Ben de sevdim buraları

Masmavi gökyüzünün beyaz bulutları. Gün batımıyla pamuk şekerine dönüşmesini seyrediyordum.

Sıra sıra intizamla uçan kuşlar ayrı bir güzellik katmıştı. Manzara kaybolmasın diye gözümü kapattım, aynı sahneyi hiç kaybetmek istemiyordum.

Kulağıma uzaktan gelen çıngırak sesleriyle kuzuların melemesi, sanki manzaranın musikisiydi. Gözlerimi açtığımda şaşkına dönmüştüm.

Yüzlerce kuzu ovaya inerek annesinin yanına gidiyordu emmek için. Fesubhanallah, nasıl yavru annesini bulabiliyordu? Hepsini aynı görüyordum.

Demek onlar için alâmet-i fârikası vardı.

O yavruların emişini seyre dalmıştım ki, karşıdaki patika yoldan inen dede- torun manzarası dikkatimi çekmişti.

Onlarda koyunların yanına geliyordu.

Torunun sorularından yorulan dede, “Gel artık şu ağacın altındaki yere oturalım” deyince, çocuk şöyle bir baktı. “Ama bu boyalı değil, ben oturmam. Kirli buralar…” deyişi beni tebessüm ettirdi.

Dedenin, “Oğlum bu ağacın kendisi… Boya istemez, kirli değil. Gel bu doğal ağaca sür elini, bir de kokla. Ne güzel olduğunu anlarsın.”

Çocuk istemese de yaklaştı ağaca, elini gezdirdikçe bir daha, bir daha aynı hareketi yapıyordu ve kokladıkça hoşuna gidiyordu. “Dede bu koku bizim evdeki parfümlerde yok” diyordu.

Dedesini tebessüm ettiren bu konuşmanın sonu nereye varacak ben de merak ediyordum.

Dedesi, “Hadi otur. Bak bakalım şu kuzulara. Sana hangisini vereyim?” diye sorunca;

“Dede bunların hepsi aynı. Ben nasıl seçeceğim ki? Hem dede baksana hepsinin annesi var. Ben alırsam üzülmez mi?” soruları peş peşeydi.

Dede, “Hımm… Doğru dedin. Onlar hâlâ emiyor. Sen seç, büyüyene kadar burada kalsın. Sen de geldikçe burada seversin ”dedi.

Çocuk şöyle bir bir kuzulara bakmaya çalıştı. “Dede bu kuzular annelerini nasıl buluyor? Hepsi aynı…”

Dede gülümsedi. “Allah onlara bir his veriyor. Onlar da bu his ile bir birlerini tanıyorlar.”

“Dede ben yavruyu alınca annesi ne olacak?”

“Kuzu büyüyünce artık annesine ihtiyacı kalmayacak.”

“Dede benim annem de beni bırakacak mı büyüyünce?”

“Yok evladım. Senin annen, hep anne olarak kalacak. Allah hayvanları yaratırken insana hizmet edecek şekilde yaratır. Büyüyünce anneye ihtiyacı kalmaz. Onlar bilir bunu.”

Bu arada kuzuyu seçen çocuk, “Dede ben kuzumu seçtim. Peki sonra geldiğimde nasıl tanıyacağım kuzumu?”

“Hımm… Biraz düşünelim. Ne yapabiliriz acaba?” Çocuk dedesinin gözlerinin içine bakıyordu. “Çabuk dede kaybolacak, çabuk dede…”

“Tamam dur. Telaş etme. Çobana söyleyelim, onun boynuna bir isimlik taksın. Ama senin bir isim bulman lazım” diyordu dedesi.

“Ne olsun ki dedem, ne yakışır aklıma gelmiyor. Annem, babam da bana isim koyarken çok düşündüler mi? Nasıl koydular ki adımı? Bak ben bulamıyorum…”

“Onlar da büyüklerinden yardım almıştır belki.”

“Dede, o zaman sen bana yardım et.”

“Kıvırcık olsun mu? Bak yünleri kıvırcık gibi.”

“Tamam dede… Tamam kıvırcık olsun.”

Çocuğun bir anda yüzüne hüzün çöktü, başını eğdi.

Dedesi, “Oğlum niye üzüldün? İsim de bulduk. Artık kıvırcık senin.”

“Dede biz gideceğiz. Ben onu bir daha ne zaman göreceğim ki… Babamın işleri çok. Hemen getirmez ki beni.”

Dedesi, “Evet haklısın. Babana söyleriz, vakit buldukça getirir seni.”

“Tamam da, ablam gelmez ki. Burada canı sıkılıyormuş. İnternet tam çekmiyormuş ondan.”

“Nasıl canı sıkılır buralarda? Ben sorarım ona.” deyince dedesi, çocuk:

“Yok sen bir şey söyleme. Bana kızar sonra. Dede senin canın sıkılmıyor mu burada? Her yer toprak, ağaç, ot. Üstün kirlenmiyor mu? Babaannem kızmıyor mu sana?”

“Ben buraları çok seviyorum. O toprak, ağaç bana huzur veriyor. Kaldır başını, bak gökyüzüne, dağlara, kuzulara, ağaçlara, uçan kuşlara. Şehirde artık binalardan, kaldırımlardan başka bir şey kalmadı. Benim de oralarda ruhum daralıyor. Burada nefes aldığımı hissediyorum.”

Dedesini dinleyen çocuk, “Ben de sevdim buraları dedem. Öğretmenime söyleyeceğim. Herkesin bir köyü olmalı ve oraları tanımalı, anlatmalı. Çocuklar köylerinden kopmamalı. Doğayı tanımalı, hem de dokunarak… Bak dede, ben dokununca hissettim bu güzelliği…” diyerek boynuna sarılırken, ben de vaktin nasıl geçtiğini anlamamıştım.

Baktım ki hava kararmak üzere. Gitmeliyim, geç oldu diye düşünürken, dede ile torunu seyretmek bana da iyi gelmişti.

Doğru diyordu çocuk. Yazmalıyım dedim. Çocuklar tanışmalı doğal ortamlarla, enerjilerini böyle yerlerde atmalı. Değilse, sanal alem yutacak onları…

 

Yazar: Ayşenur Yaşar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir