Kişisel gelişimli rekreasyon

Rekreasyon kuramı oyunun işlevini şöyle açıklar; çalış ma sırasında kullanılan ve azalan enerjiyi yerine getirmek iç in oyundan faydalanılmasıdır. Ç ocuklara verilen gö revlerin akademik, akademik olmayan faaliyetler ş eklinde dengelenmesini ve oyunu, yaptığımız ç alış malar sırasında harcanan enerjiyi yeniden canlandırması için kullanmamızı tavsiye eder. Oysa biz bunu kendi dedelerimizden ve ninelerimizden bile günlük hayatın içerisinde çok kez duyarız. Bu teorinin özünde çocuğun günlük hayat içerisindeki harcamış olduğu enerjinin onları yorduğu ve çocukların oyun yolu ile dinlenme imkânı buldukları fikri yatmaktadır. Çocuğun oyun esnasındaki davranışları her ne kadar fiziksel olarak onu yorsa da, çocuklar oyunun sürecini büyük bir keyifle devam ettirmektedirler. Bizler de bu ayki oyun yazımızda çocuklarımızı ödev aralarında oyun oynayarak dinlendirebileceğimiz ve motive edebileceğimiz bir oyun yazdık. Herkese fikir olması temennisiyle…

Kişisel gelişimin de oyunu olur mu demeyin, bu ayki “İyi Hissetmek” oyunumuza bir göz atın. Hem dinlenme fırsatı, hem de his yönetimi bir arada!

Otura otura baştan aşağıya laktik asitle dolduğumuz bu günlerde sizce de hareketlenmenin tam zamanı değil mi? Laktik asiti atmanın en etkili yolu açma-germe yapmaktır. Şöyle gökyüzüne ulaşırcasına kaldıralım ellerimizi ve hazır ellerimizi kaldırmışken pençeleri de hazırlayalım. 3’e kadar sayıp hep beraber kükreyeceğiz. Ama tam bir aslan gibi hissederek, aşkla ve şevkle…

Ozanser Uğurlu bir konferansında insanın beynini hayvan beyin ve insan beyin olarak iki sınıfa ayırıyor. Burada % 96’lık bir kullanım alanına sahip hayvan beyin, bizi hayatta tutmak adına, durmaksızın olumsuzun peşinden koşuyor. Bu yüzden de kötü hissetmeye zemin çok müsait. Bunu doğru yönetmek adına birkaç örnek; bir gün asansörde karşılaştığımız komşunuza ‘günaydın’ diyelim, kimse bizden talep etmeden, birisine yardımda bulunalım. Bize yardımcı olmayı talep eden birisine “Gerek yok, ben hallederim” demeyelim. Bize böyle dönüş yapılsa dahi bu yaptıklarımızdan asla vazgeçmeyelim.

Kendini kötü hissettiğinde insan vücudu içe kapanır. Bunun için hemen hareketlendirmek gerekiyor. Elleri yumruk yapıp havaya kaldıralım ve 10’a kadar sayalım. Bunun üzerine gelseler ve sizden bir numune alsalar, çoktan mutluluk hormonlarını salgılamaya başladık bile. O yüzden kendimizi kötü hissettiğimizde, hemen kalkıp hareketlenmeliyiz. Ellerimizi şıklatarak başlayabiliriz. Ardından bu şıklatmaya bir de “Ooooleeeeyyy, oley, oley, oleyy” efekti, ardına da bir oyun havası bağladık mı oldu da bitti.

Başka bir seçenek; kendimizi kötü hissettiğimizde, bize kendimizi iyi hissettirecek, sevdiğimiz birisiyle, mümkünse yüz yüze, konuşabiliriz. Örneğin annemizle, havadan sudan… Ancak aradığımız kişiyle konuştuklarımız bizi daha da kötüye sürükleyecekse hiç o topa girmeden kaçmalıyız.

Bir diğer yol ise müzik. Kendimizi kötü hissettiğimizde dinlediğimiz müzikler çok önemli. Arabesk tarzında dinlediğimiz müzikler bizi çıkmaza sürükler. Bunun yerine daha hareketli müzikler tercih etmek bizi canlandırır. Örneğin milli dansımız “halay” iyi bir seçenek olabilir. Hepimizin yaşadığı gibi çocuğumuz da pat diye halaya kalkmakta zorlanabilir. Aşama aşama halaya hazırlayalım. Serçe parmaklar havaya, şimdi herkes yanındakinin parmağını tutsun, ayağa kalkıyoruz vee versinler müziği!

*Berfin Betül Karakoyun/ Büsra Nur Bayraklılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir