“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”

Umum meşakkatin anası ve umum rezaletin yuvası olan meylürrahat himmeti kay­deder, zindan-ı sefalete atar. Siz de “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm Sûresi, 53:39) olan mücâhid-i âlicenabı o cellâd-ı sehhara gönderiniz.

***

Zindan-ı atâlete düştüğümüzün sebebi nedir?

Cevap: Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. İşte, himmetiniz şevke binip mübareze-i hayat meydanına çıktığı vakit, en evvel düşman-ı şedîd olan yeis rast gelir. Kuvve-i mâneviyesini kırar. Siz o düşmana karşı (“Ümidinizi kesmeyin.” Zümer Sûresi, 39:53) kılıncını istimal ediniz.

Sonra müzahemetsiz olan hakkın hizmetinin yerini zapt eden meylütte­fevvuk istibdadı hücuma başlar. Himmetin başına vurur, atından düşürttürür. Siz “Allah için yapınız” hakikatini o düşmana gönderiniz.

(Bediüzzaman Said Nursî/ Münazarat)

Esbabı tamamen ihmal ve terk etmek iyi değildir. Çünkü, o zaman Cenab-ı Hakkın hikmet ve meşietiyle kainatta vaz edi­len nizama karşı bir temerrüd çıkar. Evet, daire-i esbabda iken tevekkül etmek, bir nevi tembellik ve atalettir.

(Bediüzzaman Said Nursî/ İşârâtü’l-İ’câz)

Tembellik ve tenperverlik yerine vazifedarlık, kudsî ve her saati bir gün ibadet hükmüne geçecek kıymette olduğuna şüp­he edilmemek lâzım gelen Kur’ânî hizmete vakit bırakmaya­cak hallere karşı, bu hizmetin ulviyetini dahi düşünerek, elden çıkmazdan evvel gözü dört açmayı, yani ölmezden evvel haya­tın kadrini bilmek gibi, kat’î bir lisanla âhirete imanı delâleten, remzen, işâreten, sarahaten ders veriyorsunuz ve ikaz lütfun­da bulunuyorsunuz.

Allahü Zülcelâl Hazretleri sizden ebeden razı olsun ve üm­met-i merhume-i Muhammediyeyi (asm) dalâletten kurtar­mak ve şahrâh-ı Kur’ân’a delâlet eylemek hususundaki ihlâslı mücahede ve hizmetinizde dâim ve muvaffak buyursun.

(Bediüzzaman Said Nursî/ Barla Lâhikası)

Medeniyet-i hâzıra-i garbiye, semavî kanun-u esasîlere muhalif olarak hareket ettiği için seyyiatı hasenatına, hatâla­rı, zararları, faydalarına râcih geldi. Medeniyetteki maksud-u hakikî olan istirahat-i umumiye ve saadet-i hayat-ı dünyeviye bozuldu. İktisat, kanaat yerine israf ve sefahet; ve sa’y ve hizmet yerine tembellik ve istirahat meyli galebe çal­dığından, biçare beşeri hem gayet fakir, hem gayet tembel eyledi.

(Bediüzzaman Said Nursî/ Emirdağ Lâhikası)

Tembelliğiniz ve neme lâzım deyip çalışmama­nız ve ittihad-ı İslâm ile, milliyet-i hakikiye-i İslâ­miye ile gayrete gelmediğiniz, sizler için gayet bü­yük bir zarar ve bir haksızlıktır.

İşte, seyyie böyle binlere çıktığı gibi, bu zaman­da hasene-yani İslâmiyetin kudsiyetine temas eden iyilik-yalnız işleyene münhasır kalmaz. Belki o hasene, milyonlar ehl-i imana mânen fayda vere­bilir. Hayat-ı mâneviye ve maddîyesinin rabıtasına kuvvet verebilir. Onun için, neme lâzım deyip ken­dini tembellik döşeğine atmak zamanı değil!

Ey bu camideki kardeşlerim ve kırk-el­li sene sonraki âlem-i İslâm mescid-i kebirindeki ihvanlarım! Zannetmeyiniz ki, ben bu ders makamına size nasihat etmek için çıktım. Belki buraya çıktım, sizden olan hakkımızı dâvâ ediyoruz. Yani, küçük taifelerin menfaati ve saa­det-i dünyeviyeleri ve uhreviyeleri, sizin gibi büyük ve muaz­zam taife olan Arap ve Türk gibi hâkim üstadlarla bağlıdır. Sizin tembelliğiniz ve füturunuzla, biz biçare küçük kardeşleriniz olan İslâm taifeleri zarar görüyoruz. Hususan, ey muazzam ve büyük ve tam intibaha gelmiş veya gelecek olan Araplar, en evvel bu söz­lerle sizinle konuşuyorum. Çünkü, bizim ve bütün İslâm taifelerinin üstadlarımız ve imamlarımız ve İslâmiyetin mücahitleri sizlerdiniz. Sonra muaz­zam Türk milleti o kudsî vazifenize tam yardım ettiler. Onun için tembellikle günahınız büyüktür. Ve iyiliğiniz ve haseneniz de gayet büyük ve ulvîdir.

(Bediüzzaman Said Nursî/ Hutbe-i Şamiye)

Altıncı Desise-i Şeytaniye: Şudur ki: İnsandaki tembellik ve tenperverlik ve vazifedarlık damarın­dan istifade eder. Evet, şeytan-ı ins ve cinnî her cihette hücum ederler. Arkadaşlarımızdan metin kalbli, sadakati kuvvetli, niyeti ihlâslı, himmeti Âli gördükleri vakit başka noktalardan hücum ederler. Şöyle ki:

İşimize sekte ve hizmetimize fütur vermek için, onların tembelliklerinden ve tenperverliklerinden ve vazifedarlıklarından istifade ederler. Onlar, öyle desiselerle, onları hizmet-i Kur’âniyeden alıkoyu­yorlar ki, haberleri olmadan bir kısmına fazla iş bu­luyorlar, tâ ki hizmet-i Kur’âniyeye vakit bulmasın. Bir kısmına da dünyanın cazibedar şeylerini göste­riyorlar ki, hevesi uyanıp, hizmete karşı bir gaflet gelsin. Ve hâkezâ, bu hücum yolları uzun çeker. Bu uzunlukta kısa keserek dikkatli fehminize havale ederiz.

(Bediüzzaman Said Nursî/ Mektubat)

Her ne vakit hizmete fütur verir, neme lâzım deyip hususî, nefsime ait işlerle meşgul olduğum zaman tokat yemişim. Hem de kanaatim geliyor ki, ihmalimden tokat yedim. Çünkü, hangi maksadım beni iğfale sevk etmişse, onun aksiyle tokat yer­dim. Sair hâlis arkadaşlarımın da yedikleri şefkat tokatları, dikkat ede ede, benim gibi, hangi maksat için ihmal etmişse, onun aksiyle şefkat tokatları­nı yediklerinden, kanaatimiz gelmiş ki, o hadiseler hizmet-i Kur’âniyenin kerametindendir.

(Bediüzzaman Said Nursî/ Barla Lâhikası)

Lugatçe:

Meylürrahat: Rahatlığa meyilli olma.

Matiyye: Binek.

Müzahemet: Karşılıklı olarak sıkıntı ve zahmet verme.

Meylüttefevvuk: Üstün gelme ve yüksek görünme meyli

Tenperverlik: Devamlı kendi canını ve rahatını düşünme, tenbellikten hoşlanma.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir