Sakın koparma

Kocaman bir bahçede geziniyordu. Ne çok çiçek vardı, ne kadar farklı renklere ve şekillere sahiplerdi. Kokuları da birbirine karışmış, elvan elvan uçuşuyordu adeta.

Ebruli bir gül gözüne çarptı, kokladı önce, koparmak için elini uzattığında ise, yumuşak bir sesle irkildi: “Sakın ha!” Etrafına bakındı, sesin sahibini aradı, ama nafile. “Sakın beni koparma.” dedi yine aynı sesin sahibi. Şaşkınlığı iyice arttı, biri şaka mı yapıyordu? “Benim ben,” dedi gül, “Konuşan benim. Niyetin beni dalımdan, kökümden ayırmaksa, bunu yapma.”

Nihayet kendine gelen adam “Neden?” diyebildi. “Ben baharda güzel bir çiçek görünce koparıp eve götürür, vazoya yerleştirir, suyunu da koyarım. Solana kadar, mis gibi kokutur evimi. Ben hep böyle yaparım, etrafımdaki insanlar da bunu yapar, ne var ki bunda?” Çiçek, mahzun gözlerle baktı adama. “İyi de, ben senin evini kokutmak için yaratılmadım ki!”

Adam, alaycı bir tebessümle güle baktı. “Peki, ne işe yararsın o zaman? Zaten kuruyup gideceksin.”

“Evet” dedi gül. “Kuruyup gideceğim ama önce vazifemi yapacağım.”

“Hele hele, seninde mi vazifen varmış gülcük? Benim gibi çoluk çocuk sahibi misin, ev mi geçindiriyorsun? Anana, babana mı bakıyorsun?”

Gül, tatlı tatlı güldü. “Bunlar senin vazifen, ben insan mıyım? Yaratıcımız, hepimizi ayrı ayrı görevlendirmiş.”

“Neymiş bakalım senin işin?”

“Söylerim, ama önce bir şeyi öğrenmem lazım. Sen Esma’ül Hüsna’yı biliyor musun?”

“Esma teyzem de, Hüsna’yı bilemedim.”

Gül, esefle başını salladı. “Seninle işimiz var. Ama galiba bütün suç sende değil. Bak, en iyisi sana bir kaynak göstereyim; ondan Allah’ın isimlerini de, bu isimlerin, yarattıkları üzerindeki yansımalarını da, her bir mahlukun niçin yaratıldığını da öğrenirsin. Oo, hem daha neler neler öğrenirsin. Adı, bak can kulağıyla dinle ama, adı; Risale- i Nur. Yoksa bu kısacık rüyada sana derdimi anlatamayacağım insanoğlu.”

Adam, gözlerini açıp etrafına bakındı, gördüğü rüyanın etkisiyle titredi. Yorganına sıkıca sarılırken, masanın üzerindeki vazoda boynu bükük duran solmuş güle gözü ilişti.

“Risale-i Nur mu demişti?” diye mırıldandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir