Münzir

Allah (cc), Münzir’dir, Nezîr’dir. Yani Cenab-ı Hak kullarını uyarır, azabına karşı korkutur, kullarına zarar ve fayda verecek unsurları önceden bildirir. Cenab-ı Hak her kavme peygamber göndermiş ve peygamberler aracılığıyla kötülüklere karşı insanları îkaz etmiştir. Bütün peygamberler, vahiyler ve İlâhî kitaplar şerlere, kötülüklere ve Cehennem azabına karşı birer îkazcı ve uyarıcıdırlar. Nezîr ismini Peygamber Efendimiz (asm) Cevşenü’l-Kebîr’de zikretmiş,1 bu ismin if’âl babından ism-i fâili olan Münzir ismi de Kur’ân’da yer almıştır.

İlgili âyetlerden bir kaçı şöyledir:

“Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Muhakkak biz Münzir’iz (uyarıcıyız)”2

“O göktekinin başınıza taş yağdırmayacağından emin misiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz!”3

“Benim azâbım ve uyarılarım nasılmış? Kur’ân’ı öğüt alırlar diye kolaylaştırdık! Öğüt alan yok mudur?”4

“Ad da yalanladı! Benim azâbım ve uyarılarım nasılmış (görecek)!”5

“Onlar Lût’un konukları olan melekleri elde etmeye çalıştılar. Bunun üzerine gözlerini kör ettik. ‘Azâbımı ve uyarılarımı dinlememenin sonucunu tadın!’ dedik. Sabah erkenden, önü alınmaz bir azap başlarına geldi. ‘Azâbımı ve uyarılarımı dinlememenin sonucunu tadın!’ dedik. Kur’ân’ı zikir olduğu için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur? And olsun ki Fir’avun kavmine de uyarıcılar geldi!”6

Ebediyet için yaratılan insanın hakîkî lezzetlerinin, ancak mârifetullah, muhabetullah ve ilim gibi ebedî hakîkatler olduğunu beyan eden Bediüzzaman, Cenâb-ı Hakkın kullarına peygamberlik müessesi vasıtasıyla ibâdeti teklif ettiğini kaydeder.7

Bediüzzaman’a göre, Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) Allah’ın emirlerini tebliğe memur olduğu gibi, mü’minlere vaat buyrulan Allah’ın rızâsı, lütfu, kurbiyeti, yakınlığı ve ebedî saadeti gibi müjdeleri de tebliğe memurdur. Allah Resûlü (asm) aynı zamanda insanları kötülüklere karşı uyarmaya, inzâra, tahvife ve Allah’ın azabından korkutmaya da memurdur.8

Bediüzzaman Said Nursî’ye göre, celâlî ve cemâlî isimlerin irşât âlemindeki tasarrufu çerçevesinde, teşvik ve sakındırma ile irşât; müjdeleme, uyarma ve korkutma ile de tebliğ yapılmış olur. Bu isimler vicdana tecellî edince ise Allah’tan ümit etme ve korku duyma meydana gelir. Bediüzzaman devamla şöyle der: “İrşadın iktizâsındandır ki, havf ile recâ arasındaki muvâzene devamla muhafaza edilsin, recâ ile doğru yollara sülûk edilsin, havf ile de eğri yollara gidilmesin; ne Allah’ın rahmetinden me’yûs, ne de azâbından emîn olunsun.”9

Dipnotlar:

1 . Mecmuâ tü’l-Ahzâb, 2: 250.

2. Duhân Sûresi: 3.

3. Mülk Sûresi: 17.

4. Kamer Sûresi: 17.

5. Kamer Sûresi: 16, 18, 21, 30.

6. Kamer Sûresi: 37, 38, 39, 40, 41.

7. İşâ râ tü’l-İcâ z, s. 197.

8. Age, s. 197.

9. Age, s. 66.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir