“Sanat, sabrı öğretir…”

Ebru Sanatçısı Özden Aydın ile ebru sanatı ve sanatın insan ruhuna, akademik başarıya olan katkılarını konuştuk. Keyifli okumalar.

İlk olarak ebru sanatının tarihçesi hakkında bilgi verir misiniz?

Ebru çok eski bir sanat. Kesin olarak ne zaman başladığına dair kaynaklarda bilgi yok. Fakat 13. yy Semerkand’ta ya da 14. yy İran’ın Herat bölgesinde yapıldığını kaynaklar bize söylüyor. Anadolu’ya da yine İpek Yolları üzerinden ticaret yolu ile geliyor. Ve aslında bizim Anadolu’muzda, ülkemizde neş­vünema buluyor, gelişiyor. Sonrasında Osmanlı’da tekke sanatı olarak süre geliyor ve tekkelerde icra ediliyor. Tarihi en eski ebru, kaynaklarda 1447 yı­lına ait ve şuanda Topkapı Sarayı’nda bulunuyor. Ebru cilt sanatında da kullanılıyor. Yan kağıdı de­diğimiz, cildi kitabın kapağını iç sayfalara bağla­yan o ilk sayfadaki ebrudan bahsediyoruz.

Hâlâ kullanılıyor mu Özden Hanım?

Tabi ki. Restorasyon çalışmalarında, kitapların cilt kapaklarını yenilerken yine yan kağıtları de­ğiştirilip, yeni ebru kağıtları kullanılabiliyor. Fakat burada kitap çok eski olsa bile, ebruyu o kitabın tarihine eşleştiremiyoruz. Çünkü sonrasında ba­kım ya da restorasyon geçirmiş olabiliyor. Dolayı­sıyla burada tarihi olarak en eski diyebileceğimiz ebru 15. yy ait diyebiliriz.

Ebrunun bir özelliği de taklit edilemiyor olu­şu öyle değil mi?

Üstadlarımız; “Ebru parmak izi gibidir” der. Ay­nısından bir tane daha yapılması mümkün değildir. Her ne kadar renkler aynı olsa da, desenler birbirine benzese de, aslında bir ebrudan sadece bir kere ya­pılabiliyor. Teknik olarak da bu imkansız. Dolayısıy­la bu özelliği ile de tarihte çek, senet kağıdı olarak kullanılmış.

Ebru için nasıl malzemeler kullanıyorsunuz?

İlk olarak teknemizde bir suyumuz var. Normal su ile deniz yosunundan elde edilen toz bir mal­zemeyi karıştırarak, yoğunluğu artırılmış bir su elde ediliyor. Bu birazcık kaygan ve yapışkan da bir malzeme. Bu da boyaları suyun üzerinde tutmayı sağlıyor. Kullandığınız boyalardan bahsedecek olursak; sanayinin de gelişmesiyle birlikte aslında endüstri ürünü olan boyalar kullanmaya başlanmış. Bunun dışında yine pigment dediğimiz kimyasal renk­lerle renklendirilmiş boyalar da mevcut. Fakat bunlar dayanıklı değiller. Işığa maruz kaldıkların­da renkleri kayboluyor. Ama bizim üstadlarımız doğal toprak, yani kâinattan elde edilen boyaların çok uzun yıllar rengini kaybetmeden korunduğu­nu tespit ediyorlar. Biz bir sanat ortaya koyarken, bizden sonra da yaşaması amacıyla bunu yapıyo­ruz. Dolayısıyla malzememizin uzun yıllar daya­nıklı olması da önemli. Ayrıca kimyasal boyaların içerisinde asitli maddeler de bulunuyor. Bu da bir süre sonra kağıdı yakıyor. Kömür haline getiriyor. Bu sanat eserine, ebruya ya da kullanılan kitaba zarar vermesine sebep oluyor. O yüzden biz doğal toprak boyalar kullanıyoruz. Bu sanatın da bir ge­leneği var dememizdeki maksat, bunların hepsi­dir. Toprak boyalar, geleneksel yöntemlerle yapılır. Biz de hocalarımızdan ‘el almak’ yoluyla bu gele­neği sürdürüyoruz.

 

Kullandığınız malzemelerin belli mevsimler­de kullanılamaması durumu ne derece doğru? Ebrunun bir mevsimi var mı?

Bizim hocalarımızdan Mustafa Düzgünman bahar mevsimine ebru mevsimi dermiş. Bahar geldiğinde teknesini açar, öğrencilerine haber edermiş ki, öğrencileri, talebeleri gelip onu sey­retsinler ve ebru konusunda bilgi alsınlar. Yani tam olarak ne sıcak, ne de soğuk mevsimde ya­pılır ebru. Fakat şuanda atölyelerimizde belli bir sıcaklık ayarında, ebruyu yapabiliyoruz. Ebru çok soğukta da, çok sıcakta da sağlıklı sonuç vermi­yor. Belli bir ısıda yapılabiliyor. Bunun sebebi de teknemizde kullandığımız su. Suyun sıcaklığı or­tamla ilişkili. Malzememiz organik olduğu için su­yumuz zaman içerisinde tıpkı sıcakta yiyeceklerin hızlı bozulması gibi bozuluyor.

Atölye çalışmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?

Atölyelerimizde öğrencilerimize ebrunun ge­leneğini öğretiyoruz. Ebru o kadar yaygın ki pek çok kurs var. Bunlar kısa dönemli kurslar. Bu kadar kısa sürede ebru öğrenmek mümkün değil. Çünkü teknik olarak mutfağını öğrenmek çok meşakkat­li. Zaman istiyor, sabır istiyor ve tüm sanatlarımız gibi ebru da sabrı öğretiyor. Ben kendi atölyem­de genellikle daha öncesinde bir ebru deneyimi yaşamış, kısa süreli kurslarda öğrenmek için ça­balamış fakat yeterli olmadığını gören kişilerle çalışıyorum. Ayrıca çocuk gruplarım var. Bu çocuk grupları da daha çok ortaokul seviyesinden sonra­ki gruplar. Onlarla da yine geleneksel ebrunun bü­tün tekniklerini çalışıyoruz. Genel olarak sanatla tanıştırma programı bu. İnsan sanatlarının bütün branşları ile hat, tezhib, ebru, çini vs. bunlarla ilgili de dersler yapıyoruz. Çeşitli ödevlendirmeler yapı­yoruz. Örneğin sergi gezmek ya da bir müzedeki eseri söyleyerek, o eser üzerine konuşmak şeklin­de ödevlerimiz oluyor. Aileleriyle birlikte buraları geziyorlar. Sonrasında bunun üzerine konuşuyo­ruz. Sanat üzerine daha çok kitaplar okuyoruz. Yani onların sanat yönünü geliştirmek, sanatı, estetiği farketmelerini, birazcık dünyaya hayata sanatın çerçevesinden bakmalarını sağlamaya çalışıyoruz.

 

Sabrı, hayata başka açılardan da bakmayı öğrenen çocukların ders başarıları da farklı olu­yordur değil mi?

Çalışmalarımızda bunu da deneyimledik, gör­dük. Bizim eğitim sistemimize göre aileler, çocuk­lar çok iyi okullarda okusun, üniversiteyi kazansın, çok test çözsün, ders çalışsın diye kurslara gön­deriyorlar. Çocuklar bu yoğun stresten bunalmış durumdalar. Ben onlara gerçekten çok üzülüyo­rum. Aslında dersin dışında farklı bir etkinlik yap­tıklarında bu ders başarılarına olumlu yönde etki ediyor. O haftada bir gün sanata ayırdıkları vakitle rahatlıyorlar. Birazcık dersten uzaklaştıklarında, ders başarılarının da arttığını, aslında farklı disip­lin alanlarında çalıştıklarında orada öğrendiklerieğitimin bakış açılarını değiştirdiğini, derslere de farklı yönlerden katılım sağladıklarını görüyoruz. Öğretmenlerinden de böyle dönüşler alıyoruz. Sanat onlara başka bakış açıları başka pencereler katıyor. Sanatın herhangi bir dalı için mutlaka ço­cuklarımızın desteklenmesi gerekiyor. Onların ha­yatını ve bakış açılarını sadece sınav değil başka bir şeyler de katarak zenginleştirmek gerekiyor.

Son dönemde anaokullarında, ilkokullarda talebelere de öğretilen bir sanat öyle değil mi?

Şuanda okulların müfredatına da alındı. Ana­okullarında, ilkokul, ortaokulların resim dersleri­nin müfredatında da ebru sanatı en azından ço­cuklarımıza tanıtma maksadıyla yapılıyor. Burada geleneksel ebruyla, okullarımızda yapılan ebruyu birbirinden ayırıyoruz. Çünkü geleneksel boyalar­la, teknikle yapılan ebru ve diğerleri arasında çok fark var. Ana sınıflarında küçük ebru setleriyle, çocuklara yaptırılan ebrunun her şeyi hazır. Boya­larının ayarı vs. Hazır kitre ile onlar sadece suyun üzerinde şekil vererek, terapi maksadıyla yapılıyor, çalışılıyor. Fakat geleneksel ebru da teknik çok farklı. Her ne kadar izlemesi zevkli olsa da, çok kısa sürede hemen sonuca ulaşılıyormuş gibi gözükse de, as­lında ebrunun mutfak kısmı çok meşakkatlidir. Ben atölyemde yetiştirdiğim talebelerime gele­neksel ebruyu aktarırken öğrettiğim daha çok bu. Düzgün bir lale yapmak da önemli tabi ki. Fakat düzgün laleyi yapmadan önce boyasını hazırla­mak hepsinden daha önemli. Çünkü iyi ayarlana­mamış bir boyayla, doğru sonuca ulaşamazsınız. Dolayısıyla biz bunun daha çok mutfak kısmını öğretiyoruz. Benim daha önce otizmli çocuklarla çalışmam olmuştu. Otizmli çocuklar uzun süreli bir yere, bir konuya dikkatlerini veremiyorlar. Fakat ebru tek­nesinin başına geldiklerinde; 20- 30 dakika kadar bir teknenin üzerinde, sadece ona, desenlere yo­ğunlaşarak orada kendince şekiller yaparak dura­bildiler. Her ne kadar hepsi aynı renkleri kullanmış olsa da, etkinliğin sonunda arkada yazan isimleri­ne bakmadan, kendi ebrularını tanıyabildiler. Bu psikolojik tedavi gören hastalar üzerinde de gözlemlendi, denendi. Ebrunun rahatlatan moti­ve eden, dinginleştiren tarafı var. Belki de suyla meşgul olmak insanı rahatlatıyor. Biliyorsunuz Osmanlı’da ruhsal hastalıkların tedavisinde su terapileri de yapılıyordu. Burada da aynı şekilde, ebruyu bu alanlarda da kullanıyoruz.

Ebruyu artık birçok alanda görüyoruz. Obje­ler, eşarplar vs. uygulama alanları hakkında da bilgi verir misiniz?

Cam, seramik, kumaş vs. bütün malzemelere ebru uygulanabilir fakat kendi boyasıyla. Yani ku­maşa kumaş boyası gider, seramiğe seramik bo­yasıyla ebru yapılır. Peki bunlar bizim alıştığımız, geleneksel ebru sınıfına giriyor mu? Hayır. Ebru denmesinin sebebi suyun üzerinde yapılıyor ol­ması. Yani boyaların suyun üzerinde oluşan şekil­lerinin ilgili malzemeye alınmasıyla ilerliyor. Genel olarak suyun üzerine yapılan şekillere ebru dendi­ği için, onlara da ebrulu deniyor. Ama geleneksel ebru sınıfına koyamayız.

Ebru sanatı Unesco’nun kültürel miras liste­sine girmesi hakkında ne söylersiniz?

Ebru sanatı Amerika’da özellikle Rusya’da çok etkin bir şekilde yapılıyor. Fakat geleneksel ebru dediğimiz şekilde yapılıyor diyemem. Bu sadece Türkiye’de bizim topraklarımızda böyle. Dünyaya yine Türkiye’den yayılmış. Osmanlı döneminde de Avrupa’dan, Osmanlıyı ziyarete gelen kişiler, bu ebru kağıtlarını görüp, kendi ülkelerine götürüyor ve öğrendiklerini orada uygulamaya başlıyorlar. Bizim ülkemizde şuan ebru kalite olarak ya da se­viye olarak en üst derecede diyebiliriz.

 

Röportaj: Elif Ceylan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir