Şifa  kaynağı Kur’an

 

İşitme engellilere işaret diliyle, görme engellilere de Braille alfabesiyle Kur’an ve din eğitimi veriyorum. Öğrencilerime manevî Kur’an tefsiri olan Risale-i Nur’u da okuyorum, anlatıyorum. Görme engelli öğrencilerim lise, ortaokul ve ilkokulda okuyan çocuklar. Kur’an öğrenmeye hafta sonu geliyorlar. Azim ve gayretlerinin sonucunda, büyük başarılara imza attılar. Onlardan birkaçını şevke medar olması için anlatacağım.

Bebekken yetimhaneye bırakılmış 6 yaşında bir yavru Kadir. Çocuklarını evlendirip, onu evlatlık almış fedakâr bir annesi var yanında. Biraz konuştuk kendisiyle:

‘’Aldığımda 8 aylıktı görme engelliydi.  O halini bile bile aldım. Kendi evladım gibi baktım ona. Büyüdüğünde haram olmasın diye kızıma sütünden verdirdim. Tedavisi için doktora götürüyorum devamlı. Hiç görmez dedi doktorlar bize ama Allah’a çok dua ettik ve görmeye başladı. Şimdi yakından harfleri, renkleri sayıları, görebiliyor çok şükür. Kim ne derse desin Rabbim isteyince olur. O diledi ve açtı yavrumun gözlerini. Ben ve eşim artık hayatımızın kalanında herşeyi onun için yapacağız. Şimdi de Kur’an öğrensin istedik kendisi de çok hevesli, buraya getirdim’’ dedi. Ben de dinledim anlattıklarını ve ‘’Baş göz üzerine!’’ dedim.

Hoşgeldin  aramıza Kadir.

Kurstan ayrılırken “Gül kokulu hocam hoşçakal, yarın görüşürüz” deyip el sallamıştı bana.

Görüşürüz inşallah minik Kur’an âşığı Kadir. Allah ömür boyu Kuran’ı okumayı, sırlarını anlamayı, yaşamayı nasip etsin sana inşaallah. Kur’an’ın nuru sarsın yüreğini.

Şifa olsun sana.

 

Kur’an müminlere hüda ve rahmettir

Kur’an hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem hakikattir, hem şeriattır, hem sadırlara (kalplere) şifa, mü’minlere hüda ve rahmettir.

Hüseyin lisede okuyor. Doğuştan görme engelli, göz kapakları kapalı. O bebekken babası kazada vefat etmiş. Hep annesi, anneannesi destek olmuş ona. Normalde bu yaştaki çocukların eğitimlerini erkek hocalar veriyor ama durumları farklı, Kur’an’ı özel olduğu için annesi bizden rica etti. Kendisi de onunla birlikte geliyor ders saati bitene kadar yanından ayrılmıyordu. ‘’Kur’an okumayı çok istiyorum, kaç gün sürer öğrenmem, ne zaman başlarız?’’ diye devamlı soruyordu. Gel gelelim parmak uçlarında his kaybı vardı. Kabartma noktaları hissetmekte zorlanıyordu. O yüzden okul eğitiminde dersleri de hep sesle,  yani duyarak hafızasına  alıyor, o şekilde devam ediyordu. Ezberi çok kuvvetli ama Kur’an okuması için hissetmesi lazım. Annesi devamlı:  “Ümit var mı? Olacak mı? Yapabilecek mi? Boşuna heveslenmeyelim yoksa” diyordu. Gülümseyip ‘’Olacak inşallah. Biz dua edelim, elimizden geleni yapalım, siz de destek olun. Rabbim zaten yardım edecektir’’ diyordum. Öyle de oldu. Elhamdülillah.

Cenab-ı Hakkın yardımı, annesinin duası, Hüseyin’in azmi ve desteğimizle çok şükür Kur’an’a geçti ve şimdi çok güzel okuyor. ‘’Pastalarımızı getirelim güzel bir kutlama yapalım’’ dedim. Her çocuğum Kur’an’a geçince kutlamamız, olmazsa olmazımız tabi ki. Bunu kutlamayacağız da neyi kutlayacağız değil mi? Bir tesbih, bir seccade hediye ettim ona da.

Namazlarımızı da düzene koyduk çok şükür. İçim çok huzurlu, çok mutluyum diye hislerini paylaştı benimle de. Sonra Hüseyin yanıma geldi: “Kuran-ı bana öğrettiniz teşekkür ederim, okuduklarımı vefat eden babamın ruhuna göndereceğim, size de çok dua edeceğim” dedi. Hafız olmayı da çok istediğini söyledi. Ben de ‘’Daha ne isteyebilirim ki, her zaman destek olmaya hazırım’’ dedim. ‘’İnşallah mânâ hafızı da olasın Hüseyin’’  diye dua ettim.

Cenab-ı Hak, bu ilimden, bu yoldan, bu hizmetten bizleri ayırmasın inşallah…

 

Elleriyle Kur’an’ı öğrendi

Kısmet abla 55 yaşında işitme engelli, duyamıyor ve konuşamıyor. Kursumuza Kuran öğrenmeye gelenlerden birisi o da. Duymayıp konuşamadıkları için iletişimde eller çok önemli onlar için. Eller konuşuyor, mimikler konuşuyor onlarda…

Hani iş yapmaktan, çalışmaktan eller, parmaklar sertleşir tam hareket edemez ya, işte Kısmet ablanın ki de öyle. Kursa mutlulukla geldi sarıldık, tanıştık. Çok muhabbetli, çok istekli gördüm onu…

Elif cüzünden okumaya başladık. Ama dönmeyen, işaretleri tam yapamayan elleri görünce ‘’Ah! Nasıl olacak şimdi?’’ dedim.  O kadar da şevkliydi ki öğrenmek için elinden Elif cüzünü bırakmıyordu. Ben biraz gösteriyordum sonra iyi bilen bir öğrencime destek olması için yönlendiriyordum. Zaten herkes yardımcı olmak için seferber oldu ona. Baktım, bir o sırada, bir diğer sırada herkesle okumaya çalışıyor. Diğer öğrenciler O görmeden bana işaretle: “Tam yapamıyor, okuyamıyor, işareti gösteremiyor ama olsun” diyorlardı.

Ben de ‘’Tamam Kursu bırakmasın da, öğrendiği kadar’’ diyordum. Yalnız ters giden şuydu ki, onu üzmemek, kırmamak için herkes birer ikişer sayfa okutup ilerletmişler. Bir süre sonra yanıma geldiğinde Elif cüzünün son 2 sayfasındaydı. ‘’Allah’ım ne yapacağız  şimdi? Geri sayfalara geçsek çok üzülecek, şevki kırılacak. Kur’an’a geçirsem nasıl okuyacak? Sen yardım et ya Rabbi!  Bismillah!’’ deyip, son sayfaların okunuşunu gösterip, ‘’İnşallah olur’’ diyerek Kur’an’a geçirdim. Kur’an’a geçtikten sonra çok kısa sürede öyle güzel okumaya başladı ki. Eksiklerini de kısa sürede tamamladı. Şimdi tecvid uygulamasına bile geçtik. Diğer öğrenciler de bu güzelliğe şahit oldular. Hepimiz şaşkın bir şekilde birbirimize bakıp gülümseyip şükrettik, ‘’Allah’ın inayeti bu, başka bir şey değil!’’ dedik.

Kur’an, insana hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem insanın bütün hacat-ı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddestir.

 

Risale-i Nur büyük teselli veriyor

Beyza lisede okuyor. Kursta hem Kur’an okuyoruz hem de sorularına cevap vermeye çalışıyorum. Bir gün ‘’Bu anlattıklarınız nerede yazıyor?’’ dedi. Ben de ‘’Risale-i Nur okuyorum. İstersen sana ses kayıtları videolar atayım dinle!’’ dedim. O şekilde başladık.

Beyza: “Manevi boşluktayım. Risale-i Nur’u çok sevdim, dinlediğimde içimdeki boşluğu dolduracak, sorularıma cevap bulacağım kitaplar bunlar. Dinledikçe gönlüm rahatlatıyor, sanki hafifliyorum. Ben okumak da istiyorum” dedi. ‘’Tamam, nerede basımı  yapılıyor araştıralım’’ dedim. Ben bir taraftan, Beyza bir taraftan sormaya başladık. Kağıtları özel, baskıları özel, her yer yapamıyor tabi ki.

Birkaç gün sonra aradı. Kaç basım yerine telefon etmiş o heyecanla. ‘’Buldum, hem de bize çok yakın bir yerde’’ dedi. Ben de yapan kişiyle irtibata geçtim. ‘’Çok güzel bir hizmet, destek olalım ve elimizden gelen kolaylığı sağlayalım’’ diye konuştuk. Elhamdüllilah Küçük Sözler’i bastırdık. Beyza heyecanla okumaya başladı bile. Ve derslere gelmeyi istedi. ‘’Daha iyi anlamak istiyorum, hayatıma geçirip başka insanlara da anlatmak, faydalı olmak istiyorum’’ dedi.

‘’İnşallah’’ dedim.

Rabbim bu nurlu yoldan ayırmasın.

 

Ben ahirette görebilecek miyim?

9 yaşında görme engelli bir öğrencime, sorduğu soru üzerine, kabirden, ahiretten, Cennetten bahsettim. Ve bana heyecanla, coşkuyla sorduğu şey şuydu: “Gerçekten mi, Allah bana çok güzel göz mü verecek, yani ben ahirette, Cennette görebilecek miyim?” dedi. Onun o mutluluğu çok duygulandırmıştı beni. Ve her ders yanıma gelip, ‘’Lütfen Risaleden anlatır mısınız?’’ deyişi Nurlara karşı sevgisini, ilgisini de gösteriyordu. Öğrencilerimin hepsiyle yemek duamızı ve bir çok vecizemizi de ezberledik.

İşitme engelli öğrencilerim de hem duyamıyor, hem konuşamıyorlar. Kur’an öğretiyorum onlara da. Aşkla, şevkle öğrenme gayretlerini görünce ‘’Asıl engelli olan acaba bizler miyiz?’’ diye düşünüyorum. Yıllar geçti ama hala öğretirken ve onların okuduğunu görürken çok duygulanıyorum.

Kulakları duymadığı  için ezber yapamıyorlar ve öğrendiklerini çok çabuk unutuyorlar. Devamlı tekrar etmeleri gerekiyor bu nedenle.  Unuttuğu için çok mahçup oluyorlar, utanıyorlar, üzülüyorlar, kendilerine kızıyorlar. Ama ellerinde olan bir şey değil. ‘’Benim için sorun yok, tekrar anlatırım’’ diyorum işaretle ve yeniden başlıyoruz.

 

Okuduğumda kalbimde huzur hissediyorum

“Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” derken bile işaretleri karıştırıyorlar. Sırasını akıllarında tutamıyorlar. Zorlanıyorlar. Ama namazlarını kılıyorlar. Ezan okunduğunda yani vakit girdiğinde sınıfta tutamıyordum, hep birlikte cemaatle namaza gidiyorduk. “Ezber yapamıyorlar ama nasıl namaz kılıyorlar?” sorusu ilk zamanlar benim de aklıma gelmişti. Ve birine sordum. “Ne okuyorsun namazda?”

Cevap kendinden emin şekilde geldi: “Allah diyorum.”

‘’Tamam, sen Allah de… Ama namazlarını bırakma’’ dedim.

Derste ilmihâl ve soru-cevap için de zaman ayırıyoruz ve Risale-i Nur’dan anlatıyorum işaret diliyle. Birisi anlatmadan, açıklamadan anlamaları onlar için çok zor, kelimeleri kısıtlı çünkü. Bir gün biri, çantasına büyük boy Sözler kitabını koyup gelmiş. ‘’Bir şey diyeceğim’’ dedi, çıkardı çantasından. ‘’Ben de Risale-i Nur okuyorum bak burada’’ dedi gösterdi. Şaşırdım ve çok duygulandım. Sonra yine işaret diliyle devam etti: ‘’Hepsini anlamıyorum ama okuduğumda kalbimde huzur hissediyorum ve çok mutlu oluyorum, ben onu çok seviyorum’’ dedi. ‘’Ben de okumaya devam et’’ dedim. Tebrik ettim.

Yani o ki, duymamak, konuşamamak, görmemek engel değil. Asıl engel bunlar değil. Yeter ki ihtiyacımızı hissedip öğrenmek isteyelim. Cenab-ı Hakka hakiki kul, Efendimize (asm) layık ümmet, Üstadımıza sadık talebe olalım…

Asıl kendimizdeki engelleri görebilmek ve düzeltebilmek duasıyla…

 

Yazan: Şeyma ERKOÇ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir