“Kıskançlık eş ilişkilerine zarar veriyor”

Bu ay ki Evlilik sayfamızda, Psikoterapist/Aile Danışmanı Zeynep Alptekin Sakarya ile “Kıskançlık evlilikleri nasıl etkiler?” sorusuna cevap aradık. İstifadeye medar olması dileğiyle…

Eş ilişkilerinde yaşanan kıskançlığın altında ne yatar?

Kıskançlığın temelinde yatan en büyük duygu kaygıdır. Hayatımız­da kaygıya neden olan durumlara baktığımızda, eş ilişkilerinde yaşanan kıskançlığın altında, paylaşamamak, sahiplenmek, özgüven eksikliği ve kaybetme korkusu, tabii bir de değersizlik inancı var diye düşünüyorum. Tüm bu saydığım duygular bir noktada birleştiği zaman, kıskançlığın yo­ğun bir kaygı duygusundan kaynaklandığını görüyorum.

Peki kaygı duygusu bize nereden geliyor?

Geçmişten getirdiğimiz travmalarımız bunlara neden olabiliyor. Şöyle düşünün, yıllar önce bir kitap okudunuz. Ve kitapta sizin için önemli olan yerlerin altını çizmişsiniz. Siz ara sıra kitabı açtığınızda, gözünüze çarpan ilk yer, yine o altı çizili satırlar olacaktır. Evlilik de böyle bir şey. Biz geçmiş yaşantımızda bazı satırların, duyguların, yaşanmışlıkların, tecrübelerin altını sıkı sıkıya çizmişizdir. Yeni bir ilişkiye başladığımızda ya da ilişki içinde benzer bir duygu hissettiğimizde, tekrar dönüp, o altı çizili satırlara bakarız. Eş ilişkisinde de böyledir. Öğrendiğimiz, daha çok benimse­diğimiz şeyler, bize evlilikte rehberlik yapar. Özellikle kişiler paylaşımcı değillerse, aşırı derecede sahipleniyorsa, kendi­lerine ait bir alanları yoksa, özgüven eksiklikleri varsa, daha önce ailelerinde aldatma, aldatılma, terk edilme yaşandıysa, bununla ilgili zihinlerinde bir korku, kaygı geliştirip, evliliklerine yansıtabiliyorlar.

Bu sendromlar, daha henüz hastalığa dönüş­memiş bir kıskançlık durumudur. Fakat Othello Sendromu, patolojik, yani psikiyatrik tedavi ge­rektiren hastalıklı bir kıskançlık hali.

Othello Sendromu hakkında biraz bilgi vere­bilir misiniz?

Kişi her şeyin; bakışın, davranışın, sözün al­tında bir şey arıyor. ‘Ona mı baktın? Şununla mı konuştun? Sana mı baktı?’ gibi her davranışın altında bir kıskançlık belirtisi gösteriyor, sürekli sinirleniyor, pipirikleniyor. Bir de eşlerin birbirleri­ne ‘ne yaparsan yap umurumda değil’ gibi eşini hiç önemsememe, hiç kıskanmama, hiç sahiplen­meme, kaybetme korkusu, kaygısı duymama du­rumu var. Biz bunu da hastalıklı buluyoruz ve bu durumun altında da derin bir kaybetme duygusu­nun olduğunu, fakat bilinçaltında bunu reddetme olduğunu var sayıyoruz .

Otello Sendromunda kişi, karşısındakini bir özne, birey olarak değil de, bir nesne olarak görür. Böyle ilişkiler yıpratıcıdır, zordur. Özellikle eşlerin hayatını kısıtlar. Yapmaları gereken şeyleri yapa­mayabilirler. İlişkilerini daha çok kıskançlık odaklı yaşayıp, sevginin, şefkatin, merhametin, payla­şımın olmadığı, sürekli sorgulanan, sorgulayan, merak eden, kısıtlayan bir ilişki haline döner. Bu da tabii ki evlilik kurumunu yıpratır.

Kıskançlık kişinin kendisiyle mi, yoksa karşı tarafla ilgili bir durumdur?

Kıskançlığa sebebiyet verecek herhangi bir şekilde tavır ve davranışlarda bulunma durumu varsa burada kıskanmak normaldir. Fakat bu gündelik hayatımızı, eşimizle ilişkimizi, günlerce, haftalarca, aylarca etkiliyorsa, o duygu yaşanıp bitmiyor, sürekli devam ediyorsa ve genele yansı­yorsa, kıskançlık burada bir problemdir ve tedavi edilmesi gerekir. Fakat bu bir duygu olarak hisse­dilip, o anda yaşayıp, sonrasında, normal, kaldığı yerden ilişki devam edilebiliyorsa burada bir prob­lem yoktur diyoruz.

Dozunda, yerinde olan bir kıskançlık evliliğe, ilişkiye canlılık katar mı?

Toplumumuzda kıskançlık, sevmenin, sevginin bir kanıtı olarak görülüyor. Ben bu soruya, bir so­ruyla cevap vermek istiyorum. Düşünün evlisiniz. Eşiniz o kadar kişinin arasında sizi tercih etmiş. Aynı şekilde siz de onu tercih etmişsiniz. Sizi siz olduğunuz için tercih etmiş. Sizi siz olduğunuz için tercih eden birine, aynı şekilde sizin de eş ola­rak tercih ettiğinizi kişiye karşı, kıskançlıkla sev­giyi göstermeye çalışmak, bunu sevginin kanıtı görmek ne kadar mantıklı?

Tabiî ki sevmenin riski vardır. Sevmek biraz da savunmasız kalmaktır. Her zaman söylediğim bir şey vardır; evet birini seviyoruz, evleniyoruz, sevmeye devam ediyoruz ama ileride, ömrünün sonuna kadar sevmenin ya da sevecek olmanın garantisi yok. Bu bir gerçek. Fakat bu riski almak zorundayız. Evlilikteki o sevgi zamanla arkadaş­lığa, dostluğa, paylaşıma, birbirine desteğe, yol göstermeye dönüşür. Eğer sevgimiz bu şekilde evrilirse, bizi yakan, yıkan kıskançlık, haset gibi duygulara çok fazla meydan bırakmamış oluruz.

Bazen ben kıskançlığı şöyle yorumluyorum; eşler birbirlerine ulaşamadıkları yerde kıskançlığı bahane ederek, bir nevi duygularını yansıtıcı bir ortam oluşturup, gösteremediği bütün duygula­rını kıskançlık adı altında yansıtabiliyorlar. Mesela eş bir başkasına çok kibar, nazik davranırken, ken­di eşine özensiz, itinasız davranıyorsa ya da kişi eşinin bir başkasıyla çok güzel sohbet ederken, kendi ile sohbet etmediğini görüyorsa, burada ortaya çıkan öfke bir nevi kıskançlığa dönüşüyor. Aslında öfke duygusunu, kıskançlık olarak yansı­tarak, gerçek duygusunu bu şekilde gizliyor diye düşünüyorum.

Bunlar hep eşler arası iletişim problemlerinden kaynaklanıyor. Eşler arasında sağlıklı iletişim ol­madığı zaman, bazen bu kıskançlıkmış gibi algı­lansa da, aslında asıl altta yatan şey ‘Benimle bu kadar iyi iletişim kurmuyor. Demek ki beni sevmi­yor. Ben eşimi kaybedebilirim’ oluyor.

Kıskançlık problemiyle size gelen çiftlerde nasıl bir yol izliyorsunuz?

Terapi ile kişiye zihinsel bir yönetim şeklini öğretiyoruz. Az önce söylemiş olduğum örnekte olduğu gibi; ‘Eşin seni neden seçti? Seninle neden evlendi? Seni seçip evlendiyse, seninle beraber olmak istiyor öyle değil mi?’ gibi soruları aklımıza getirip, kendi kendimize sorup, cevap da buldu­ğumuzda, bir süre sonra bu düşünceler otomatik hale dönüşecek ve davranışlarımıza da yansıya­caktır. Bizler burada kıskanma duygusunu yok etmeye çalışmıyoruz. Bu duyguyla başa çıkarak, yönetmeyi, tesiri altında kalmadan duyguyu at­latmayı öğretmeye çalışıyoruz.

İnsanın duygularını eğitmesi, tekamül süreci ölene kadar bitmez. Böyle olması da insanı canlı, hayatta tutar. Kişi kıskançlıkla karşılaştığı her du­rumda, onu eğitebildiği, yönetebildiği müddetçe aslında kendisi ile bir nevi gurur duyacaktır. Bu da bence kişi için güzel bir şey.

Konuyla alakalı olarak eklemek istedikleriniz var mı?

Ortada bir problem varsa bu iki kişinin prob­lemidir. Özellikle evlilikte kıskançlık (patolojik olmayan), bir süre sonra ilişkiyi zedeliyor, zarar veriyorsa, burada yarı yarıya her iki tarafın da payı vardır. Bu noktada kişiler kendilerine düşen sorumluluğu almalı ve ilişkinin devamı, kalitesi, sağlığı için üzerine ne düşüyorsa yapmaya hazır olmalıdır. Karşı tarafı kıskançlık davranışlarından dolayı suçlamak, yermek yerine destek olarak, bu işin düzeltilmesi gerekir diye düşünüyorum. Çiftlerin düşmüş olduğu tuzaklardan birisi de bu maalesef. Bir insanla evliyseniz ve o insanın bir problemi varsa, nasıl ki ayağını kırsa, hastalansa, hastaneye yatsa ona bakıp, ilgileneceksiniz, refa­kat edeceksiniz, aynen öyle de kıskançlık sendro­muna tutulduğunda da yardıma, desteğe ihtiyacı olacaktır. Evlilikteki kıskançlığı kişi tek başına çö­zemez, bunun birlikte çözülmesi gerekir. Kıskanç­lık çetrefilli bir konu. Ama kıskançlığı çözmenin en basit yolu, karşı tarafı suçlamadan, harekete geçip bir uzmandan yardım almaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir