Bir küçük kulübe ve saraylar

 

Bir küçük evi vardı.

Bir de küçük bahçesi,

Bir iki de meyve ağacı…

Mutlu olmak için,

Saraylar gerekmiyordu.

Hele bir bakın!

Saraylar zaten hüzün dolu…

Onun küçük evi, küçük kapısı,

Bahçesi mutluluk saçarken,

Saraylar ağlıyordu.

 

Bahçesine nadiren çıktığı

Penceresinden arada bir baktığı,

Nice ölümlere sahne olmuş,

Koridor ve odalar şimdi bomboş.

Kuruyup gitmiş gözyaşlarının,

Hüznü kalmış her yerde.

Hırs ve doymazlık,

Kol geziyor hâlâ saraylarda,

Sinmiş işte o ruh her yere…

 

Onun küçük evinde,

Baharda çiçek açar meyveler.

İbretle baktırır dirilişe.

Sonra Rabbi çiçekler arasından,

Tatlı bir sunumla,

Meyveler ikram eder ona.

Neş’e ile yer kendi ve çocukları.

Çamaşırlar kurutulur küçük bahçede.

 

Her gün bir çeşittir yemeği,

Ama bin bir tat gizlidir içinde.

Gece çay içerken bahçesinde,

Yıldızları, uzak alemleri düşünür.

“Bir çay daha içer misin?” der hanımı.

“Kendine de koy, beraber içelim” der.

 

Ne yapsın köşkü sarayı,

Kıyamet koparken,

Köşk, saray, kulübe hepsi bir.

Hiç biri kalmaz.

Bir tek mutluluklar,

Rabbin rızasına uygun hayatlar,

Ebede götürülebilenler,

Kabul olan güzel amellerdir kalan…

Eee daha ne olsun,

Cennetin beklediği, gözlediği de budur.

 

Ya siz dünyada kalıcı mısınız?

Ey etrafa gafletle bakınanlar,

Sarayların en güzeli olan dünya,

Kapılarını kapattı artık.

Ebede dönüş başlıyor.

Seni burada durdurmazlar.

Uyandın mı nihayet?

Neye yarar ki bu uyanış?

Pişmanlığını arttırmaktan başka…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir