Osman Yüksel Serdengeçti (1917- 1983)

Antalya’nın Akseki ilçesinde doğdu. Asıl adı Osman Zeki’dir. Akseki müftülerinden Salim Yük­sel’in oğludur. İlkokulu Akseki’de, ortaokulu An­talya’da okudu. Ankara Atatürk Lisesi’ni bitirin­ce Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölü­mü’ne kaydoldu (1940). Son sınıfta iken 3 Mayıs 1944’te meydana gelen öğrenci olaylarına karıştı­ğı gerekçesiyle tutuklanarak sıkıyönetim uygula­nan İstanbul’a gönderildi ve hapse konuldu. Bura­da kendisine yapılan baskı ve işkence onun bun­dan sonraki hayatında ve milliyetçiliğe tutunma­sında önemli rol oynadı. Tahkikat neticesinde suç­suz olduğu anlaşıldı ve üç buçuk ay sonra beraat kararı verildi. Bunun üzerine yarıda kalan öğreni­mini tamamladı, fakat Maarif Vekâleti kendisine diplomasını vermedi.

1947-1962 yılları arasında Serdengeçti adıy­la aylık bir dergi çıkardı. Sık sık tutuklanması ve derginin kapatılması yüzünden dergi ancak otuz üç sayı yayımlanabildi. 1952’de Bağrı Yanık adın­da tek sayfalık mizah gazetesi de sadece bir sa­yı çıktı ve hemen kapatıldı. Yazı hayatını Yeni İs­tanbul, Zafer, Türk Yurdu, Millî Gazete, Çağlayan gibi gazete ve dergilerle devam ettirdi. 1965-1969 döneminde Adalet Partisi’nden Antalya milletve­kili olarak meclise girdi. Osman Yüksel 10 Kasım 1983’te vefat etti. Mezarı Ankara’da Cebeci Asrî Mezarlığı’ndadır.

Gerek aile fertleri gerekse çevresi bakımından İslâm’a olan yakınlığı Osman Yüksel’in küçük yaş­larda Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Yûnus Emre ve Mehmed Âkif Ersoy gibi mutasavvıf, şair ve düşü­nürlerden etkilenmesine vesile olmuş, daha son­ra bu halka Nâmık Kemal, Ziya Gökalp ve Nuret­tin Topçu ile genişlemiş, fakat daha ziyade Meh­med Âkif’in etkisi altında kalmıştır. Esprili ve coş­kulu bir mizaca sahip olan Serdengeçti felsefe o­kumayı çok arzulamış, Batılı filozofları üniversite yıllarında tanımış, varlık, yokluk, insan ve kâinat­la ilgili soruları kendisine bu dönemde sormuş­tur. Ancak felsefeyi ve Batılı filozofları tanıdıktan sonra ne Rousseau’nun vicdan ve hürriyetinin, ne Spinoza’nın panteizminin, ne Nietzsche’nin ihti­raslarının, ne de Bergson’un hayat dolu felsefesi­nin kendini Mevlânâ ve Yûnus Emre kadar tatmin edebildiğini söylemiştir.

Osman Yüksel, Batı’nın filozoflarından ziyade klâsiklerini, şair, hikâyeci ve romancılarını kendisi­ne yakın bulmuştur. Lamartine, Lermentof, Dos­toyevski, Puşkin, Çehov bunlardan bazılarıdır. Bu yazarların insan ve tabiat tasvirlerinden etkilenen Osman Yüksel aynı zamanda Köroğlu, Karacaoğ­lan, Ferhad, Âşık Hüsnü gibi halk şairlerinin tesi­rinde kalmıştır. Bu tesir onun şiirlerinin tabiatla il­gili mısralarında kendini hissettirmektedir.

Modernizme, batılılaşmaya, materyalizme kar­şı olan Osman Yüksel tek parti döneminin bu pa­raleldeki uygulamalarına karşı çıkmıştır. İsmet İ­nönü başta olmak üzere Nevzat Tandoğan, Hasan Âli Yücel, Behice Boran, Pertev Naili Boratav, Sa­bahattin Ali, Falih Rıfkı Atay, Ahmet Emin Yalman gibi dönemin önemli isimleriyle sürekli mücadele içinde olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi ve onun uygulamalarına cesaretle karşı koyduğu için dergi­sinin adını Serdengeçti koymuş ve bu isim kendi­sinin özelliğiyle birleşmiştir. İslâm’ı, Türk milliyeti­ni, tarih ve gelenekleri, mukaddesatı ve dince kut­sal sayılan değerleri savunmak için çıkardığı, ka­pağına “Allah’a, millete, vatana koşanların dergi­si” ibaresini yazdığı ve genellikle tek başına yöne­tip dağıttığı derginin son sayılarına kadar yazıları­nın çoğunu kendisi yazmıştır. Mücadeleci özelliği­nin yanında yardımlaşmayı, tabiatı, sade yaşama­yı seven Osman Yüksel şiirlerinde çoğunlukla va­tan, millet, din, ahlâk, gelenek, tarih ve tabiat te­malarını işlemiştir. Düşüncelerini çok açık ifade e­demediğinde espri ve mizah yeteneğini kullanmış, karikatürize ettiği olay, uygulama ve düşünceleri eleştirmiştir. Yazı ve şiirlerine hâkim olan heyecan dışında hicivleri ve esprileri de muhaliflerini yara­layacak kadar keskin olmuştur.

Bediüzzaman ve Serdengeçti

Osman Yüksel’in Serdengeçti dergisinin 6. sa­yısında (Mart/1952) yayınladığı ‘Said Nur ve Tale­beleri’ başlıklı yazısı Üstad Hazretlerini ve Nurcu­luk hareketini anlatan en güzel yazılardan biri ol­ması hasebiyle Tarihçe-i Hayat’ta iktibas edilmiş­tir. Serdengeçti şöyle tarif ediyordu Said Nursi’yi ve talebelerini: “Bahtiyar bir ihtiyar var. Etrafı, se­kiz yaşından seksen yaşına kadar bütün nesiller tarafından sarılmış. Yaşlar ayrı, başlar ayrı, işler ayrı… Fakat bu ayrılıkta gayrılık yok! Hepsi bir şe­ye inanmış: Allah’a, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a, O’nun ulu Peygamberine, O’nun büyük kitabına.

Kur’ân henüz yeni nazil olmuş gibi, herkes aradı­ğını bulmuş gibi bir hâl var onlarda. Said Nur ve talebelerini seyrederken, insan kendini adeta Asr-ı Saadet’te hissediyor. Yüzleri nur, içleri nur, dışla­rı nur… Hepsi huzur içindeler. Temiz, ulvi, sonsuz bir şeye bağlanmak; her yerde hazır, nazır olana, Âlemlerin Yaratıcısına bağlanmak; o yolda yürü­mek, o yolun kara sevdalısı olmak… Evet, ne bü­yük saadet!”

Serdengeçti’nin ‘Said Nur ve Talebeleri’ isim­li yazıyı yazmadan evvel gördüğü bir rüyanın uzun süre etkisinde kaldığını hatıralarından anlayabi­liyoruz. O rüyayı kendi ağzından dinleyelim: “Ge­niş yeşil bir meydan. Meydanda binlerce, on bin­lerce insan. Bu insanlar hem genişliğine, hem de­rinliğine meydana yayılmışlar. Omuz omuza gök­lere kadar yükselmişler. O onun omuzuna basmış, o onun omzuna… Böylece bu muazzam insan yı­ğınından adetâ koskoca bir dağ meydana gel­miş… Bu insanların en yükseğinde de Said Nur­sî Hazretleri… Sanki minarenin alemi gibi… San­ki kâinata Allah’ın varlığını, birliğini işaret eder gi­bi bir heybetle duruyor. Ben karşıdayım. Beni gör­dü. Gülümseyerek iki eliyle selâm verdi. Selâmı­nı aldım. Başı göklere değiyordu. Saçları rüzgârla­ra karışmıştı. Bütün insanlar ayaklarının altında i­di… Omuz omuza vererek onun dünyadaki mes­netleri hâline gelmişlerdi. Rüyada heyecanlanmı­şım, uyanıverdim.”

Daha sonradan bu rüyayı bazı Nur Talebeleri­ne anlatır ve rüyada gördüğü bu heybetli şahsiyeti gerçek dünyada da görmek ister. İlk ziyaretini Fa­tih Reşadiye Oteli’nde gerçekleştirir. Üstad Haz­retleri ikindiden sonra kimseyi kabul etmemesine rağmen Osman Yüksel’i içeri alır ve yazdığı yazı­dan dolayı birçok iltifatta bulunur. Gördüğü rüya­yı anlatan Serdengeçti’ye Bediüzzaman Hazretle­ri “‘O bütün insanların üzerinde gördüğün ben de­ğilim. O Nurdur, Nur Risâleleridir. Ben bu davanın aciz bir hizmetkârıyım.” diyerek karşılık verir.

Said Nursi’nin vefatını Ankara’da iken haber a­lan Osman Yüksel, bu acıklı hadiseden sonra bir yazı yazmış, fakat bu yazısını hiçbir yerde neşre­dememiştir.

Kaynaklar:

www.islamansiklopedisi.org.tr

www.yeniasya.com.tr

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir