Gidenlerin ardından

Minik adımlarıyla yemyeşil tepeyi tırmanıp, çınar ağacının önüne geldi. Papatya dolu çimenlerin üzerine oturuverdi. Sırtını çınara yasladı. Başını gökyüzüne kaldırdı. Güneş tam da istediği gibi karşısındaydı. Kulak kabarttı. Kuşların sesleri de geliyordu. “Her şey bıraktığım gibi” diye sevinçle el çırptı.
Köyün en küçük kızıydı. Diğer çocuklarla pek oynamaz, daha çok kendi âleminde hayâller kurardı. Hayâllerini de bu güzel tepede kurmaya bayılırdı. Papatyalar onun en yakın arkadaşıydı. Onları asla koparmaz, oldukları yerde severdi. Baharın gelmesiyle her yer daha yeşillenmiş, içi içine sığmaz olmuştu. Tüm çiçeklerin yanına gitmek istiyor, kelebeklerle birlikte koşup duruyordu. Bu sevinçli hâli yaz boyunca da devam etti. Kuşlar, çiçekler, güneş, ağaçlar… Çok güzel bir dostluk bağı oluşmuştu.
Neden sonra küçük kız hastalandı. Bir ay kadar evden çıkamadı. Sabırla iyileşip, dostlarının yanına gitmeyi bekledi. Her gece başını yastığa koyduğunda çabuk iyileşmek için dua ederdi. Ve bir ayın sonunda eskisi gibi sağlıklı ve neşeli olmuştu. Heyecanla evden çıktı. Koşarcasına tepeyi tırmandı. Aman Allah’ım… Gözlerine inanamadı. Çınar ağacı yoktu. Yerinde sadece kuru bir kök duruyordu. Papatyalarına koştu. Hepsi kurumuş gitmiş, kupkuru çimenlere yerlerini bırakmışlardı. Kuşların sesi kesilmiş, hiçbir kelebek görünmüyordu. Mavi gözlerinden minik damlalar akmaya başladı. Hem ağlıyor, hem de var gücüyle koşuyordu. Doğruca Ayşe teyzesine gitti. Ne zaman üzülse yahut içinden çıkamadığı bir hâl olursa onun yanına giderdi. Şimdi de öyle yaptı. Daha kapıyı çalmadan Ayşe teyzesi kapıda belirdi. Bahçeye çiçeklerini sulamak için çıkacakken, minik kızı ağlayarak görünce şaşırdı. Eğilerek şefkatle sordu. “ Ne o du kızım? Seni bu k adar üzen nedir?” Minik kız hıçkırıkları arasında belli belirsiz konuşmaya başladı. “Gitmiş, hepsi gitmiş. Beni bırakıp gitmişler.” Ayşe teyzesi tebessümle “Kim gitmiş… Seni bırakan kim?” diye sorunca minik kız “Ağacım, kuşlarım, papatyalarım, kelebeklerim ve güneşim. Bir ay önceye kadar hepsi yanımdaydı. Ben hastalanınca hepsi sessiz sedasız beni bırakıp gitmişler.” Minik kız ellerini yüzüne kapatıp hıçkırarak ağlamaya devam etti. Ayşe teyzesi “Hım… Şimdi mesele anlaşıldı. Önce bir otur bakalım. Dur sana bir bardak şerbet getireyim. Hem içer hem konuşuruz, tamam mı?” dedi. Minik kız bahçedeki sedire oturdu. Şerbetini beklerken hem gözlerinin yaşlarını siliyor, hem de sakinleşmeye çalışıyordu.
Ayşe teyzesi elinde bir bardak şerbetle geldi ve önüne koyup, “Haydi bir yudum iç, için ferahlasın. Sonra da söyle bakalım. O saydıkların senin için ne anlam ifade ediyordu?” Minik kız şerbetten bir yudum aldı ve büyük bir ciddiyetle anlatmaya başladı.
“Papatyalar benim sırdaşımdı. Ne anlatsam kimseye söylemez, saklarlardı. Çınar ağacı benim için güven demekti. Ona yaslanınca kendimi öyle korunaklı ve güvende hissederdim ki. Güneş benim için şefkat demekti. Sıcacık kollarıyla beni sarıp sarmalardı. Şimdi hiçbiri yok.” diye boynunu büktü.
Ayşe teyzesi bir soru daha sordu “Peki, bu saydıklarını kim yarattı?” Minik kız tereddütsüz cevap verdi. “Tabi ki Allah.” Ayşe teyze minik kızın yanağını okşayarak “Aferin sana. Şimdi çözümü bulduk işte. O çok sevdiklerini yaratan ve şefkat, güven, sırdaşlık hâlini sana yaşatan Rabbin. Ve seni senden daha iyi bilen Rabbin. Madem sana geçtiğimiz bahar ve yazda bu arkadaşları gönderdi. Bir sonraki baharda elbet yine gönderecektir.” deyince, minik kız sevinçle “Gerçekten mi?” diye haykırdı. Ayşe teyze devam etti. “Hem o saydığın hâllerin hepsi Allah’ın isimlerinin yansıması. Hani dedin ya papatyalar sırdaşım diye. Allah, Hafîz’dir. Hem de Semi.’ Senin en küçük bir hissini işitir, bilir, korur ve saklar. Ağacın güven veriyordu. Sağlamdı. Allah, Kayyûm’dur. Her şeyi ayakta ve sağlam tutan O’dur. Ve güneş için şefkat demiştin. Rabbimiz Rahîm’dir, Rahmân’dır. Merhameti ve şefkati sonsuz olandır. O yüzden bu dünyadaki bir kaç yansıma gitti diye üzülme. O (cc) Bâkî. Senin tüm ihtiyaçlarını her daim karşılıyor.” Minik kızın yüzünde tatlı bir tebessüm oluşmuş, az önceki üzüntüsünden eser kalmamıştı. “İyi ki yanına geldim Ayşe teyze. İçim çok rahatladı. Üzülmeye gerek yokmuş. Bahar gelince bu dediklerini yeniden gelen arkadaşlarıma da anlatayım o zaman. Ayrıca şerbet için teşekkür ederim. Bak sen de bana şefkat ettin. Sende de Rahim ismi yansıdı.” Gülüştüler. Sonbaharın bir günü daha biterken, ruhları bahar esintisiyle dolmuştu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir