aklı midesine hakim olup, lezzeti şükür için istediği an, leziz şeyleri yiyebileceğini ima eder.8

Peygamber Efendimiz (asm), nübüvvet vazifesi gereği, bazı konularda büyük şefkat göstermiştir. Meselâ, Hz. Hasan ve Hüseyin’e (ra) küçük yaşlarında gösterdiği fevkalâde şefkat ve ehemmiyetin sebebi, sadece akrabalıktan gelen muhabbet olmayıp, nübüvvet vazifesinin bir ucu ve vârislerinin önemli bir cemaatin temsilcileri olmaları sebebiyledir.

Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz Hz. Hasan’ı (ra) şefkatle kucağına alıp başını

öpmesinde, onun soyundan gelen Şah-ı Geylânî gibi pek çok mehdî-misal şahsiyetlerin hissesi vardır. Cenab-ı Hakkın inayetiyle, bu mübarek nesli gören Peygamber Efendimiz onları temsilen, cedleri olan Hz. Hasan’ın (ra) başını öpmüştür. Bunda Şah-ı Geylânî’nin hissesi büyüktür.9

Gavs-ı Azam Abdülkadir-i Geylânî ve Bediüzzaman

Bediüzzaman’ın hayatında Şah-ı Geylânî’nin müstesna bir yeri vardır. Bediüzzaman, Tillo’da

bulunduğu sırada Geylânî Hazretlerinin ikazı ile Miran aşiret reisi Mustafa Paşa’ya giderek hidayete davet etmiş; ya zulmü terk edip namazını kılmasını veya kendisini öldüreceğini söylemiştir.10

Yine Dârülhikmeti’l-İslâmiye üyesi olduğu sırada Gavs’ın Fütuhu’l-Gayb adlı eserini okur. Burada, kendisi hasta olan ve tedavi olmayan birisinin, başkasının arayışlarına çare olamayacağı uyarısıyla karşılaşır. Bediüzzaman, Şeyhi tabip kabul ederek eserini okur ve çok istifade eder.

Gavs -ı Azam, asırlar ötesinden verdiği haberlerle, hem Bediüzzaman’la, hem Risale-i Nur’la

alâkadar olduğunu göstermiştir. Ehl-i zındıkanın bütün takibat, tazyik, işkence, hapis gibi baskı ve engellemelerine rağmen Üstad Bediüzzaman ve talebelerini, Cenab-ı Hakkın inayeti ile muvaffak olması, Hz. Ali (ra) ile Gavs-ı Azam’ın Risale-i Nur ve müellifi Bediüzzaman Hazretleriyle ilgili kerametlerini teyid etmektedir.

Dipnotlar:

1. Bediüzzaman Said Nursî/ Sikke-i Tasdik-i Gaybi

2. Bediüzzaman Said Nursî/ Mektubat

3. Bediüzzaman Said Nursî/ Şualar

4 .A.g.e

5. Bediüzzaman Said Nursî/ Sikke-i Tasdik-i Gaybi

6. Bediüzzaman Said Nursî/ Lem’alar

7. Ahmet Şahin/ İslâm Büyükleri

8. Bediüzzaman Said Nursî/ Lem’alar

9. A.g.e

10. Bediüzzaman Said Nursî/ Sikke-i Tasdik-i Gaybi

Kaynak: Yeni Asya Neşriyat/ Portreler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir